Coşkun BAŞBUĞ – 13 Ocak 2026
Bilindiği gibi Trump 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’daki özel konutunda Netanyahu ile önemli bir görüşme gerçekleştirdi.
Uzunca bir süredir dillere dolanan bu görüşme nihayet yapıldı ve sonunda İsrail ile Amerika bir masada buluştular.
Buluşmada konuşulacak konular arasında Filistin-Gazze, Suriye, İran gibi dünyanın odaklandığı, her ülkenin yakından takip ettiği önemli başlıklar vardı.
Bu konuların her biri 2026 da dünyayı ciddi manada meşgul edecek, yıla damgasını vuracak konulardı.
Öyle de oldu…
Türkiye Açısından…
Dünyada görüşmeyi yakından takip eden ülkeler sıralamasında Türkiye birinci sıradaydı.
Türkiye’nin yakından ilgilendiği konular sırasıyla Filistin ve Suriye idi.
Bilindiği gibi Ankara uzunca bir süredir bu konuları hem yakından takip ediyor hem de sürekli mercek altında tutuyor.
Bu iki konu sonrası Ankara’nın en çok ilgilendiği diğer kritik konu başlığı ise elbette İran’dı.
Birbirinden bağımsız gibi duran bu üç konu esasında birbiriyle doğrudan ilintili iç içe geçmiş konular yumağıydı.
Örneğin Suriye’de yaşanan olaylar Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor, o topraklarda yaşanan en ufak gelişme en az Suriye kadar Türkiye’de de yakından hissediliyordu.
Tüm bu işlerin özü şu anahtar cümlede saklıydı.
“Anadolu’nun savunmasının Gazze’den başladığını göremeyecek kadar kör müsünüz”
Hedef Türkiye…
Görüşmenin konu başlıkları çok olsa da ziyaretin ana konusu kesinlikle Türkiye idi.
Bu durumun da tek bir nedeni vardı o da İsrail Terör Örgütünün (İTÖ) her işte ve her şekilde Türkiye ile karşılaşmak, Türkiye ile yüzleşmek durumunda kalmasıydı.
Gerçekten de katil İTÖ nereye giderse gitsin, nereye el atarsa atsın karşısında mutlaka Türkiye’yi buluyordu ve bu nedenden dolayı da İTÖ onun karşısındaki en büyük engel olarak Türkiye’yi görüyordu.
İşte bu nedenlerden dolayı da Trump ile Netanyahu arasında yapılan görüşmelerde ana konu Türkiye, Suriye ve Filistin oldu.
Korkulan Sorular…
Netanyahu’nun Trump’la yapacağı görüşmede gazetecilerin asla sormasını istemediği, köşe bucak kaçtığı iki kritik konu ve iki kritik soru vardı.
Bu konu ve sorular tahmin ettiğiniz gibi Suriye ve Filistin ile ilgili olanlardı.
Peki, neydi bu sorular;
Türk Askeri Gazze’ye girecek mi?
Suriye’de SDG’ye yönelik bir askeri operasyon ya da harekât olacak mı?
Bu sorular İsrail ile başındaki terörist Netanyahu’nun asla duymak istemediği, en korktuğu sorulardı ancak korku ecele fayda etmedi ve iki gazeteci birbiri ardına kâbus soruları Trump’a sıralayıverdi.
“Türk Askeri Gazze’ye girecek mi?”
Trump’ın bu soruya verdiği cevap katil Netanyahu’ya ikinci soğuk duş etkisi yaptıracak cinstendi.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok iyi tanıyorum. Kendisi benim çok iyi bir dostum. Ona saygı duyuyorum. Bibi (Netanyahu) de ona saygı duyuyor. Aralarında bir sorun çıkmayacak. Bir sorun yaşamayacağız.”
Netanyahu’ya bir diğer darbe ise ikinci gazetecinin sorduğu soru oldu;
“İsrail’in Suriye ile ilişkileri nasıl olacak?”
Trump’ın bu soruya verdiği cevap Katil Netanyahu’nun asla duymak istemediği cevaptı.
“Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanına (Şara) saygı duyuyorum, kendisi güçlü biri. Suriye’nin şu anda ihtiyacı olan da bu. İsrail’in onunla iyi geçinmesini umuyorum.”
Trump’ın bu cevapları karşısında Netanyahu’nun kameralar önünde düştüğü durum gerçekten görülmeye değerdi.
İhtiyatlı İyimserlik…
Trump’ın yaptığı bu açıklamalar özellikle bölgede Türkiye ile örtüşen bir siyaset güttüğünü gösteriyordu.
Bunlar Trump açısından akıllı siyasi manevralardı zira Türkiye gelişmelere tepki verirken acep Amerika ne der ki diyerek pozisyon alan bir ülke olmadı ki…
Türkiye kendine bağımsız politikalar üreten millî menfaati neyi gerektiriyorsa da sonuna kadar uygulayan bir ülke.
Yakın zamanda yaptığımız Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı gibi harekâtlar tam da böyle olmadı mı, ki o günlerde Amerika ile bugünkünden çok daha gergin ve gerilimli bir süreç vardı.
Türkiye ne olduğuna ne dendiğine bakmaksızın yıktı geçti.
Şeyh Maksut ve Eşrefiye…
Bugünlerde tam da bu ortamı anlatan günler yaşıyoruz.
Halep’teki iki mahalle kimin ne dediğine bakılmaksızın, saatler içinde üstelik Suriye’nin kendi milli silahlı güçleriyle kontrol altına alındı.
Öngördüğümüz ne varsa gerçekleşti.
Rakamların şişme olduğunu söyledik buharlaşan teröristlerle bu durum tescillendi.
Örgüt hemen dağılır dedik, güvenlik güçleri teröristleri yollardan topladı.
Bunların hepsi yaşandı ve mahallelerde huzur kol gezmeye başladı.
Operasyonlar Fırat’ın doğusuna mutlaka geçmeli dedik…
Burası daha yaşanmadı…
Aman gecikmeyin…
Operasyonları kısa süre içinde Rakka’ya, Deyrezor’a, Haseke’ye , Kamışlı’ya taşıyın.
Çünkü emin olun süreç çok kolay ilerleyecek…
Çünkü emin olun TERÖRSÜZ SURİYE için bu şart.




YORUMLAR