Adem KILIÇ – 23 Şubat 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta, Suudi Arabistan ve Mısır’ın ardından Etiyopya’ya gerçekleştirdiği ziyaret, yalnızca diplomatik bir temas olarak değil, Türkiye’nin Afrika Boynuzu stratejisinde yeni bir aşamaya geçildiğinin işaretiydi.
Ziyaret, özellikle İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı sonrasında bölgede oluşan jeopolitik kırılma beklentisin ardından zamanlama açısından çok dikkat çekiciydi.
Zira; İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı sonrasında bölgede bazı çevrelerce beklenen yeni jeopolitik kırılma, Afrika Boynuzu’nun yeniden küresel güç rekabetinin merkezlerinden biri haline geldiğini net bir şekilde ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti ile Türkiye’nin verdiği mesaj oldukça netti.
Türkiye artık Afrika Boynuzu bölgesinde, sadece Somali merkezli bir aktör olmadığını ve Etiyopya da dahil olmak üzere, tüm bölgesel denklemi değiştirebilen en etkili aktör konumunda olduğunu yeniden ilan etti.
Türkiye’nin Afrika Boynuzu stratejisi ve artan etkisi
Türkiye’nin Afrika Boynuzu politikası 2011 Somali açlık krizi sırasında başlatılan insani diplomasi hamlesiyle birlikte yeni ve büyük bir aşamaya evrildi.
Zira Türkiye bu süreçle birlikte, bir yandan Somali’de devlet kapasitesinin yeniden inşasına katkı sağlayacak güvenlik iş birliklerini devreye alırken, bir yandan da ekonomik altyapı ve sosyal yardım yatırımları ile ülke için vazgeçilmez aktörlerden biri haline geldi.
Mogadişu’da hayata geçirilen TURKSOM askeri eğitim üssünün Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük askeri tesisine dönüşmesi ve Somali ordusunun yeniden yapılandırılmasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kritik rol oynaması bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri oldu.
Diğer yandan liman işletmeleri, havaalanı projeleri, inşaat yatırımları ve artan ticari ilişkler, Türkiye’yi Somali ekonomisinin ana aktörlerinden biri konumuna taşıdı.
Son dönemde ise; özellikle Somali açıklarına gönderilen Türk sondaj gemileriyle birlikte Türkiye’nin bölgedeki varlığı jeoekonomik boyuta da taşınmış oldu.
Zira; enerji arama faaliyetleri, savunma iş birlikleri ve diplomatik temasların birleşmesi Türkiye’nin yalnızca yatırımcı değil, artık bölgede oyun kurucu bir aktör olarak hareket ettiğini tescilledi.
Somali ile Etiyopya arasında yaşanan gerilimler sırasında Türkiye’nin üstlendiği arabulucuk rolü ise bu algıyı tamamen pekiştirdi.
Sert güç ile yumuşak gücün birleşimi
Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki etkinliğinin en belirgin özelliği sert güç ile yumuşak gücü eş zamanlı ve dengeli şekilde kullanabilmesi oldu.
Türkiye, bir taraftan ülkenin bütünlüğünü ve ulusal güvenliğini desteklemek için İHA’lar başta olmak üzere ve savunma sanayii ürünleri ihracatı, askeri eğitim programları, güvenlik anlaşmaları ve deniz güvenliği iş birlikleri yaparken, diğer taraftan da insani yardım faaliyetleri, sağlık yatırımları, eğitim projeleri, altyapı çalışmaları ve diplomatik arabuluculuk girişimleriyle toplum nezdinde kalıcı bir etki oluşturdu.
Zira bu yaklaşım; Batılı ülkelerin sömürgeci politikalarından ve Çin’in borçlandırma odaklı stratejisinden bıkan bölge ülkeleri için “kazan-kazan” temelli yeni bir pencere açtı.
Etiyopya, Afrika Boynuzu’nun demografik ve askeri açıdan en büyük ülkelerden birisi olması nedeniyle, tarih boyunca bölgesel dengelerin merkezinde yer aldı.
İşte tam da bu nedenle Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkilerini güçlendirmesi, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel istikrar bakımından da kritik önem taşımaya başladı.
Türkiye’nin yürüttüğü diplomasi sayesinde Etiyopya’nın Somaliland üzerinden deniz erişimi planının geri çekilmesi ve Somali egemenliği çerçevesinde alternatif çözüme yönelinmesi, Türkiye’nin kriz yönetimi kapasitesini ve Ukrayna savaşında olduğu gibi küresel arabuluculuk gücünü açık şekilde ortaya koydu.
Bu süreç aynı zamanda bölgesel savaş riskinin azaltılması açısından da önemli bir kazanım sağladı.
İsrail’in Somaliland hamlesi neden sınırlı kalacak
İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı ilk bakışta jeopolitik dengeleri değiştirebilecek bir adım gibi görünse de sahadaki güç gerçekliği bunun etkisinin sınırlı kalacağını gösteriyor.
Somaliland’ın uluslararası tanınmışlıktan hala uzak olması, küresel güçlerin bu hamleye itidalli yaklaşması ve kararı takip etmemesi ve Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik uluslararası konsensüsün devam etmesi İsrail’in hamlesinin etkisini daraltan unsurlar arasında yer alıyor.
Buna ek olarak Türkiye, Körfez ülkeleri ve Afrika Birliği üyelerinin görevde olan yönetime verdiği destek, sahadaki güç dengesinin Somali lehine korunmasını sağlıyor.
Diğer yandan, Türkiye’nin askeri, ekonomik ve diplomatik varlığının derinliği arttıkça İsrail’in bölgede kalıcı nüfuz oluşturma ihtimali de önemli ölçüde azalıyor. Bu nedenle Türkiye’nin aktif diplomasisi ve attığı tüm adımlar ve etkili politikası, İsrail’in tanıma kararını stratejik sonuç üretmeyen sembolik bir adım seviyesinde kalmasına neden oluyor ve olmaya devam edecek.
Diğer yandan ise Afrika Boynuzu, küresel ticaretin en kritik deniz hatlarından biri olan Kızıldeniz ve Hint Okyanusu bağlantısının kesişim noktasında bulunuyor ve bu nedenle, burada oluşan güç dengesi yalnızca Afrika’yı değil Orta Doğu ve küresel ticaret sistemini de doğrudan etkiliyor.
Türkiye’nin bölgede artan varlığı, Kızıldeniz güvenliğinde yeni bir aktörün ortaya çıkmasına, Körfez ülkeleri ile stratejik uyumun güçlenmesine ve Türk savunma sanayii için yeni pazarların oluşmasına olanak sağlıyor..
Sonuç
Sonuç olarak; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti, Afrika Boynuzu’nda yıllardır yaptığı yatırımların karşılık bulması anlamında, Türkiye’nin politikasında yeni bir safhaya geçildiğini gösteren kritik bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Ziyaret; Türkiye’nin artık yalnızca Somali’de etkili bir ortak değil, Etiyopya da dahil olmak üzere tüm bölgesel denklemi şekillendirebilen bir jeopolitik aktör konumunda olduğu mesajını veriyor. Savunma sanayi iş birlikleri, enerji hamleleri, yatırımlar ve diplomatik arabuluculuk birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin bölgede kurduğu etki mimarisinin belirgin şekilde derinleştiği görülüyor.
Bu tablo içerisinde İsrail’in Somaliland hamlesi kısa vadeli siyasi bir çıkış olarak kalmaya mahkum görünüyor ve sahadaki güç dengesi, ekonomik gerçeklik ve diplomatik destek ağı Türkiye lehine genişledikçe bu adımın stratejik ağırlığı daha da azalacak bir adım olarak görünüyor.


YORUMLAR