Reşit Kemal AS – 14 Ocak 2026
Batı’nın Türkiye’ye dair yaptığı en temel ve kronik hata, bu ülkeyi Arap coğrafyasının sosyolojisi, refleksleri ve kırılganlıklarıyla aynı kefeye koymasıdır. Bu yanlış okuma, yalnızca bir kültürel cehalet değil, aynı zamanda stratejik körlüktür. Çünkü Türkiye, ne tarihsel olarak ne de toplumsal yapısı itibarıyla Ortadoğu’daki klasik kırılma modellerine sığar. Bu yüzden de Batı’nın Türkiye’yi içeriden karıştırmaya dönük her hamlesi, beklenen sonucu üretmez.
📌Aynı Haritada Olmak, Aynı Toplum Olmak Değildir
Batı için “Ortadoğu” çoğu zaman tek tip bir coğrafyadır. Aynı din, benzer gelenekler ve benzer siyasi sorunlar… Oysa Türkiye, bu genellemenin en büyük istisnasıdır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet geleneği, merkeziyetçi yapı, güçlü bürokrasi ve ordu-millet ilişkisi, Türkiye’yi Arap dünyasından keskin biçimde ayırır.
Arap coğrafyasında kabile, mezhep ve hanedan temelli aidiyetler ön plandayken, Türkiye’de devlet, toplumsal hafızanın merkezindedir. Devlet eleştirilebilir, tartışılabilir ama tamamen reddedilmez. Kriz anlarında ise toplum, refleks olarak devleti etrafında kenetlenir. Batı’nın hesaplayamadığı tam da bu reflekstir.
📌Türkiye’yi “Parçalanabilir” Sanma Yanılgısı
Batı’nın alışık olduğu senaryo şudur:
Ekonomik baskı artırılır, medya ve sivil alan üzerinden gerilim yükseltilir, kimlik fay hatları kaşınır ve toplum parçalanır. Bu model Irak’ta, Libya’da, Suriye’de ve Yemen’de çalıştı. Ama Türkiye’de aynı etkiyi üretmedi.
Çünkü Türkiye, krizlere yabancı bir ülke değildir. Darbeler, ekonomik çöküşler, terör, dış baskılar… Toplum bu travmalarla yoğrulmuş durumdadır. Bu nedenle dışarıdan dayatılan kaos senaryoları, içeride “dağılma” değil, çoğu zaman “birleşme” üretir. Türkiye’nin en sert iç tartışmalarında bile, konu ülkenin bütünlüğüne geldiğinde farklı kesimler tek yumruk olabilmektedir.
📌Kimlikler Üzerinden Okuma Hatası
Batı, Türkiye’yi etnik ya da mezhepsel fay hatları üzerinden çözebileceğini düşündü. Oysa Türkiye’de kimlikler, siyasi tartışma konusu olabilir, ancak varoluşsal ayrışma zemini değildir. Kürt meselesi, Alevilik, laiklik-dindarlık gerilimi… Bunların hiçbiri, dış müdahaleyle ülkeyi parçalayacak bir kopuşa dönüşmedi.
Bunun nedeni, Türkiye’deki kimliklerin büyük ölçüde ortak bir tarih ve kader algısı içinde şekillenmiş olmasıdır. Türk, Kürt, Alevi, Sünni hepsi bu toprakların hafızasında aynı savaşları, aynı yoksulluğu, aynı devlet tecrübesini paylaşmıştır. Batı ise bu derinliği görmeden, yüzeysel benzetmelerle hareket etmektedir.
📌Batı’nın Asıl Rahatsızlığı: Kontrol Edilemeyen Bir Ülke
Türkiye’nin Batı açısından “sorunlu” görülmesinin temel nedeni, bağımsız karar alabilme kapasitesidir. NATO üyesi ama her talimata uymayan, müttefik ama itiraz edebilen bir aktör… Arap coğrafyasında alışılan bağımlı yapıların aksine, Türkiye pazarlık eden bir ülkedir.
Bu da Batı’nın sinir uçlarına dokunur. Çünkü Türkiye, ne tamamen Doğu’ya ait ne de koşulsuz Batı’ya entegre edilebilen bir ülkedir. Kendi yolunu arayan bu pozisyon, klasik kontrol mekanizmalarını işlevsiz kılar.
📌Kriz Anlarında Ortaya Çıkan “Devlet Aklı”
Türkiye’nin en önemli farkı, kriz anlarında devreye giren devlet aklıdır. Siyasi iktidarlar değişebilir, sert tartışmalar yaşanabilir, ancak devlet refleksi büyük ölçüde süreklidir. Bu süreklilik, dış müdahalelerin etkisini sınırlar.
15 Temmuz bunun en çarpıcı örneğidir. Batı, Türkiye’nin içeriden çözülebileceğini düşündü, ama toplum, siyasi görüş farklarını bir kenara bırakıp devleti savundu. Bu refleks, Arap Baharı sürecinde pek çok ülkede görülmeyen bir durumdu.
📌Türkiye Yanlış Okunduğu Sürece Direnç Üretecek
Batı, Türkiye’yi Arap coğrafyasıyla aynı sosyolojik kalıba sokmaya devam ettiği sürece, yaptığı her analiz eksik kalacaktır. Bu eksik analizler de yanlış politikalar üretmeye mahkumdur.
Türkiye, iç tartışmaları olan ama kriz anlarında ortak kader bilinciyle hareket edebilen bir ülkedir. Bu yüzden içeriden karıştırılamaz; zorlanır, baskı görür, sınanır ama dağılmaz. Her denemede, beklenen parçalanma yerine, beklenmedik bir bütünleşme ortaya çıkar.




YORUMLAR