Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

“Umut Hakkı” Tartışması: Kavram mı, Kasıt mı? – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 23 Şubat 2026

 

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın kurmaylarına verdiği “Vatandaşa umut hakkı olmayacağını iyi anlatın” talimatı, aslında bir hukuk tartışmasını kontrol altına alma hamlesiydi.

Devamındaki net ifade ise çizgiyi daha da belirginleştirdi:

“Sahada umut hakkı denilince Öcalan’a af getirilecekmiş şeklinde algılanıyor. Böyle bir şey olmayacak.”

Bu cümle, devlet politikasında bir değişim olmadığını duyurmanın ötesinde, büyüyen bir algı dalgasını kırma girişimiydi.

Çünkü mesele artık hukuki değil, psikolojik bir zemine kaymıştı.

Hukuki Kavram, Siyasi Yük

“Umut hakkı” Avrupa insan hakları hukukunda ağırlaştırılmış müebbet cezalarının belirli süre sonra gözden geçirilmesini ifade eden teknik bir ilkedir.

Bu bir otomatik tahliye değildir.

Bu bir genel af değildir.

Bu bir siyasi pazarlık değildir.

Ancak Türkiye’de kavram, teknik içeriğinden koparılarak doğrudan bir isimle özdeşleştirildi: Abdullah Öcalan.

Toplumun hafızasında terör başlığı duygusal ve güvenlik merkezli bir yere sahip olduğu için, kavram bir anda hukuk metninden çıkıp siyasi polemik alanına taşındı.

Sert Açıklamalar, Derinleşen Yanlış Anlama

Bu noktada dikkat çeken bir unsur var:

Bazı siyasetçilerin sert ve sivri açıklamaları.

Henüz teknik çerçevesi netleşmemiş bir kavram üzerinden yapılan yüksek tonda beyanlar, tartışmayı berraklaştırmak yerine bulanıklaştırdı.

İddialı ifadeler,

İma dolu cümleler,

Siyasi pozisyon alma refleksiyle yapılan çıkışlar…

Bunlar kamuoyunda iki farklı algı oluşturdu:

  1. “Bir hazırlık mı var?” şüphesi
  2. “Devlet geri adım mı atıyor?” endişesi

Oysa hukuki tartışmalar soğukkanlılık ister.

Sert siyasi retorik ise tam tersine, duyguyu büyütür.

Yanlış anlaşılmanın zeminini hazırlayan da bu oldu.

Algı Siyaseti ve Kavram Savaşları

Türkiye’de bazı kelimeler nötr kalamaz.

“Af” kelimesi,

“Açılım” ifadesi,

“Çözüm süreci” başlığı…

Hepsi geçmiş deneyimlerden dolayı hafızada iz bırakmış kavramlardır.

“Umut hakkı” da bu zincire eklendi.

Sert açıklamalar, sosyal medyada büyüyen yorumlar ve karşılıklı siyasi restleşmeler, teknik bir hukuk başlığını sembolik bir krize dönüştürdü.

Cumhurbaşkanı’nın “iyi anlatın” vurgusu tam da bu yüzden önemliydi.

Bu bir geri adım değil,

Bir sınır çizme mesajıydı.

Devlet Politikası mı, Siyasi Polemik mi?

Burada iki düzlem var:

Birincisi, devletin terörle mücadele politikası.

İkincisi, siyasetin kendi iç rekabeti.

Sivri çıkışlar çoğu zaman ikinci düzlemden beslenir.

Fakat sonuçları birinci düzlemde yankı bulur.

Yani siyasi polemik, devlet politikasına dair şüphe üretir.

Bu yüzden iletişim dili önemlidir.

Çünkü güvenlik başlıkları, iç politikada kısa vadeli puan hesaplarına indirgenemez.

Kelimelerle Yönetilen Kriz

“Umut hakkı” meselesi, aslında bir hukuk tartışması olmaktan çok bir iletişim sınavına dönüştü.

Sert açıklamalar yanlış anlaşılmayı büyüttü.

Algı, hukukun önüne geçti.

Siyasi rekabet, teknik çerçeveyi gölgeledi.

Erdoğan’ın mesajı netti:

Devletin terörle mücadele çizgisinde değişiklik yok.

Af beklentisi yok.

Algı üzerinden siyaset üretimine alan yok.

Türkiye’de bazen krizler yasa maddelerinden değil, kelimelerin tonundan çıkar ve bazen en büyük mesele, ne söylendiği değil, nasıl söylendiğidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER