Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Washington’da Gerçek Kimle Konuşuyor? – Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 11 Şubat 2026

 

ABD dış politikasında bazen en büyük krizler sahada değil, cümlelerde patlak verir. Son günlerde Donald Trump’ın “Havana ile üst düzey görüşmeler sürüyor” açıklaması da tam olarak böyle bir çatlağı işaret ediyor. Çünkü ortada görüşme yok. En azından Küba tarafının ve bağımsız diplomatik kanalların söylediği bu. Peki o zaman soru basit ama rahatsız edici: Trump yanıltılıyor mu, yoksa yanıltmayı mı tercih ediyor?

Bu sorunun gölgesi doğrudan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun üzerine düşüyor. Küba kökenli, sert yaptırım yanlısı, ideolojik olarak Havana’ya mesafeli bir isimden söz ediyoruz. Rubio’nun siyasi kariyeri, Küba rejimine baskıyı ahlaki bir zorunluluk olarak sunmak üzerine kurulu. Böyle bir figürün, Beyaz Saray’a “arka kapı diplomasisi” yürütüldüğü izlenimini vermesi, en azından stratejik bir çarpıtma ihtimalini akla getiriyor.

ABD’nin yakıt ve finans yaptırımları Küba’yı ciddi bir enerji krizine sürüklerken, Washington’dan gelen “müzakereler sürüyor” mesajı iki işe yarıyor:

Birincisi, uluslararası kamuoyunda ABD’yi “çözüm arayan taraf” gibi gösteriyor.

İkincisi, yaptırımların insani sonuçlarını görünmez kılıyor.

Ama Havana sessiz değil; “ortada görüşme yok” diyor. Bu çelişki, diplomasinin değil, algı yönetiminin konuştuğunu düşündürüyor.

Bu tabloyu yalnızca Küba meselesi olarak okumak saflık olur. Aynı sis perdesi Rusya–Ukrayna savaşında, İran dosyasında ve hatta Çin’le yürütülen stratejik rekabette de karşımıza çıkıyor. ABD yönetimi bir yandan “arka planda temaslar sürüyor” diyor, diğer yandan sahada gerilim sürekli tırmanıyor. Eğer gerçekten müzakere varsa, neden krizler derinleşiyor? Yok eğer yoksa, bu söylem kime hizmet ediyor?

Trump’ın kişisel diplomasi tarzı burada kilit rol oynuyor. O, çoğu zaman sürecin kendisinden çok kontrol hissi ile ilgileniyor. “Görüşmeler var” demek, kontrol bende demektir. Fakat bu söylem, kurumsal gerçeklikle örtüşmediğinde, başkanı değil devleti zayıflatır. Çünkü dış politika, iç kamuoyuna verilen bir televizyon röportajından ibaret değildir; karşı taraf da konuşur, yalanı da not eder.

Marco Rubio özelinde asıl mesele, bilgi mi saklandığı yoksa bilginin mi yeniden paketlendiği. Trump’a “görüşmeler sürüyor” denirken, belki de kastedilen şey, yalnızca dolaylı temaslar ya da üçüncü ülkeler üzerinden yoklanan zeminlerdir. Ama bunu “üst düzey müzakere” diye sunmak, gerçeği esnetmek değil, gerçeği yeniden yazmaktır.

Bugün Washington’un karşı karşıya olduğu asıl kriz, Küba’nın enerjisiz kalması ya da İran’la yeni bir gerilim hattı açılması değil. Asıl kriz, söylem ile gerçeklik arasındaki makasın giderek açılmasıdır. Diplomasi güven ister; güven de doğru bilgiyle başlar. Eğer başkan, kendi dışişleri ekibinin çizdiği sisli tabloya bakarak karar alıyorsa, bu sadece bir yönetim sorunu değil, küresel bir risk haline gelir.

ABD gerçekten müzakere mi ediyor, yoksa yalnızca müzakere ediyormuş gibi mi konuşuyor?

Cevap net değil. Ama belirsiz olan bir şey var ki, o da tehlikelidir: Gerçekle temasını kaybeden bir süper güç, yalnızca rakiplerini değil, kendisini de yanıltır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER