Haydar AS – 15 Ocak 2026
Suriye’nin, yeniden uluslararası toplum tarafından kabul görmesi, hemen tüm ambargoların kaldırılmış olması, ikili ilişkilerde başarılı olunması, tüm bunlar yeni yönetimin dışarıdaki başarısı olarak kabul görürken…
Maalesef içeride işlerin istenildiği gibi gitmediğini hep beraber görüyoruz.
Şara yönetiminin ilk günden beri toplumun her kesimini kucaklayıcı tavrı, yeni Suriye’yi hep birlikte ayağa kaldırma gayretleri karşısında halen ayak sürüyen, ortamı provoke etmeye çalışan guruplar varlığını sürdürüyor.
Halep’te Yaşananlar ve Boşa Çıkan Senaryo
Geçtiğimiz hafta Halep’te yaşananlar hepimizin malumu.
Tıpkı Diyarbakır’daki Hendek olaylarının bir benzeri olacaktı ama sivil halk akıllı davranarak olası bir katliamın önüne geçmiş oldu.
Sivilleri kalkan olarak kullanmak isteyen örgüt, sivil can kayıpları ile “bu şartlarda nasıl silah bırakmamızı bekliyorsunuz” mesajı vermek istemişti ama işler umduğu gibi gitmedi.
Suriye ordusunun uyarıları ile bölgedeki mahalleleri boşaltan halk örgüt mensuplarına zor anlar yaşatmış oldu.
Amerika’dan da beklenen destek gelmeyince silahlarını bırakarak bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar.
Bundan sonra ne olur…
Suriye’de huzurlu bir ortam oluşmasını istemeyen İsrail anlaşılan o ki bölgede etnik ve mezhepsel gerilimi tırmandırmaya devam edecek.
Güneyde Dürzi’leri sürekli kontrol altında tutarak yeniden bir iç savaş oluşturma gayreti içinde olan İsrail, Amerika’nın ikircikli tavrını fırsat bilerek yalnızlığa itilmeye çalışılan YPG-SDG terör örgütüne destek olarak olası bir entegrasyonun önüne geçmekte hiç bir beis görmemektedir.
İsrail’in bu desteği, 10 Mart mutabakatına imza atıp Suriye ordusuna entegre olması beklenen SDG’ye yeniden bir umut olmuştur adeta.
Türkiye Açısından Kayıtsız Kalınamayacak Bir Tablo
Elbette ki bu durum karşısında bizim kayıtsız kalacağımızı kimse beklememelidir.
İsrail’in bu tavrının Kürtleri çok sevdiğinden olmadığına göre olacaklara karşı bizimde gardımızı almamız kaçınılmaz olmuştur artık.
Öyle ya bölgeyi bir oldu bittiye getirerek hayallerini gerçekleştirmiş bir İsrail’in sınır komşumuz olmasını hiç birimiz istemeyiz herhalde .
Bunlar işin sonuç kısmı, bugünden yarına olacak işler değil ama bugünden tedbir almak yarın korkulu rüyalar görmemizi engeller diye düşünüyorum.
Tedbir olarak bize düşen ise üniter yapıya sahip bir Suriye’yi birlikte oluşturabilmektir.
İlk adım olarak da, bizim için İsrailin açık desteğiyle artık ciddi anlamda bir tehdit oluşturan SDG’yi konuşlanmış olduğu bölgeden kaldırmak olmalıdır.
Bunun için önceliğimiz, Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin en son ana kadar tıkanmamasıdır.
Kürt Halkı Açısından Entegrasyonun Anlamı
Verilen süre dolmasına rağmen bu karar için halen fırsat vardır SDG için.
Öncelik diyorum çünkü bu katılım ile birlikte bölgede bulunan Kürt nüfusu da yeni Suriye’nin bir paydaşı olarak hem terör örgütünün zulmünden kurtulacak, hem de özgür birer birey olarak varlığını sürdürecek.
Zaten son günlerde gerek SDG içinde gerekse kapsadığı alanda yaşanan ufak çaplı kalkışmalar halkın böyle bir birleşmeyi ısrarla arzu ettiğinin bir göstergesidir.
Bir terör örgütünün boyunduruğu altında mı yaşamak, eşit vatandaşlık haklarına sahip özgür bir Suriye’nin parçası mı olmak…
Halk aslında kararını vermiş vermesine de, empati yapacak olursak yıllardır terör örgütünün zulmüne maruz kalmış bu insanların silahların gölgesinde sesli düşünmelerini de beklemek insafsızlık olur.
Yine de benim beklentim, başta örgüt içindeki Arap aşiretleri olmak üzere bir takım ayaklanmaların yaşanacağı yönündedir.
Bunların hiç biri olmasa en son tercih olarak Türkiye uluslararası hukukun kendine vermiş olduğu yetkilere dayanarak kendi güvenliği için meşru hakkını kullanmak zorunda kalacaktır..
Bekleyip göreceğiz…




YORUMLAR