WOTTV E-DERGİ
DOLAR 33,0801 0.05%
EURO 36,0535 0.23%
ALTIN 2.559,930,36
BITCOIN 22494361,48%
Meksika Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Hatırlattıkları

Meksika Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Hatırlattıkları

14 Haziran 2024 12:16
Meksika Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Hatırlattıkları
0

BEĞENDİM

Fatih ÜNLÜ – 14 Haziran 2024

 

Meksika’da cumhurbaşkanlığı seçimleri 2 Haziran 2004 tarihinde yapıldı ve  seçimi Ulusal Yenilenme Hareketinin (MORENA) adayı bayan Claudia Sheinbaum kazandı.

Musevi olan Claudia Sheinbaum 1 Ekim’de görevi mevcut Cumhurbaşkanı Lopez Obrador’dan devralacak ve  Meksika’nın da ilk kadın cumhurbaşkanı olacak.

Mevcut Cumhurbaşkanı Obrador ciddi bir halk desteğine sahip olmasına rağmen anayasadaki yıl engelinden dolayı bu seçimde aday olamamış ve yeni seçilen Sheinbaum’u desteklemiş. Sheinbaum’un aldığı yüzde 60’a yakın oyda Obrador’un da katkısının büyük olduğu  biliniyor…

Gelelim Meksika seçimlerini neden bugünkü yazımızın konusu yaptığımıza. Meksika’da bu seçim döneminde ne yazık ki tam 37 aday öldürülmüş. Seçim döneminde adaylara 828 defa da öldürücü olmayan saldırılarda bulunulmuş. Bir önceki seçimde öldürülen aday sayısı ise 36. Gerçekten Meksika için endişe verici bir durum.

İnsanın öldürülmesi her hal ve şartta insanı aşağıların en aşağısına, esfel-i safiline  atabilecek en şerli eylemdir. Hiç şüphesiz. Seçimlerde adayların öldürülmesi de bu şer içinde dehşetli bir durum.

Öldürülen kişiler oy alamayacak adaylar olsalardı, her halde kimse onları öldürmeye tevessül etmeyecekti. Muhtemelen seçildiğinde bazı çevreler için bir tehlike oluşturabilecek kimseler ya da güçlü çevrelerin adaylarının seçilmesini engelleyebilecek kadar oy alabilecek kişiler öldürülüyordur daha çok.

Bu da, halkın iradesine yapılan doğrudan ve dehşetli bir müdahale demek. Kimin böyle bir müdahaleye hakkı olabilir?  Elbette kimsenin olamaz.

Adayların Öldürülmesi Bize Neyi Hatırlatıyor?

Meksika’da adayların öldürülmesi ve adaylara yönelik fiziksel saldırılardan sözü çok önemli bir noktaya getirmek istiyorum. Aslında dünyanın birçok yerinde yapılan seçimlerde halkın iradesine ve seçimlerin sonuçlarına çok farklı şekillerde müdahaleler yapılıyor.

Bu müdahalelerden bazıları o kadar ustaca yapılıyor ki  çoğu zaman fark bile edilemiyor. Müdahaleler birçok araçla, para gücüyle, gizli pazarlıklarla, kamuoyu oluşturacak araçlara hakimiyetle, kendine yakın adayları öne çıkararak ve belki bazen de tehditle ve şantajla yapılabiliyor.

Buna orta ve uzun vadeli hedeflerine ulaşmak için benzer çevrelerin sosyal hayatı ve siyaseti dizayn etme çabaları ve kendi amaçları için çatışmaları körükleyen  adımları da dahil edilince, ortaya tuhaf olduğu kadar da ürkütücü bir tablo çıkıyor.

Bir örnek verelim. Aşırı sağın yükselişe geçtiği Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarını mültecilerle ilgili durumun ve yaşanan sorunların etkilemediği söylenebilir mi? Sadece seçmende yankı bulan söylemlere bile baktığımızda bu etkiyi inkar edemeyiz.

Dolayısıyla, mülteci akınına yol açan Suriye iç savaşını kışkırtan ve tarafların reflekslerini de kullanarak Rusya-Ukrayna savaşını başlatan ve bitmemesi için elinden geleni yapan çevreleri bu seçimlerde ve ötesinde büyük denklemin dışında tutarsak, analizimiz eksik  kalır.

Evet, Meksika’da adayların öldürülmesi seçimlere müdahalenin en vahşi şekli ama sonuçları itibarıyla diğer türlü müdahaleler de halkın iradesine ket vurması açısından benzer mahiyette. Çünkü halkın “Benim dediğim oluyor.” hissine kapıldığı bir anda aslında başkalarının  dediği oluyor da insanlar bunu ancak çok sonradan fark edebiliyor.

Bu durumun istisnaları da var elbette. Halk desteğini almış, siyaseti iyi bilen, fedakâr, cesaretli ve sebatkar liderler birçok engeli aşabiliyorlar. Zorlansalar da birçok güzel işe vesile olabiliyorlar.

En büyük tehlike yukarıda bahsettiğimiz müdahale ihtimallerinden bihaber olunduğunda ortaya çıkıyor.  Fakat yukarıdaki tehlikeler bilinerek hareket edilirse çıkış yolları da az çok bulunabiliyor.

Mills’in “İktidar Seçkinleri” Kuramı

Demokrasilerde süreçlerin çeşitli  yapılar eliyle yönlendirilmesi aslında birçok kişinin üzerinde çokça kafa yorduğu bir husus. Bu durumu en iyi kuramlaştıranlardan birisi de Amerikalı sosyolog Charles Wrigth Mills.

İktidar Seçkinleri  (The Power Elite) kitabını 1956 yılında yayınlayan Mills, 1962’de geçirdiği dördüncü  kalp kriziyle 46 yaşında vefat etmiş çok önemli bir sosyolog.

Mills’in bu çerçevede söylediklerini “wikipedia” gibi açık kaynaklardan yararlanarak özetle aktaralım:

Mills “İktidar Seçkinleri” kitabında birbiriyle bağlantılı “elit” grupların -çoğunluğun aleyhine olacak şekilde- nasıl süreçleri kontrol ettiğini anlatıyor.

Mills’e göre, 19. yüzyılda bir orta sınıf toplumu olan Amerika’da ekonomik güç bir süreç içerisinde birbirleriyle bağlantılı iki veya üç büyük şirketin eline geçmiştir. En önemli ekonomik kararlarda da etkin güç bu şirketlerdir.

Mills’e göre demokrasilerde işin aslı şudur: Toplum, üçlü bir elit grup tarafından (triumvirlik- triumvirate), yani siyaset – askeriye – iş dünyası (sanayi – mali) tarafından üçlü bir etkileşimle (Capitol-Pentagon-Wall Street) yönetilmektedir.

Yoksulluk, durgunluk, ekonomik bunalım ve savaş kararları, iktidar eliti tarafından verilmektedir.

Gizlilik içinde çalışmaları (ama bunu inkar etmeleri) bunların temel prensipleridir.

Bunlar  teknoloji gibi istediklerinin uygulanmasını sağlayacak araçlara sahiptirler.

I. Wright Mills, önceki elit kuramcıların aksine elit yönetimi kaçınılmaz yönetim biçimi olarak görmemekte ve seçkinlerin doğuştan seçkin bir karakterle dünyaya geldikleri gibi bir görüşe de itibar etmemektedir. *

Sonuç

Mills’in kuramı farklı biçimlerde 20. yüzyılda ve sonrasında yaşananlara çok belirgin bir şekilde uymaktadır.

ABD’nin ve dünyanın yönetiminde Mills’in bahsettiği üç elit gruba da yön verebilen ilave komiteler ve gizli yapılar mevcuttur ama temel şablon yine Mills’in anlattığına benzer.

Belirli  gruplar gizli işbirliğiyle  dünyada ekonomik, siyasi ve sosyal süreçleri kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmektedir.  Bu süreç de ekseriyetle çoğunluğun ve “insanlığın” aleyhine tezahür eder.

Bu grupların bir özelliği de erişimleri kuvvetli olduğu gibi çok ısrarcı olmalarıdır. İmkânları olduğu için de -kendilerine taraf olmasa bile- dünyanın dehasından da faydalanmanın bir yolunu bulabilirler.

Bu işin bir yönü. Fakat bu tür mekanizmalar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, bunlar -özellikle diğer tarafta manevi derinlik varsa- asla aşılmaz değildir, aşılabilir. Ama bu mekanizmalar görülmüyor diye onları yok saymak… Asıl büyük aldanmalara ve dehşetli kayıplara yol açan budur.

===

* Kaynaklar: Wikipedia.com, sociology.plus, thoughtco.com

Fatih Ünlü

Fatih Ünlü 1965 Adana doğumludur. Adana Dumlupınar İlkokulu, Hürriyet Ortaokulu ve Anafartalar Lisesinden sonra 1987 yılında ODTÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümü Uluslararası İlişkiler alt dalından mezun olmuştur.TBMM, TÜBİTAK, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Kalkınma Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)'nda çalışmıştır.Yayıncılık faaliyetlerine vakit ayırabilmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı SBB - İSEDAK ve Uluslararası Kalkınma İşbirliği Genel Müdürlüğünden 2022 yılında emekli olmuştur.Emeklilikten sonra, Güray Gümüş'le birlikte Abdullah Bera Yıldız'ın "Bir Soluk Dua - Çaresiz Anlarımıza Çare Olan Rahmetinle" ve "O'nu Bilmeden Hiçbir Vahada Hayat Yoktur" adlı kitaplarının editörlüğünü yapmıştır.

    En az 10 karakter gerekli
    Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
    Tüm Yorumlar (1)
    • Slh Scr

      Komplo teorisi diyorlar ve derin düşünmeyi bıraktırıyorlar. Gençliğe ulaşmanın yolunu da benzeri yollarla kapatıyorlar. “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.” Birgün mutlaka…

      Yanıtla
      +0
      -0