Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

ABD ve İran arasındaki bitmek bilmeyen bu kriz ne zaman son bulacak ve gerilimin fitili ilk nerede ateşlendi?

Dünya siyasetinin en sancılı ilişkilerinden biri olan ABD ve İran

Dünya siyasetinin en sancılı ilişkilerinden biri olan ABD ve İran arasındaki restleşme, onlarca yıldır süregelen siyasi krizler, ağır yaptırımlar ve karşılıklı tehditlerle bölgeyi bir ateş çemberine çevirmeye devam ediyor. Peki, iki ülke arasındaki bu derin uçurumun arkasında hangi tarihi kırılmalar yatıyor ve Washington ile Tahran hattındaki bu büyük hesaplaşma küresel dengeleri nasıl değiştiriyor?

ABD ile İran arasındaki gerilim, basit bir diplomatik anlaşmazlığın çok ötesinde, kökleri onlarca yıl öncesine dayanan bir güç mücadelesini temsil ediyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin temelden sarsılması, 1979 yılındaki İran İslam Devrimi ve ardından yaşanan Tahran’daki ABD Büyükelçiliği baskınıyla başladı. 444 gün süren rehine krizi, Washington’ın Tahran ile tüm diplomatik bağlarını koparmasına yol açarken, bugünkü düşmanlığın da ilk büyük tuğlasını örmüş oldu.

Diplomatik Kopuştan Silahlı Çatışma Eşiğine

Seksenli yıllarda yaşanan İran-Irak savaşı sırasında ABD’nin tutumu, Tahran yönetimi tarafından hiçbir zaman unutulmayan bir diğer kırılma noktası oldu. Basra Körfezi’nde yaşanan deniz çatışmaları ve 1988 yılında bir ABD savaş gemisinin İran’a ait bir yolcu uçağını düşürmesi, iki ülkeyi doğrudan savaşın eşiğine getirdi. Bu süreçten sonra İran, bölgedeki nüfuzunu artırmak için vekalet savaşlarına odaklanırken, ABD ise İran ekonomisini felç etmeyi hedefleyen ağır yaptırım paketlerini devreye sokmaya başladı.

Nükleer Program ve Modern Dönem Krizleri

2000’li yılların başında İran’ın nükleer programının ifşa edilmesiyle birlikte gerilim yeni bir boyuta taşındı. Batılı güçler İran’ın nükleer silah geliştirmesinden endişe ederken, Tahran bu programın barışçıl amaçlar taşıdığını savundu. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma kısa süreli bir bahar havası yaratsa da, ABD’nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve “maksimum baskı” politikasını başlatmasıyla ipler yeniden koptu. Bu dönemde karşılıklı restleşmeler, Basra Körfezi’ndeki tanker baskınları ve stratejik suikastlarla zirve noktasına ulaştı.

Yaptırımların Gölgesinde Belirsiz Gelecek

Günümüzde ABD ve İran arasındaki gerilim, sadece askeri değil, aynı zamanda siber saldırılar ve ekonomik abluka üzerinden de devam ediyor. Washington, Tahran’ın bölgesel faaliyetlerini sınırlamak için yaptırım silahını en sert şekilde kullanırken; İran ise bu baskılara nükleer kapasitesini artırarak ve bölgesel ittifaklarını güçlendirerek yanıt veriyor. Tarihsel süreç boyunca yaşanan bu krizler silsilesi, iki ülke arasındaki güven bunalımının ne kadar derin olduğunu ve kalıcı bir çözümün önündeki engellerin ne denli büyük olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.