Suudi Arabistan merkezli önemli yayın organlarından Arab News’de, devam eden İran savaşının geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD Başkanı Trump’ın ABD’nin son dönemdeki Irak ve Afganistan savaşlarında olduğu gibi, bir zafer analtısı yakaladıktan sonra, kesin bir galibiyet olmadan savaşın geleceğini Körfez ülkelerine bırakarak çekilebileceği tespiti yapılan analizde, Körfez ülkelerinin de olası hamlelerine dair öngörülere yer verildi.
Analizde ayrıca, ABD içerisinde Trump’ın İran savaşına verilen desteğe dair anket verilerine yer verildi.
İşte Arab News’de yayınlanan analiz:
ABD Başkanı Donald Trump, İran savaşı devam ederken sahadan çekilip bölgeyi terk ederek Körfez ülkelerini Tahran’la baş başa bırakabilir mi?

Kısa cevap; evet. Ancak daha uzun cevap ise çok denklemli.
Trump’ın iç siyasi gücü ve savaş kararlılığı
Trump güçlü bir pozisyonda ve ABD’de yapılan son anketler ciddi bir destek tabanına işaret ediyor.
ABD genelinde savaşa destek yüzde 30’larda olsa dai “Make America Great Again” kitlesinin, yani Trump’a oy verenlerin yüzde 70’i savaşı destekliyor ve bu Trump için yeterli görünüyor.

Bu desteği korumak isteyen Trump, neredeyse her gün Amerikan kamuoyuna yönelik basın toplantıları, röportajlar ve bilgilendirmeler yaparak hem pozisyonunu tahkim ediyor hem de eleştirilere cevap vermeye çalışıyor.
Ancak bununla birlikte eğer savaş uzarsa ve Trump belirli hedeflere ulaştığını düşünürse, çatışmayı sonlandırıp sahadan çekilmeyi tercih edebilir. Aynı şekilde hedeflere ulaşmanın maliyeti yönetimi için fazla yüksek görünmeye başlarsa, geri çekilme kararı sürpriz olmayacak.
Hürmüz krizi ve ekonomik maliyet
İran’ın direnci, Körfez ülkelerine yönelik füze ve İHA saldırıları ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yol açtığı petrol şoku (günlük yaklaşık 20 milyon varil akışın kesilmesi) gibi gelişmelere rağmen Trump sakin ve güçlü bir görüntü sergiledi.

Trump kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtta, İran rejiminin devrilmesinin petrol fiyatlarından daha önemli olduğunu söyleyerek aslında hem kendi popülaritesini hem de partisinin ekonomik performansını riske atan bir kumar oynuyor.
Şu aşamada ise Trump, güçleriyle rejimin kritik hedeflerine her gün saldırılar düzenleyerek savaşı zafere kadar sürdürmeye hazır görünüyor.
Tarihsel olarak ABD, insani ya da maddi maliyetler beklenen kazançları aştığında çatışmalardan çekiliyor.. Vietnam, Lübnan ve Afganistan bunun örnekleri olarak önümüzde duruyor.
Daha geniş çerçevede idr ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmış, Soğuk Savaş boyunca pozisyonunu korumuş ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar direnmiştir. Afganistan’dan çekilmiş olsa da Güney Kore’deki askeri varlığını 70 yılı aşkın süredir sürdürüyor.
Ancak her savaş kendi dinamikleri ve hesaplarıyla şekilleniyor.
İran savaşı neden daha kritik?
Siyaset nihayetinde çıkar, kazanç ve kayıpların tartılması olarak özetlenebilir. Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaş, George W. Bush’un Irak’ı işgalinden ve Saddam Hüseyin’i devirmesinden daha sonuç alıcı bir potansiyele sahip.

Bu savaş, iki ülke arasındaki uzun süreli çatışmayı nihai bir çözüme kavuşturabilir. Bu nedenle Trump’ın geri çekilme ihtimali görece daha düşük. Zira tarihsel bir zafer arayışında.
İran kendisini bir varoluş savaşı içinde görüyor ve Tahran’ın elindeki tek koz, görünen o ki; çatışmayı mümkün olduğunca uzatmak.
En kötü senaryoda tüm hedeflere ulaşılamayabilir ve savaş aylarca sürebilir. Bu durumda ABD donanması bölgeden çekilirken Tahran’daki rejim ayakta kalabilir.
Tahran’ın kırılma noktası ne olacak?
Burada İran liderliğine yöneltilecek kritik soru şu. Bu kayıplar, rejimi bölgesel agresif politikalarından vazgeçmeye ve beyaz bayrak çekmeye zorlayacak mı?

İran yönetimi, teslimiyetin rejimin içten çöküşünü tetikleyebileceğinin farkında ve bir kırılma noktası, görünen o ki; ancak mühimmatının bitmesi durumunda olabilir.
Peki ABD’nin çekilmesi durumunda Körfez ülkeleri nasıl bir pozisyon alabilir?
Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, başından beri tarafı olmadıkları bu savaşa girmekten kaçınıyor. Son müzakere süreçlerinde yer almadılar ve önceki nükleer anlaşmada da kendilerine danışılmadı.
Diğer yandan Riyad, yakın geçmişte iki taraf arasındaki gerilimi düşüren bir anlaşma olan Pekin Anlaşması’nı imzalamıştı. Her ne kadar Tahran son saldırılarıyla bu anlaşmayı ihlal etmiş olsa da, Suudi Arabistan savaşa girmeyeceğini ortaya koymaya devam ediyor.
Körfez ülkeleri, ABD’li Senatör Lindsey Graham gibi isimlerin baskılarına rağmen, zorunlu olmadıkça savaşa dahil olma niyetinde değil ve bu böyle devam edecek gibi görünüyor.
