Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Eurasia Review: ABD ve İsrail uluslararası hukuka nasıl savaş açtı?

ABD ve İsrail, uluslararası hukuka nasıl savaş açtı? Savaşın geleceği, küresel düzen üzerinde nasıl bir yıkım oluşturacak?

ABD ve İsrail, uluslararası hukuka nasıl savaş açtı? Savaşın geleceği,

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Eurasia Review’de, ABD ve İsrail’in artık birinci ayını doldurmak üzere olan savaş boyunca uluslararası hukuka karşı da nasıl bir savaş yürüttüğünün değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası hukukun temellerini ihlal ettikçe, ekonomik ve insani maliyetlerin de hızla artacağı belirtilen analizde, üç haftalık fiili savaşın ardından çatışmaların zaten küresel enerji krizini tetiklediğine dikkat çekildi.

Analizde ayrıca; ABD ve İsrail’in uluslararası hukuka karşı nasıl bir savaş yürüttüğününe dair detaylı bilgilere yer verildi.

İşte Eurasia Review’de yayınlanan analiz:

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası hukukun temellerini ihlal ettikçe, ekonomik ve insani maliyetler de hızla artacaktır.

Eurasia Review: ABD ve İsrail uluslararası hukuka nasıl savaş açtı?

Üç haftalık fiilî savaşın ardından çatışmalar; bölgesel yayılma etkileri, binlerce can kaybı, milyonlarca insanın yerinden edilmesi ve giderek derinleşen küresel enerji krizi üretmiştir.

Etkiler küresel ölçekte hissedilirken, ABD/İsrail saldırılarının uluslararası hukuk açısından statüsü nedir?

Modern hukuk düzeni; Birleşmiş Milletler Şartı (1945), Cenevre Sözleşmeleri, Roma Statüsü (1998) ve Nürnberg Yargılamaları’ndan doğan teamül hukukuna dayanmaktadır.

Temel kurallar arasında saldırı savaşının yasaklanması, sivillerin korunması, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım için bireysel cezai sorumluluk yer alır. Güç kullanımı yalnızca meşru müdafaa ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi durumunda mümkündür.

ABD/İsrail saldırıları bu kuralların büyük bölümünü şimdiden ihlal etmiştir.

Uluslararası hukuk ihlalleri

BM Şartı’nın 2(4). maddesi, üye devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını ya da tehdidini yasaklamaktadır. Bu hüküm, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları başlattığı 28 Şubat tarihinde ihlal edilmiştir.

Eurasia Review: ABD ve İsrail uluslararası hukuka nasıl savaş açtı?

Savaşın, Umman’daki barış görüşmelerinin başarıya yaklaşmakta olduğu bir aşamada başlatılması dikkat çekicidir. Stratejik hedeflerin ve çıkış planının yokluğunda ABD, bu eylemleri “İran rejiminin güvenlik aygıtını dağıtma” kampanyası olarak çerçevelemiştir.

Bu yaklaşım, Temmuz 2025’te İran’a karşı yürütülen 12 günlük savaş dönemine kadar uzanmaktadır. Reform yanlısı Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın diplomatik çözüm arayışları, Netanyahu hükümetinin “yeni Ortadoğu” vizyonuyla örtüşmemiştir.

BM Şartı güç kullanımını tamamen yasaklamaz; meşru müdafaa (Madde 51) ve Güvenlik Konseyi onayı istisna teşkil eder. Ancak ABD/İsrail saldırıları öncesinde böyle bir tehdit bulunmamaktaydı.

Nitekim 17 Mart 2026’da ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, İran’ın “yakın bir tehdit oluşturmadığını” belirterek görevinden istifa etmiştir.

Bu çerçevede söz konusu savaş, uluslararası hukuk açısından yasa dışı bir saldırı savaşı olarak nitelendirilmektedir.

Önleyici savaş doktrini ve sonuçları

Washington, meşruiyet üretmek amacıyla önleyici savaş doktrinine başvurmaktadır. Bu yaklaşım, son 25 yılda güç politikasını meşrulaştırma çabasının bir uzantısıdır.

Eurasia Review: ABD ve İsrail uluslararası hukuka nasıl savaş açtı?

2002 Bush Doktrini’nden itibaren ABD yönetimleri, önleyici müdahaleyi temel stratejik araçlardan biri olarak benimsemiştir.

Uluslararası hukuk, yalnızca “yakın ve kaçınılmaz tehdit” durumunda ön alıcı saldırılara izin verirken, ABD stratejisi bu sınırı genişleterek henüz oluşmamış tehditlere karşı savaş açmayı da kapsar hale getirmiştir. 2003 Irak Savaşı ve 2025-2026 İran savaşları bu yaklaşımın örnekleri olarak öne çıkmaktadır.

Bu durum, devlet egemenliği ilkesini aşındırmakta ve diğer aktörleri benzer gerekçelerle güç kullanmaya teşvik ederek küresel istikrarsızlık riskini artırmaktadır.

Hedefli suikastlar da bu çerçevenin bir parçasıdır. İranlı liderlere yönelik suikastlar, özellikle ilan edilmiş bir savaş alanı dışında gerçekleştirildiğinde uluslararası hukukun ciddi ihlalleridir. Bu tür eylemler, hem devlet egemenliğini ihlal eder hem de uluslararası insan hakları hukuku kapsamında keyfî yaşam hakkı ihlali olarak değerlendirilir.

2020’de Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve son olarak İran lideri Ali Hamaney’e yönelik suikast, bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu tür eylemler, yalnızca hukuki ihlal değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı daha da zayıflatan stratejik tercihlerdir.

Eurasia Review: ABD ve İsrail uluslararası hukuka nasıl savaş açtı?

Benzer şekilde, sivillere yönelik yaygın saldırılar, zorla yerinden etmeler ve ekonomik kuşatma politikaları Roma Statüsü kapsamında insanlığa karşı suç iddialarını gündeme getirmektedir. İran’da 3,5 milyon, Lübnan’da 1 milyondan fazla insanın yerinden edilmesi ve on binlerce kayıp, bu tablonun somut göstergeleridir.

Ekonomik yaptırımlar ile askerî operasyonların birleşimi, kolektif cezalandırma niteliği taşıyan bir ekonomik savaş modeline işaret etmektedir. Bu durum hem insancıl hukuk hem de insan hakları hukuku açısından ciddi ihlaller doğurmaktadır.

Sonuç olarak Gazze’den İran’a uzanan hat üzerinde ortak bir model ortaya çıkmaktadır: genişletilmiş meşru müdafaa anlayışı, uluslararası hukukun seçici uygulanması ve Güvenlik Konseyi mekanizmasının etkisizleşmesi.

Bu ihlaller sürdükçe ekonomik maliyetler artacak, askeri yıkım derinleşecek ve insani kayıplar çok daha yıkıcı boyutlara ulaşacaktır.