Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

ABD ve Avrupa, İran’ın bu kadar zayıflatıldığı bir gerçekte neden savaşa dur diyebilir? İran savaşı aslında kimin savaşı?

ABD ve Avrupa, İran'ın bu kadar zayıflatıldığı bir gerçekte neden

İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Eye’de, İran savaşının ABD, İsrail ve Avupa ülkeleri açısından ne anlama geldiğinin detayları ile değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

İsrail’den farklı olarak ABD’nin, İran’ın nükleer kapasitesinin ve vekil güçlerinin zayıflatılmasıyla yetinmeye hazır olduğu tespiti yapılan analizde, ancak İsrail ve Netanyahu açısından bu savaşın çok daha geniş bir anlam taşıdığı belirtildi.

Analizde ayrıca; özellikle Avrupa ülkelerinin tavrı ve savaşın geleceğinden nasıl etkileneceklerine dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte Middle East Eye’de yayınlanan analiz:

ABD ve İsrail, bir kez daha dar görüşlü ve tehlikeli bir bölgesel savaşı başlatmış durumda; bu savaşın nihayetinde herkes için ters tepeceği öngörülmektedir.

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

İsrail’den farklı olarak ABD, İran’ın nükleer ve füze kapasitesinin ve özellikle Hizbullah başta olmak üzere müttefiklerinin ciddi ve kalıcı biçimde zayıflatılmasıyla yetinmeye hazır olabilir.

Eğer bu kapasitenin, İsrail’e yönelik tehdidi en azından önümüzdeki birkaç yıl boyunca ortadan kaldıracak ölçüde tahrip edildiğine kanaat getirirse, Washington daha “hafifletilmiş bir Ayetullah rejimi” ile sonuçlanacak bir dengeyi kabul edebilir.

Ancak İsrail ve Başbakan Binyamin Netanyahu açısından bu savaş çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. İran rejiminin ortadan kaldırılması, İsrail’in bölgesel hegemonyasını garanti altına almanın bir yolu olarak görülmektedir.

Nihai hedef yalnızca düşmanca bir rejimin sona erdirilmesi değil; aynı zamanda İsrail’in dini temelli üstünlük projesinin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bu bağlamda amaç, yalnızca bir tampon bölge oluşturmak değil, aynı zamanda “Büyük İsrail” olarak da bilinen Tevrat’taki “Vaat Edilmiş Topraklar”ın coğrafi olarak yeniden inşasıdır.

Çift katmanlı jeopolitik hesap

Analistler, uluslararası ilişkiler uzmanları ve siyasi çevrelerde geniş bir kesim, tecrübesiz ve yönlendirilebilir bir ABD Başkanı olan Donald Trump’ın Netanyahu tarafından bu savaşa sürüklendiği görüşünde birleşmektedir.

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

Buna karşılık bazı gözlemciler, savaşın iki ayrı jeopolitik satranç tahtasında oynandığını savunmaktadır: biri bölgesel (İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş), diğeri küresel (ABD-Çin hegemonya mücadelesi).

Bu yoruma göre Washington’ın asıl hedefi İran değil Çin’dir. Amaç, Venezuela’nın çöküşünden sonra Pekin’in bir önemli müttefikini ve yapısal dayanağını daha kaybetmesini sağlamaktır.

Avrupa’nın denge arayışı ve itibar kaybı

Avrupa açısından bu savaş yeni bir aşağılanma anlamına gelmektedir ve Avrupa Birliği ülkelerinin daha da zayıflamasına yol açmaktadır.

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

Başından itibaren Avrupa; İran’ın olası misillemeleri, enerji fiyatlarında artış, ekonomik refah ve ulusal güvenlik tehditleri, terör riski ve yeni bir kitlesel göç dalgası gibi çok yönlü risklerle karşı karşıya kalmıştır.

Buna rağmen, yaklaşan saldırı hakkında bilgilendirilmeden savaşın içine çekilmişlerdir.

Trump’ın sert tepkilerinden çekinen Avrupa liderleri başlangıçta alışıldık bir denge politikası izleyerek “gerilimin azaltılması”, “sivillerin korunması” ve “diplomatik çözüm” çağrıları yapmakla yetinmiş; ne saldırıyı açıkça kınamış ne de desteklemiştir.

Fransa, Almanya ve İngiltere’den oluşan E3 grubunun ilk açıklaması ise dikkat çekicidir. Açıklamada sorumluluk tamamen İran’a yüklenmiş, saldırıyı gerçekleştiren ABD ve İsrail’e veya savaşın hukuki boyutuna dair herhangi bir eleştiri getirilmemiştir.

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin saldırıya yönelik olumlu ifadeleri ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başta olmak üzere birçok liderin uluslararası hukuk konusunda sessiz kalması, Avrupa’nın stratejik bağımsızlık iddiasını zayıflatmıştır.

Avrupalı liderler, İran’ın saldırılarını “düşüncesiz ve ayrım gözetmeyen” eylemler olarak nitelendirirken, bu saldırıların İsrail-ABD saldırılarına karşı savunma niteliği taşıdığı gerçeğini göz ardı etmiştir.

Bu yaklaşım, Avrupa’nın İran’ın meşru müdafaa hakkını fiilen reddettiğini göstermektedir. Bu da şaşırtıcı değildir; zira AB ve NATO uzun süredir İran rejimini bölgesel düzen için bir tehdit olarak görmektedir.

Nitekim Fransa ve İngiltere, kısa süreli tereddütlerin ardından ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında hava sahalarını ve üslerini kullanmasına izin vermiştir.

Pasif direniş ve stratejik zafiyet

Buna karşın Avrupa ülkeleri, en azından şimdilik, savaşa daha fazla dahil olmayı reddetmiş ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması gibi konularda ABD’ye destek vermekten kaçınmıştır. Bu durum, gelecekte İran’la bir uzlaşma arayışının işareti olarak değerlendirilebilir.

Middle East Eye: İran savaşı aslında kimin savaşı?

Ancak bu tutum aktif bir karşı çıkıştan ziyade “pasif direniş” niteliğindedir. Amaç, savaşı durdurmak değil, oluşabilecek zararları sınırlamak ve kendini korumaktır.

Bu tablo, özellikle Küresel Güney nezdinde Avrupa’nın itibar ve etki kaybını daha da derinleştirmiştir. Avrupa Birliği bir kez daha kendi stratejik çıkarlarını savunabilecek bağımsız bir güç olamadığını göstermiştir.

İnsan hakları ve uluslararası hukuk gibi değerler konusundaki söylemler ile pratik arasındaki çelişki, Avrupa’nın ahlaki otoritesini ciddi biçimde aşındırmıştır. Gazze’de yaşananların ardından İsrail’e verilen koşulsuz destek, bu çelişkiyi daha görünür hale getirmiştir.

Sonuç olarak, ABD ve İsrail kadar Avrupa da mevcut uluslararası düzenin aşınmasında doğrudan rol oynamaktadır. Bugün “kurallara dayalı düzenin” çöküşünden şikâyet eden aktörler, aynı zamanda bu çöküşün başlıca sorumluları arasında yer almaktadır.