Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD’nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

Britanya İmparatorluğu’nun Süveyş Kanalı’ndaki akıbetini ABD’de Hürmüz’de mi yaşayacak? Hürmüz, ABD’nin küresel egemenliğinin sonu mu olacak?

Britanya İmparatorluğu'nun Süveyş Kanalı’ndaki akıbetini ABD'de Hürmüz'de mi yaşayacak? Hürmüz,

İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Monitor’de, Hürmüz Boğazı’na kitlenen ran savaşının, ABD’nin küresel etkisini nasıl etkileyebileceğine dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.

1956’da Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesinin, Britanya İmparatorluğu için büyük bir kırılma anı olduğuna dikkat çekilen analizde, gelinen noktada ABD’nin Hürmüz noktasında yaşadıklarının yüzeysel değil artık birebir bir kırılma noktasına geldiği tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; Dünya petrol ve doğalgazının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir çatışmanın küresel arenadaki olası diğer etkilerine dair öngörülere ve değerlendirmelere yer verildi.

İşte Middle East Monitor’de yayınlanan analiz:

İmparatorluklar, askeri güçleri siyasi stratejilerini aştığında, ekonomik temelleri zayıfladığında ve hâkimiyet kurmak istedikleri toplumlar yeterince uzun süre direnerek bu gücü aşındırdığında gerilemeye başlar.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

1956’da Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi, Britanya İmparatorluğu için böyle bir kırılma anıydı. Kriz, ABD baskısının sterlin üzerinde yarattığı sarsıntıyla Londra’nın finansal kırılganlığını açığa çıkarmış, küresel rezerv para statüsünün zayıflamasını hızlandırmış ve imparatorluk geri çekilişini tetiklemişti.

Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra, Hürmüz Boğazı merkezli tırmanan gerilim, ABD’nin Ortadoğu’daki gücü açısından benzer bir dönüm noktasına işaret ediyor olabilir.

Bu benzerlikler yüzeysel değil, yapısal niteliktedir. Her iki durumda da yerleşik bir emperyal düzen, boyun eğmeyi reddeden kararlı bir bölgesel aktörle karşı karşıya kaldı. Askeri güç belirleyici görünse de, sonuçlar yalnızca sahadaki çatışmalarla değil, ekonomik kısıtlar ve değişen küresel güç dengesiyle şekillendi.

Süveyş 1956: askeri başarı, siyasi yenilgi

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi, yalnızca egemenlik ilanı değil; Britanya’nın Ortadoğu’daki emperyal düzenine doğrudan meydan okumaydı. Kanal, ticari bir hat olmanın ötesinde, Britanya’nın sömürgeleriyle bağını kuran stratejik bir arter ve imparatorluk prestijinin sembolüydü.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

İkinci Dünya Savaşı sonrası zayıflayan Londra, Fransa ve İsrail ile birlikte Mısır’a müdahale etti. Amaç; millileştirmeyi geri çevirmek, Nasır’ı devirmek ve kontrolü yeniden tesis etmekti. Askeri açıdan operasyon başlangıçta başarılı oldu; Anglo-Fransız kuvvetleri hızla ilerledi, İsrail Sina’yı ele geçirdi. Ancak bu başarı siyasi sonuca dönüşmedi.

Belirleyici unsur yalnızca Mısır’ın direnişi değildi. ABD ve Sovyetler Birliği’nin müdahalesi kritik rol oynadı. ABD Başkanı Eisenhower, hem tırmanma riskini gördü hem de Britanya’yı sahadan itme fırsatını değerlendirdi. Washington, sterlin üzerinde finansal baskı kurarak ve IMF desteğini sınırlayarak Londra’yı geri adım atmaya zorladı.

Sonuçta Britanya geri çekilmek zorunda kaldı, operasyon çöktü ve Nasır siyasi olarak güçlenerek çıktı. Bu kriz, Britanya’nın Ortadoğu’daki hâkim güç olma döneminin sonunu simgelerken, ABD bölgenin yeni hegemonu haline geldi.

O zaman Britanya bugün ABD

1956’daki Britanya ile bugünkü ABD arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor. Her iki güç de bölgesel aktörlere karşı ezici askeri üstünlüğe sahipti; ancak yapısal zafiyetlerle sınırlanmış durumdaydı.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

Savaş sonrası Britanya, yüksek borç yükü, zayıflayan sanayi rekabeti ve dış finansmana bağımlılık nedeniyle kırılgandı. Günümüzde ABD de 39 trilyon doları aşan borç, kalıcı bütçe açıkları ve dolar sistemine yönelik güven erozyonuyla benzer baskılarla karşı karşıya.

ABD, tıpkı dönemin Britanya’sı gibi küresel ölçekte yayılmış askeri güce sahip; ancak Doğu Avrupa’dan Hint-Pasifik’e uzanan geniş cephelerde dağılmış durumda. Ortadoğu artık tek odak değil; bu da Washington’un gücünü korurken sonuç üretme kapasitesini sınırlıyor.

Siyasi açıdan da benzer bir hata göze çarpıyor: Britanya milliyetçi hareketleri küçümsemişti; ABD ise devlet dışı aktörlerin, bölgesel güçlerin ve ağ yapılarının belirleyici olduğu yeni Ortadoğu gerçekliğinde klasik kontrol araçlarını kaybediyor.

ABD hegemonyasının inşası ve sınırları

Süveyş sonrası ABD, Britanya’nın yerini alarak Ortadoğu’nun ana dış gücü haline geldi. Askeri üsler, silah satışları, petrol düzeni ve petrodolar sistemi üzerinden bölgesel düzeni şekillendirdi. Mısır, Ürdün ve Fas gibi ülkeler ekonomik ve siyasi araçlarla Washington eksenine çekildi.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

Irak, Suriye, Yemen, Sudan ve Libya gibi ülkelerde ise parçalanma ve istikrarsızlık süreçleri, ABD hegemonyasına meydan okuyabilecek yapıların zayıflamasına yol açtı.

Ancak bugün farklı bir tablo ortaya çıkıyor. ABD’nin yerini tek başına alacak bir güç görünmüyor; aksine çok kutuplu ve parçalı bir düzen şekilleniyor.

Hürmüz düğümü: Küresel risk alanı

Dünya petrol ve doğalgazının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu hattaki herhangi bir kesinti, küresel ekonomi üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratacaktır.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

İran’ın bu geçişi tehdit edebilme kapasitesi; coğrafi konumu, askeri kabiliyetleri ve asimetrik savaş yöntemlerine dayanıyor. 1956’daki Mısır’dan farklı olarak İran; füze, İHA ve enerji akışını kesme kapasitesi gibi daha geniş araç setine sahip.

Tahran, mevcut kriz için açık şartlar ortaya koymuş durumda: ABD ve İsrail saldırılarının sona ermesi, sorumluluğun kabulü, gelecekte saldırı garantilerinin verilmesi, ABD üslerinin kapatılması, yaptırımların kaldırılması ve tazminat.

ABD-İsrail ekseni taktik düzeyde hava gücü, deniz kabiliyeti ve teknoloji açısından üstün. Ancak bu üstünlük, siyasi sonuç üretmeyi garanti etmiyor.

İran ise daha sınırlı ama ulaşılabilir hedeflere sahip: rejimin devamı ve caydırıcılık. Coğrafi derinliği, dağınık askeri yapısı ve bölgesel bağlantıları, uzun süreli baskıya dayanmasını sağlıyor.

Bu asimetri belirleyici. Maksimalist hedefler güden taraflar çoğu zaman zorlanırken, sınırlı hedeflere sahip olan taraflar stratejik avantaj elde edebiliyor.

Amerikan gücünün sınırları

ABD, 1956’daki Britanya’ya benzer bir ikilemle karşı karşıya. Tırmanma; enerji krizini, küresel ekonomik sarsıntıyı ve müttefikler üzerindeki baskıyı artırabilir. Geri adım atmak ise Amerikan gücünün sınırlarını görünür kılar.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

Bu durum, klasik “aşırı yayılma” (imperial overstretch) sorununun güncel yansımasıdır. ABD aynı anda birden fazla cephede yük taşırken, iç ekonomik dengeyi ve siyasi desteği korumakta zorlanıyor.

ABD gücünün zayıflaması, bölgesel aktörlere daha fazla hareket alanı açacaktır. Çin ve Rusya gibi aktörlerin etkisi artabilir; ancak tek kutuplu bir hegemonya yerine daha parçalı bir düzen oluşacaktır.

İran’ın ayakta kalması ve güçlenmesi, “direniş ekseni”nin varlığını sürdürmesi ve İsrail’in askeri üstünlüğünün sorgulanması, bölgesel dengeleri köklü biçimde değiştirebilir. ABD güvenlik garantileri yeniden tartışmaya açılırken, yeni ittifak arayışları gündeme gelebilir.

Bu çerçevede Filistin meselesi yeniden bölgenin merkezine yerleşebilir.

Sonuç: Bir dönemin kapanışı mı?

Tarih, imparatorlukların tek bir büyük savaşla değil, askeri gücü siyasi kontrole dönüştüremedikleri anda çöktüğünü gösteriyor.

Middle East Monitor: Hürmüz, ABD'nin küresel egemenliğinin kırılma noktası mı olacak?

Süveyş, bir imparatorluğun sonunu ve diğerinin yükselişini simgelemişti. Hürmüz ise farklı bir sürece işaret ediyor olabilir: yerini başka bir güce bırakmaktan ziyade, emperyal hâkimiyetin kademeli aşınması.

Bu açıdan bakıldığında, mevcut çatışmanın sonucu sahada değil; ekonomik dayanıklılık, stratejik sabır ve siyasi meşruiyet ekseninde çoktan şekillenmeye başlamış olabilir.