Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı

İran savaşı, Batı’nın ahlaki üstünlüğünün sonu olurken ABD’nin küresel liderliğini de zayıflattı! Peki savaşın yırattığı küresel düzen nasıl yeniden toparlanabilir?

İran savaşı, Batı'nın ahlaki üstünlüğünün sonu olurken ABD'nin küresel liderliğini

ABD’nin önde gelen yayın organlarından The New York Times’da, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı savaşın stratejik sonuçlarının ve küresel etkilerinin ele alındığı kapsamlı bir analiz yayınlandı.

Trump’ın kongre onayı ve müttefik desteği olmadan başlattığı bu sürecin “plansız ve öngörüsüz” olarak nitelendirildiği analizde, özellikle Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından bir baskı aracına dönüştürülmesinin küresel ekonomi ve enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekildi.

Analizde ayrıca; savaşın ABD’nin askeri kapasitesini zorladığı, ittifaklarında ve küresel sistemde ciddi aşınmalara yol açtığı ve Batı’nın ahlaki liderlik iddiasını zayıflatarak, önemli ve bir stratejik etkiler oluşturduğu tespiti yapıldı.

İşte New Yorker’da yayınlanan analiz:

ABD Başkanı Trump’ın 28 Şubat’ta İran’a başlattığı pervasız saldırı, Kongre onayı almadan ve müttefiklerinin büyük kısmının desteğini sağlamadan gerçekleşti.

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı

Trump’ın Amerikan halkına sunduğu gerekçeler zayıf ve çelişkiliydi. Bu rejim değişikliği girişiminin de, ABD’nin Irak, Afganistan ve diğer yerlerdeki önceki girişimlerinden neden daha başarılı olacağına dair bir veri ortaya koyamadı.

Aradan geçen altı hafta, bu savaşın ne denli düşüncesiz olduğunu daha da net ortaya koydu.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun saldırıların İran’da halk ayaklanmasını tetikleyeceği yönündeki öngörüsüne karşı CIA Direktörü bu fikri “gülünç” olarak nitelendirdi. Buna rağmen Trump savaşmaya karar verdi.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak petrol fiyatlarını yükseltme ihtimaline karşı hiçbir plan hazırlamadı. Aynı şekilde İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmekte kullanabileceği zenginleştirilmiş uranyumun kontrol altına alınmasına yönelik uygulanabilir bir strateji de geliştirmedi.

Hürmüz üzerinden güç projeksiyonu

Trump, İran medeniyetini yok etmek gibi yasa dışı ve ahlaki açıdan sorunlu tehditler savurduktan sonra, son anda bir ateşkes sürecine savruldu. Ancak bu süreçte başarılı oklmuş görünmüyor.

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı
strait of hormuz

İran ise Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği büyük ölçüde engellemişti ve bu konuda taviz vermeyeceğini açıkladı. Bu tablo, ABD’yi aşağılayıcı bir stratejik yenilginin eşiğine getirmiş durumda.

Diğer yandan savaş, İran’ı askerî açıdan zayıflatmış olsa da ABD’yi de ciddi şekilde yıprattı.

En somut darbe, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bir silah haline getirerek küresel ekonomi üzerindeki etkisini artırması oldu. Dünya petrol ve LNG akışının yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten geçiyor.

Savaş öncesinde İran, bu hattı kapatmanın yeni yaptırımlar ve askerî müdahale getireceğinden çekiniyordu. Ancak saldırı zaten gerçekleşince, Tahran boğazı neredeyse tamamen kapattı. Bunu yapmak düşük maliyetli; çünkü esasen bir tehditten ibaret: bir tanker her an bir drone, füze ya da küçük bir tekneyle vurulabilir. Buna karşılık boğazı zorla açmak, kara unsurlarını da içerebilecek devasa bir askeri operasyon gerektirir.

Trump’ın bu konudaki öngörüsüzlüğü dikkat çekici bir yetersizliğe işaret ediyor. İki haftalık ateşkes statükoyu geri getirmedi; İran hâlâ geçişleri sınırlıyor ve nihai anlaşmada geçiş ücreti talep edebileceğini ima ediyor. Bu süreç, İran’a altı hafta önce hayal bile edemeyeceği bir diplomatik kaldıraç kazandırdı.

Askeri kapasite ve asimetrik savaşın dersi

İkinci büyük gerileme, ABD’nin askerî kapasitesinde yaşandı. İran savaşı ve Ukrayna ile İsrail’e verilen destekler, Tomahawk füzeleri ve Patriot önleyiciler gibi kritik mühimmat stoklarının önemli bölümünü tüketti. Pentagon’un yalnızca İran savaşında Tomahawk stoklarının dörtte birinden fazlasını kullandığı değerlendiriliyor. Bu stokların yeniden oluşturulması yıllar alacak.

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı

Savaş aynı zamanda ABD ordusunun yeni savaş biçimlerine karşı kırılganlığını da ortaya koydu. ABD milyarlarca dolarlık yüksek teknolojili mühimmat kullanırken, İran düşük maliyetli kamikaze drone’larla Hürmüz’de trafiği durdurabildi. Bu durum, çok daha düşük bütçeli bir aktörün, uzun vadede ABD’yi yıpratabilecek bir strateji izleyebileceğini gösterdi.

İttifakların aşınması

Üçüncü maliyet, ABD’nin ittifak sisteminde ortaya çıktı. Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada ve Batı Avrupa’nın büyük bölümü bu savaşta Washington’a destek vermedi. Trump’ın müttefiklerine yönelik yaklaşımı düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değil. Hürmüz’ü açmak için yardım istediğinde de çoğu ülke bu talebi reddetti.

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı

Bu ülkeler ABD ile ilişkilerini tamamen koparmayacak, ancak artık Washington’u güvenilir bir ortak olarak görmediklerini açıkça ortaya koydular. Kendi aralarındaki iş birliğini artırarak ABD’ye karşı daha bağımsız bir çizgi geliştirmeye yöneliyorlar. Bu durum, uzun vadede ABD’nin küresel liderliğini aşındırabilecek bir kırılmaya işaret ediyor.

Orta Doğu’da tablo daha karmaşık. İran’ın savaş sırasında Arap komşularına saldırması, bu ülkeleri ABD’ye yaklaştırabilir. Ancak Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ekonomik zarar gördü ve ateşkes sürecinde kendilerini yalnız bırakılmış hissediyor. Bu da Washington’a olan güveni zedeliyor.

Ahlaki üstünlüğün erozyonu ve zayıflayan liderlik

Dördüncü gerileme ise ABD’nin ahlaki otoritesinde yaşandı. ABD uzun süredir özgürlük ve demokratik değerlerin sembolü olarak görülüyordu. Ancak Trump’ın İran medeniyetini yok etmeye yönelik tehditleri ve savunma yetkililerinin “merhamet yok” söylemi, bu değerlerle açıkça çelişiyor.

New Yorker: Trump’ın İran’daki stratejik ve ahlaki başarısızlığı

Bu yaklaşım, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası inşa ettiği normatif liderlik iddiasını zayıflattı. İnsan onurunu merkeze alan küresel düzen söylemi, bu tür açıklamalarla ciddi biçimde aşınıyor.

Son altı haftada yaşananlar yalnızca bölgesel bir savaşın sonuçları değil; aynı zamanda ABD’nin küresel konumunda yaşanan aşınmanın bir göstergesi. Bu süreçte can kayıpları ve yıkım da cabası.

ABD’nin zayıflaması yalnızca kendi iç meselesi değil; küresel sistem açısından da kritik. Çin ve Rusya gibi otoriter güçlere karşı denge oluşturabilecek başka bir aktör bulunmuyor. Bu nedenle Washington’un hataları, daha geniş bir jeopolitik boşluk yaratıyor.

Bu noktada en gerçekçi çıkış yolu, Trump’ın tek taraflı ve dürtüsel yaklaşımının yetersizliğini kabul etmesi. Kongreyi sürece dahil etmesi ve müttefiklerle koordinasyon araması, savaşın yol açtığı hasarı sınırlamanın tek rasyonel yolu olarak öne çıkıyor.