Brüksel merkezli önemli yayın organlarından Politico’da, Avrupa Birliği’nin dış politika karar alma süreçlerinde yaşadığı yapısal tıkanıklığın ve özellikle İran savaşı sonrası derinleşen kurumsal krizin ele alındığı dikkat çekici bir analiz yayımlandı.
Ukrayna Savaşı ile başlayan ve İran savaşıyla daha görünür hale gelen süreçte, Avrupa’nın stratejik karar üretme kapasitesinin ciddi bir sınavdan geçtiği vurgulanan analizde; üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının, Birliğin ortak hareket etme kabiliyetini zayıflattığına dikkat çekildi.
Analizde ayrıca; oybirliği ilkesinin yarattığı blokajlar, veto tartışmaları ve kurumsal reform arayışları çerçevesinde, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde nasıl bir dış politika mimarisine evrilebileceğine dair kapsamlı değerlendirmelere yer verildi.
İşte Politico’da yayınlanan analiz:
Avrupa’nın Ukrayna’yı finanse etmekte zorlanmasından İran savaşı karşısındaki parçalı tutumuna kadar uzanan dış politika başarısızlıkları, Birliğin diplomasi yürütme biçiminde köklü bir değişim çağrılarını güçlendiriyor.

Dokuz AB diplomatı, yetkili, milletvekili ve uzmana göre; Birliğin 90 milyar euroluk Ukrayna kredisinin serbest bırakılması, Batı Şeria’daki şiddet yanlısı yerleşimcilere yaptırım uygulanması ve Rusya’ya yönelik önlemler gibi konularda ortak karar alamaması, sistematik bir felci ortaya koyuyor.
Ortada olan yalnızca kurumsal bir işleyiş sorunu değil. Orta Doğu’da çatışmaların tırmanması, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının sürmesi ve transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimler dikkate alındığında, AB’nin karar alma hızının jeopolitik gelişmelerin gerisinde kalması, Birliği küresel denklemde etkisizleştirme riski taşıyor.
Veto tartışması ve ayrışma
Yaşanan tıkanıklık, Almanya ve İsveç öncülüğünde büyüyen bir ülke grubunun, tek bir başkentin kararları bloke edebilmesine imkân tanıyan ulusal veto yetkilerinin ciddi şekilde sınırlandırılması ya da tamamen kaldırılması yönünde baskı yapmasına yol açtı.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, mevcut yasama dönemi sona ermeden dış ve güvenlik politikasında oybirliği ilkesinin kaldırılması gerektiğini belirterek, son haftalarda Ukrayna yardımları ve Rusya yaptırımları konusunda yaşananların bu ihtiyacı açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da nitelikli çoğunluk oylamasının dış politika kararlarında yeniden gündeme geleceğini dile getirdi.
Bu baskının arka planında ise Macaristan’ın, özellikle 12 Nisan seçimleri öncesinde, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar euroluk kredi dahil birçok kritik kararı sürekli bloke etmesi yer alıyor.
Diplomatlara göre sorun yalnızca Budapeşte ile sınırlı değil; oybirliği sistemi sürdükçe herhangi bir ülke aynı rolü üstlenebilir.

Buna karşılık Fransa, Belçika ve daha küçük bazı üye ülkeler veto hakkını ulusal çıkarların temel bir unsuru olarak görerek bu yetkinin korunması gerektiğini savunuyor. Belçika Başbakanı Bart De Wever, bu tartışmanın açılmasının sistemi daha büyük bir krize sürükleyebileceğini ifade ediyor.
Kurumsal çekişmeler ve işlevsizlik
Avrupa başkentlerinde neredeyse herkesin üzerinde uzlaştığı bir nokta var: Mevcut sistem işlemiyor.

Batı Şeria’daki yerleşimcilere yönelik yaptırımlar konusunda 27 ülkeden 26’sının destek vermesine rağmen Macaristan’ın vetosu nedeniyle hiçbir adım atılamaması, bu işlevsizliğin en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Kurumsal düzeyde de gerilim dikkat çekiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas arasında liderlik mücadelesi yaşanırken, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot Komisyon’un yetki sınırlarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ancak diplomatlara göre bu çekişmeler sorunun nedeni değil, yalnızca bir yansıması.
Avrupa Dış Eylem Servisi’nin (EEAS) etkin çalışmadığı yönündeki görüşler yaygınlaşırken, perde arkasında karar alma mekanizmalarını iyileştirmeye yönelik gayriresmî üst düzey görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. Ancak henüz somut bir çözüm üzerinde uzlaşılmış değil.
Oybirliği çıkmazı
Birçok uzmana göre sorunun özü, oybirliği ilkesinin kendisi.

2022 yılında Macaristan Dışişleri Bakanı’nın nitelikli çoğunlukla karar alınabilen Enerji Konseyi toplantılarında yaşadığı deneyim, bu farkı açık biçimde ortaya koyuyor. Aynı aktörün dış politikada veto gücüne sahipken, enerji alanında diğer ülkeler tarafından kolaylıkla geride bırakılabilmesi, sistemler arasındaki işleyiş farkını gözler önüne seriyor.
Bu çerçevede Avrupa Halk Partisi, AB dış politika mimarisinin yeniden şekillendirilmesini, bir “AB dışişleri bakanı” oluşturulmasını ve Birlik dışındaki ortakları da kapsayan bir Güvenlik Konseyi kurulmasını öneriyor.
Benzer şekilde bazı uzmanlar, Avrupa Dış Eylem Servisi’nin Komisyon bünyesine entegre edilmesini ve daha hızlı tepki verebilecek yeni yapılar kurulmasını savunuyor. Ancak bu öneriler tüm kesimler tarafından desteklenmiyor ve özellikle bürokratik dirençle karşılaşıyor.
Siyasi irade eksikliği
Bazı aktörlere göre sorun yapısal değil, siyasi. Karar alma süreçlerindeki tıkanıklık, Konsey, Parlamento, Komisyon ve dış politika temsilcilerinin birlikte ele alacağı kapsamlı bir tartışmayı zorunlu kılıyor. Ancak antlaşma değişiklikleri gibi adımların riskli olduğu da vurgulanıyor.

Diğer bir görüş ise daha net: İster bin yeni kurum kurulsun ister mevcut yapılar reforme edilsin, oybirliği sistemi sürdüğü sürece AB dış politikasının etkin çalışması mümkün değil. Bu perspektife göre Avrupa’nın karşı karşıya olduğu kriz, teknik değil, doğrudan siyasi egemenlik ve karar alma yetkisiyle ilgili yapısal bir çıkmazı temsil ediyor.
