ABD merkezli yayın organlarından Real Clear World’de, Türkiye’nin etkin dış politikasının ve izlediği dengeli stratejinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Ortadoğu’da büyük değişimler yaşanırken Türkiye’nin izlediği strateji ile giderek daha fazla dikkat çekmeye başladığı tespiti yapılan analizde, Türkiye’nin kendisini, kimsenin görmezden gelemeyeceği vazgeçilmez bir aktör olarak konumlandırdığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Türkiye’nin NATO’dan ABD’ye Körfez’den Ortadoğu’ya kadar attığı adımlara dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Real Clear World’de yayınlanan analiz:
Orta Doğu’daki son gelişmelere ve dalgalanmalara rağmen bir gerçek artık değişmiyor. O da; Türkiye’nin kendisini, bölgenin vazgeçilmez aktörü olarak konumlandırdığı gerçeği.

Türkiye artık; ne Washington’un, ne Tahran’ın ne de Riyad’ın görmezden gelemeyeceği kadar faydalı bir aktör. Değişen ittifaklar, çöken rejimler ve devlet dışı aktörlerle tanımlanan bir dünyada Ankara, uyum sağlama sanatına dayanan bir rol inşa ediyor.
Pragmatik normalleşme ve entegrasyon
Ankara son yıllarda, pragmatik bir yeniden yönelim sürecine girdi. Türkiye, Körfez ülkeleriyle diplomatik ilişkilerini sağlamlaştırdı ve Suriye’de istediği sonuca yüksek oranda ulaştı.

Bu stratejinin temel amacı, Türkiye’yi yeniden bölgenin siyasi mimarisinin içine yerleştirmekti.
Bu yaklaşımın en somut yansıması Suriye’de görüldü. Esad rejimininin çöküşünün ardından Erdoğan, yeni yönetimi hızla destekledi ve sayısının 20 bini aştığı düşünülen askeri varlığını kuzey bölgelerde güvenliği sağlamak amacıyla sürdürdü.
2024’te büyükelçiliğin yeniden açılması ve Suriyeli heyetlerin Ankara’da ağırlanması gibi adımlar, Türkiye’nin Suriye’nin siyasi yeniden inşa sürecine doğrudan dahil olma çabasını ortaya koyuyor.
Bu strateji uzun vadede başarılı olursa, Ankara’nın ülkenin geleceğini şekillendiren aktörler arasında ön sıralarda yer alması muhtemel.
Irak’ta çok boyutlu yaklaşım
Bu hamleler Şam ile sınırlı değil. Türkiye Irak’ta da etkisini genişletiyor. Ankara’nın Irak’taki angajmanı üç temel sütun üzerine kurulu:

Terör örgütü olarak gördüğü PKK’ya karşı operasyonlar, ekonomik entegrasyon ve stratejik bağlantısallık.
Körfez ile Avrupa’yı Türkiye üzerinden bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi bu stratejinin amiral gemisi konumunda ve 2025’te imzalanan petrol-karşılığı su anlaşması ise bu bağımlılığı kurumsallaştırarak Türkiye’yi Bağdat’ın uzun vadeli planlamasının içine yerleştiriyor.
Irak ve Suriye genelinde ortaya çıkan tablo net. Orta Doğu artık geçmişin ideolojik rekabet sahası değil. Yerine daha işlemsel, daha pragmatik bir bölgesel düzen şekilleniyor.
Etki, ideolojik söylemden ziyade sahada somut çözüm üretebilme kapasitesiyle ölçülüyor. Bu dönüşüm, etkisini ideolojiden değil çoklu sahalarda politika uygulayabilme kabiliyetinden alan Türkiye gibi aktörlerin lehine işliyor.
İran çatışması sonrası arabuluculuk rolü
Bu strateji, İran çatışmasının ardından daha da belirgin hale geldi. Ankara, kendisini çatışan taraflar arasında diplomatik bir kanal olarak konumlandırdı.

Ancak Ankara’nın motivasyonu sadece kriz yönetimiyle sınırlı değil, aynı zamanda bölgesel denklemde merkezi bir rol üstlenme hedefini de içeriyor.
Türkiye bir yandan NATO içinde konumunu korurken, diğer yandan Batı dışı aktörlerle ilişkilerini derinleştiriyor.
Orta Doğu’nun siyasi haritası yavaş yavaş yeniden şekillenirken, Türkiye bu yeni düzende kalıcı ve vazgeçilmez bir aktör haline geliyor.
