ABD’nin önde gelen yayın organlarından The Hill’de, ABD’nin devam eden İran savaşındaki stratejisinin ve gerek süreç başlamadan gerekse başladıktan sonraki stratejik hatalarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
İran’ın 1979 devrşmşnden bu yana, ABD öncülüğündeki kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik Rusya, Çin ve Kuzey Kore ile birlikte hareket ettiği belirtilen analizde, ABD’nin İran konusundaki hatalarının ise özellikle Rusya ve Çin açısından stratejik fırsatlar yarattığı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Trump yönetiminin İran’da yaptığı stratejik hatalara dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Hill’de yayınlanan analiz:
ABD, İran İslam Cumhuriyeti’nin 1979’da “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm” sloganıyla iktidarı ele geçirmesinden bu yana, farklı biçimlerde de olsa aslında İran ile fiili bir savaş halinde olduğu gerçeğini çoğu zaman göz ardı etmektedir.

İran, ABD öncülüğündeki kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik düşmanlığını destekleyen Rusya, Çin ve Kuzey Kore ile paylaşmaktadır. Bu dört ülke, Batı karşıtı ortak motivasyonları doğrultusunda ekonomik, diplomatik ve askeri alanlarda karşılıklı destek alışverişinde bulunmaktadır.
Bu stratejik çerçeve, Şubat 2022’de Rusya ve Çin arasında ilan edilen “sınırsız ortaklık” ile kurumsal bir zemin kazanmıştır.
Bu açıklama, Rusya’nın Ukrayna işgalini genişletmesinden hemen önce gelmiştir. Çin’in Rusya’ya verdiği destek ve Rusya’nın Tayvan konusunda Çin’e verdiği karşılık, ABD çıkarlarına yönelik çok cepheli bir baskı mimarisinin oluştuğunu göstermektedir.
Tarihsel süreklilik ve güç blokları
ABD ve müttefiklerine karşı bu türden iş birliklerinin tarihsel bir arka planı bulunmaktadır. Kore Savaşı’nda Sovyetler Birliği ve Çin’in Kuzey Kore’ye verdiği destek buna örnektir. Daha yakın dönemde ise Kuzey Kore’nin Ukrayna savaşında Rusya’ya askeri destek sağlaması dikkat çekmektedir.

1979’dan itibaren İran’ın da bu denkleme aktif biçimde dahil olduğu görülmektedir.
İkinci Dünya Savaşı deneyimi, büyük ölçekli çatışmalarda saldırgan tarafın koşulsuz teslimiyetinin tek gerçekçi çözüm olduğunu göstermiştir. Ancak bu durum nükleer öncesi döneme aittir. Nükleer çağda ise taraflar ulusal intiharı göze alamadığı için çatışmalar genellikle sınırlı kalmıştır.
Soğuk Savaş boyunca mücadele daha çok ekonomik ve enformasyonel alanlarda yürütülmüş, ancak Ronald Reagan bu mücadelenin sonucunu “biz kazanacağız, siz kaybedeceksiniz” sözleriyle net bir şekilde ortaya koymuştur.
ABD stratejisindeki 3 büyük hata
Trump yönetiminin İran’da rejim değişikliği hedefi, bir dizi stratejik hata nedeniyle daha zor ve maliyetli hale gelmiştir.

İlk hata, Soğuk Savaş döneminde kritik rol oynayan Voice of America ve Radio Free Europe gibi dış yayın ve etki araçlarının zayıflatılması yönündeki girişimlerdir.
Bu yapıların zayıflatılması, İran içinde potansiyel toplumsal hareketlerin dış destekle güçlendirilmesi kapasitesini sınırlamıştır.
İran’da her on yılda birkaç kez ortaya çıkan geniş çaplı rejim karşıtı protestolar, iç dinamiklerin aslında kırılgan olduğunu göstermektedir. 2009’daki büyük protestolarda İran halkının ABD’den açık destek talep etmesine rağmen bu çağrı karşılıksız kalmış ve hareket bastırılmıştır.
Sonraki yıllarda daha büyük protestolar gerçekleşmiş, Trump yönetimi bu kez daha destekleyici bir söylem benimsemiş ve İran halkını eylemlerini sürdürmeye teşvik etmiştir. Ancak sahadaki askeri hazırlık ile toplumsal hareketler arasında zamanlama ve koordinasyon sağlanamamıştır.

ABD’nin askeri varlığının bölgeye geç intikali, İran yönetiminin protestoları sert şekilde bastırmasına imkân tanımış ve on binlerce kişinin hayatını kaybettiği bir tablo ortaya çıkmıştır.
Bir diğer stratejik hata ise, İran’a karşı askeri güç kullanımına yönelik iki partili bir Kongre desteği aranmadan hareket edilmesidir.
Bu durum hem iç politikada hem de uluslararası alanda meşruiyet tartışmalarını artırmış, potansiyel bir birlik görüntüsünü zayıflatmıştır.
Küresel yansımalar ve güç dengesi
ABD’nin hataları, Rusya ve Çin açısından stratejik fırsatlar yaratmıştır. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla yükselen petrol fiyatları, Rusya’nın Ukrayna savaşını finanse etmesi için önemli bir gelir kaynağı oluşturmuştur. Ayrıca ABD’nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetmesi bu etkiyi daha da artırmıştır.

Çin ise ABD içindeki siyasi bölünmelerin, Washington’un Tayvan, Japonya ve Filipinler gibi müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını zayıflatabileceği değerlendirmesini yapmaktadır.
Benzer şekilde Kuzey Kore de Güney Kore’ye verilen desteğin zayıflamasını kendi lehine bir gelişme olarak görmektedir.
Stratejik mesaj ve belirsizlik
Bu çerçevede ABD yönetiminin, müttefiklerine güvence verirken rakiplerine de caydırıcı bir mesaj iletmesi gerektiği vurgulanmaktadır. İran’da rejim değişikliğinin hızlandırılması ve tamamlanması, bu stratejik hedefin merkezinde yer almaktadır.

Ancak sahadaki gerçeklik, önceki analizlerde de görüldüğü üzere, jeopolitik hedeflerle askeri uygulama arasındaki boşluğun ne kadar kritik olduğunu ortaya koymaktadır.
Rejim değişikliği hedefi teorik olarak net görünse de, bunun sahada nasıl gerçekleştirileceği ve ne tür ikinci ve üçüncü dereceden etkiler doğuracağı, savaşın doğası gereği belirsizliğini korumaktadır.
