İngiltere merkezli yayın organlarından The New Arab’da, ABD ve İran arasında artık birinci aynı geride bırakan savaşın geleceğine dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
Körfez ülkelerinin, Tahran’ın misilleme saldırılarının hedefi haline gelmesi nedeniyle arabulucu rolü üstlenmekten kaçtığına dikkat çekilen analizde, artık birinci ayını geride bırakan savaşın, sadece bölgesel değil küresel olarak da ağır sonuçlar ürettiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; son dönemdeki diplomatik adımlara dair değerlendirmelere yer verilerek, özellikle Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın faaliyetlerine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The New Arab’da yayınlanan analiz:
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sürecinde Tahran’ın misilleme saldırılarının hedefi haline gelirken, bölgede Tahran ile Washington arasında açık diyalog kurabilecek ülke sayısı oldukça sınırlı.

Bu çerçevede Türkiye, Pakistan ve son dönemde Mısır, çatışmayı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri teşvik eden ve başkentlerini olası müzakere merkezleri olarak sunan bir blok olarak öne çıkıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde bir kez daha yön değiştirerek İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırıları 7 Nisan’a ertelediğini açıklasa da saldırılar devam etti.
Trump ayrıca İran’ın akasine iddialarına rağmen, Tahran ile Washington arasındaki görüşmelerin “çok iyi gittiğini” ifade etmeye devam ediyor.
Diplomatik trafik hızlanıyor
Zaman daralırken öncelikle Ankara ve İslamabad diplomatik çabalarını yoğunlaştırdı.

Tarafların bir anlaşmaya varıp varamayacağı da net değil; genel kanaat bunun zor olduğu ve çatışmanın tırmanma riskinin sürdüğü yönünde.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi da, yaptığı bir açıklamada ABD ile herhangi bir müzakere yürütülmediğini söyledi. Arakçi ayrıca İran’ın, ABD ile müttefik Batılı ülkelere ait gemilere Hürmüz Boğazı’nı açmayı planlamadığını da belirtti.
Savaşın devam etmesi halinde, bunun küresel ekonomik istikrar ve uluslararası güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
İran’ın çatışmayı uluslararasılaştırma eğilimini sürdürdüğü, ABD ve İsrail’in ise İran rejiminin henüz çökecek kadar zayıflamadığına inandığı görülüyor. Ayrıca ABD’nin öne sürdüğü şartların İran tarafından kabul edilmesinin oldukça zor olduğu ifade ediliyor.
Buna rağmen bölge ülkelerinin diplomatik fırsatları değerlendirme çabaları önemini koruyor. Zira savaşın sürmesi halinde çatışmanın Körfez ile sınırlı kalmayacağı ve daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceği değerlendiriliyor.
Türkiye, Pakistan ve Mısır neden öne çıkıyor?
Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan, Riyad’da düzenlenen Arap ve Müslüman dışişleri bakanları toplantısı marjında ortak güvenlik konularını ele aldı. Hemen ardından ise aynı ülkeler Pakistan’da bir araya geldi.

Türkiye ve Pakistan’ın, İran’ı kınayan diplomatik metinlerde daha sert ifadelerin kullanılmasına karşı çıktığı ve daha dengeli bir dil tercih ettiği belirtiliyor.
Bu yaklaşımın, iki ülkenin kendilerini ABD ile İran arasında güvenilir arabulucular olarak konumlandırma stratejisinin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.
Ankara ve İslamabad’ın hassas dengesi
Türkiye ve Pakistan’ın İran ile kara sınırına sahip olması, bu iki ülkeyi doğrudan güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakıyor. Pakistan, şu ana kadar İran saldırılarının doğrudan hedefi olmazken; Türkiye hava sahasına giren en az üç füzenin NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülmesi gibi olaylar yaşadı. Buna rağmen Ankara’nın temkinli tutumu, Türkiye-İran ilişkilerinin gerilmesini engelledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türkçe bir mesaj göndererek İsrail’i kınamadaki “kararlı duruşu” için teşekkür etmesi de dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgesel dengeleri dikkatle okuyan pragmatik bir lider olarak, ABD’nin Körfez ülkelerine İran’a karşı askeri operasyona katılmaları yönündeki baskısına mesafeli durduğu görülüyor.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Riyad’daki toplantının ardından Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan bir bölge turuna çıktı. Bu ziyaretler, Körfez ülkelerinin mesajlarının Tahran’a iletilmesi açısından önem taşıdı.
Türkiye, savaş öncesinde de Körfez ülkeleriyle birlikte Trump’ı İran’a saldırmaktan vazgeçirip diplomasiye yönlendirmeye çalışan bir çizgide yer almıştı.

Pakistan ise özellikle geçen yıl Suudi Arabistan ile imzaladığı savunma anlaşması sonrası Körfez’de önemli bir ortak olarak öne çıkıyor. İranlı bir yetkilinin iddiasına göre Pakistan, ABD’den gelen bir teklifi Tahran’a iletti ve olası görüşmelere ev sahipliği yapabilecek ülkeler arasında yer alıyor.
Körfez ülkeleri temkinli
Körfez ülkeleri, Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın diplomatik girişimlerini desteklemekle birlikte doğrudan arabuluculuk rolü üstlenmekten kaçınıyor.

Katar’dan yapılan bir açıklamada savaşın diplomasi yoluyla sona ermesi gerektiği vurgulanırken, Doha’nın taraflar arasında doğrudan bir arabuluculuk girişiminde bulunmadığı ifade edildi.
İran’a karşı yürütülen savaş, arabulucu konumundaki ülkelerin enerji güvenliği, ticaret ve bağlantısallık gibi temel çıkarlarını zorlarken, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini güçlendiren bir etki de yaratıyor. Bu ülkelerin diplomatik çabalarının başarıya ulaşması halinde, ortaya koydukları rolün uzun vadede stratejik kazançlar üretmesi bekleniyor.
