İngiltere’nin önde gelen yayın organlarından The Telegraph’da, Trump açısından İran’la başlatılan savaştan çıkış yollarının ve ABD’nin olası hamlelerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasının, savaşı küresel ölçekte bir krize çevirdiğine dikkat çekilen analizde, ABD’nin adım adım askeri yığınak yapmasının da Hürmüz’ü zor kullanarak açma seçeneğini ciddi bir biçimde masaya koyduğunu gösterdiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Trump’ın olası Hürmüz adımlarına dair öngörülere ve değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Telegraph’da yayınlanan analiz:
İran’daki yönetim Hürmüz Boğazı’nı küresel ölçekte bir krize çevirmiş görünüyor. Bu hayati su yolundan geçen tankerler, fiilen İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) ödeme yapmadan ilerleyemez hale gelmiş olabilir.

Ve görünen o ki; bu tabloyu tersine çevirmek, Trump açısından İran’la başlatılan savaştan çıkışın tek yolu haline gelmiş olabilir.
Boğaz yeniden açılabilirse, Körfez’den çıkan tankerlerin güvenli geçişi petrol fiyatlarını aşağı çekebilir, küresel ekonomideki baskıyı azaltabilir ve İran’ın bu yeni gelir kanalını zayıflatabilir.
Böyle bir noktada Trump, bunu bir “zafer” anlatısına dönüştürmeye çalışabilir.
Bu nedenle müzakere söylemleri ya da İran’ın anlaşmaya hazır olduğu yönündeki iddialar, daha çok enerji piyasalarını yatıştırmaya dönük bir enstrüman gibi duruyor. Ama sahadaki asıl hareketlilik, ABD’nin ağır nakliye uçaklarıyla bölgeye asker ve teçhizat yığmasıyla kendini gösteriyor.
31. Deniz Piyade Seferi Birliği’nin hafta sonuna doğru bölgeye ulaşması, ardından 11. MEU’nun gelmesi bekleniyor. Bu birlikler, emir gelmesi halinde düşman kıyılarına yaklaşık 1.500 kişilik bir muharip unsur çıkarıp 30 gün ikmalsiz tutunabilecek kapasiteye sahip görünüyor.

Buna ek olarak 82. Hava İndirme Tümeni’nden yaklaşık 3.000 paraşütçünün de bölgeye intikal ettiği anlaşılıyor.
İsrail’in IRGC deniz kuvvetleri komutanı Tangsiri’yi hedef alması da dikkat çekici bir eşik olabilir. Bu hamle, Boğaz üzerindeki baskıyı yöneten kilit bir ismin ortadan kaldırılması anlamına geliyor ve ABD-İsrail koordinasyonunun sahada daha derinleştiğine işaret ediyor olabilir.
ABD’nin adım adım askeri yığınak yapması, Hürmüz’ü zor kullanarak açma seçeneğinin ciddi biçimde masada olduğunu düşündürüyor. Bu ise doğrudan İran topraklarına temas eden bir operasyon ihtimalini beraberinde getiriyor.
Eğer savaş, İran rejiminin hem ayakta kaldığı hem de Boğaz üzerinde fiili kontrol kurduğu bir noktada biterse, Tahran bunu açık bir zafer olarak sunabilir. Çünkü bu hat, küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyor ve burada kurulan baskı mekanizması ciddi bir stratejik kaldıraç yaratabilir.

ABD ve İsrail İran’ın füze ve İHA kapasitesini büyük ölçüde zayıflatmış olsa bile, Boğaz üzerindeki kontrol IRGC’ye bu kayıpları telafi edecek finansal alan açabilir. Körfez ülkeleri de bu baskı altında İran’la yeni bir denge kurmak zorunda kalabilir. Bu da bölgesel güç dağılımını Tahran lehine kaydırabilecek bir sonuç doğurabilir.
ABD’nin stratejik çıkmazı
Trump açısından asıl mesele burada düğümleniyor gibi görünüyor. Operasyonel düzeyde elde edilen başarılar, eğer Hürmüz üzerindeki İran etkisi kırılmazsa stratejik bir anlam üretmeyebilir. Bu durumda savaş, sahada kazanılıp masada kaybedilen bir tabloya evrilebilir.

Eğer İran bu kontrolü müzakereyle bırakmazsa, geriye askeri seçenek kalıyor. Bu da ABD’nin doğrudan sahaya inmesini gerektiren, daha riskli bir aşamaya geçiş anlamına geliyor. İran kıyılarına veya adalarına yapılacak bir çıkarma, ciddi kayıplar doğurabilir.
Buna rağmen Washington, IRGC’nin bu “haraç düzeni” üzerinden bölgeyi baskılamasının daha büyük bir risk olduğunu değerlendirebilir. Bu noktada tercih, kontrollü risk ile stratejik kayıp arasında yapılacak gibi duruyor.
ABD ordusunun kapasitesi düşünüldüğünde, sınırlı bir coğrafyada ve örneğin Hürmüz gibi dar bir hatta, askeri üstünlük kurması teknik olarak mümkün görünüyor. Ancak mesele yalnızca askeri başarı değil; sonrasında ortaya çıkacak siyasi ve jeopolitik düzenin nasıl şekilleneceği belirleyici olacak.

Trump’ın savaşın başında ortaya koyduğu hedefler ise çok daha genişti. İran halkına rejimi değiştirme çağrısı yapılmış, sistemin çökeceği ima edilmişti. Ancak bu söylem, İran’ın Boğaz’ı kapatarak verdiği sert karşılıkla başka bir evreye taşınmış olabilir.
Bugün gelinen noktada Boğaz’ın açılması, başlangıçta vaat edilenden çok daha dar ama somut bir “başarı kriteri” haline gelmiş gibi duruyor. Bu da savaşın hedeflerinin zaman içinde aşağı çekildiğine işaret edebilir.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Trump bu savaşı başlattıysa, bitirebilmek için IRGC’nin Hürmüz üzerinden kurduğu baskı düzenini kırmak zorunda kalabilir. Aksi halde, askeri başarıya rağmen stratejik bir başarısızlık tartışması kaçınılmaz hale gelebilir.
