İngiltere merkezli düşünce kuruluşarından UnHerd’de, İran savaşının NATO ittifakı üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD’nin İran’a savaş açmasının ardından, diğer NATO ülkelerinin savaşta ABD’nin fiili olarak yanında olmamasının bir kırılma noktası olarak tanımlandığı analizde, savaşın uzaması ve Avrupa’da enerji krizinin derinleşmesi durumunda ise ittifakın geleceğinin tamamen sorgulanacağı bir dönemin başlayacağı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; NATO’nun daha önce de 1956 Süveyş Krizi, Vietnam ve Irak savaşları gibi çok sayıda kriz yaşadığı ancak bu defa durumun neden farklı bir noktaya geldiğine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte UnHerd’de yayınlanan analiz:
ABD’li General Gaulle’ün ifadesiyle;
“Antlaşmalar genç kızlar ve güller gibidir; ömürleri olduğu kadardır.”
Bu ölçüye ve son dönemdeki gelişmelere göre bakıldığında, NATO hızla yıpranmaya başladı ve artık sorgulanması gerekiyor.

Zira; İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş, ittifak içindeki derin fay hatlarını açığa çıkardı.
Avrupa’da egemenlik tartışması
Avrupa’dan gelen dikkat çekici bir çıkışta, Almanya’da AfD partisinin eş başkanı Tino Chrupalla;
“Parti programımızda yazanı uygulamaya koyalım. ABD askerleri Almanya’dan çekilsin ve bağımsızlık konusunda adım atalım.”
ifadelerini kullandı.
Chrupalla’ya göre, Almanya üzerinde kontrol sahibi olmadığı yabancı üsleri barındırdığı sürece gerçek anlamda egemen bir devlet sayılamaz.
Tarafsızlık krizi ve enerji baskısı
Bu yaklaşım, Trump’ın İran savaşına katılmayan ülkelere yönelik;
“Kendi petrolünüzü kendiniz bulun”
şeklindeki çıkışına açık bir yanıt niteliği taşıyor. İran ise tarafsız ülkelere giden petrol tankerlerinin Hürmüz’den geçişine izin vermiş durumda.

Ancak Tahran, topraklarında ABD üsleri bulunan Avrupa ülkelerini “tarafsız” olarak görmüyor.
Savaşın uzaması ve Avrupa’da enerji krizinin derinleşmesi halinde, diğer ülkelerin de İspanya’nın yolunu izlemesi yönündeki baskının artması kaçınılmaz görünüyor. Körfez ülkelerinin yaşadığı deneyim de, kontrol edilemeyen yabancı askeri varlıkların taşıdığı riskleri açıkça ortaya koydu.
Fransa ve İtalya’nın attığı adımlar bu eğilimin ilk işaretleri. İtalya, İran’a yönelik operasyonlara giden ABD uçaklarının kendi topraklarında yakıt ikmali yapmasına izin vermedi. Fransa ise hava sahasını bu operasyonlarla bağlantılı uçuşlara kapattı.
Geçmiş krizlerden farklı bir eşik
NATO daha önce de krizler yaşadı. 1956 Süveyş Krizi, Vietnam ve Irak savaşları, hatta Avrupa’nın Sovyet gazına yönelmesi gibi başlıklarda ciddi ayrışmalar yaşandı. Ancak bu krizlerin hiçbiri, tarafların hayati çıkarlarını doğrudan hedef almıyordu.

Bugünkü durum ise farklı.
Çok sayıda ülkeden gelen çatlak seslerin ardından, Avrupa’nın çoğunlukla hava sahasını ABD’ye kapatması gibi bir senaryo, Washington’un İran’a yönelik askeri operasyonlarını doğrudan felce uğratabilir.
Zira; Avrupa hükümetlerinin İran savaşına katılmama kararının arkasında güçlü bir kamuoyu desteği bulunuyor. Hemen her Avrupa ülkesinde çoğunluk, İsrail-ABD eksenli bu savaşa karşı çıkıyor.
Trump’ın Avrupa’daki düşük popülaritesi ve sert söylemleri de bu karşıtlığı derinleştiriyor.
Örnek olarak; İngiltere gibi ABD’ye en yakın ülkede bile kamuoyunun yaklaşık %60’ı, Amerikan kuvvetlerinin İngiliz üslerini kullanmasına karşı çıkıyor.
Avrupa’daki bu tutumun arka planında İsrail’e yönelik artan olumsuz algı da bulunuyor. Gazze’de yaşananlar, Avrupa kamuoyunda İsrail’e yönelik olumsuz görüşleri %63-70 seviyelerine çıkardı. Bu oranlar özellikle genç nesillerde daha da yüksek.
Rusya- Çin tehdidi mi İran gerçeği mi?
Avrupa’nın ABD’den kopmasını engelleyen en önemli faktörlerden biri, Rusya tehdidi algısı ve Ukrayna savaşıydı.

Ancak Rusya’nın Ukrayna’daki yavaş ve maliyetli ilerleyişi, bu tehdidin abartıldığını gösteriyor.
Buna karşılık İran savaşının Avrupa ekonomileri üzerindeki etkisi çok daha somut ve yakın bir risk olarak öne çıkıyor.
Savaş uzadıkça Avrupa’da İran ile anlaşma arayışlarının artması muhtemel ve özellikle ABD’nin güvenlik garantisinin sorgulanmaya başlaması, bu süreci hızlandırabilir.
Daha çarpıcı bir senaryo ise Trump’ın savaş sonrası olası hamleleriyle ilgili.
Örneğin Grönland’ın ilhakı gibi bir girişim, NATO’nun sonunu getirebilir. Zira hiçbir ittifak, lider üyesinin başka bir üyeye açık saldırısını kaldıramaz.

Eğer ABD artık Avrupa’yı savunmak yerine ona baskı uygulayan bir aktöre dönüşürse ve Avrupa da ABD’nin küresel askeri projeksiyonunun bir parçası olmayı reddederse, NATO’nun varlık gerekçesi ortadan kalkar.
Bugün tartışılan mesele sadece bir savaş değil.
Artık mesele, Batı ittifakının geleceği, egemenlik kavramı ve küresel güç mimarisinin yeniden tanımlanması haline geldi.
