Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Dünya’da yaşamı gerçekten gelişmiş uzaylılar mı başlattı? Bilim dünyasını sarsan bu yeni iddia ne anlama geliyor?

Imperial College London’dan biyolog Robert Endres tarafından yürütülen yeni bir

Imperial College London’dan biyolog Robert Endres tarafından yürütülen yeni bir çalışma, yaşamın Dünya’da kendiliğinden ortaya çıkma ihtimalinin sanılandan çok daha düşük olduğunu ortaya koydu. Bilim dünyasında büyük ses getiren bu araştırma, insanlığın kökeninin uzaylı bir uygarlık tarafından gezegenimize bırakılan “yönlendirilmiş panspermi” tohumlarına dayanabileceği ihtimalini yeniden tartışmaya açtı.

İngiltere’nin saygın eğitim kurumlarından Imperial College London’da görev yapan biyolog Robert Endres, yaşamın kökenine dair ezber bozan bir araştırmaya imza attı. Henüz hakem onayından geçmeyen ve bilimsel makale arşivi arXiv’de yayımlanan “The Unreasonable Likelihood of Being” başlıklı çalışmasında Endres, farklı senaryolar altında yaşamın ortaya çıkış sürecini matematiksel ve biyolojik verilerle hesapladı. Elde edilen sonuçlar, yaşamın yapı taşı olarak kabul edilen moleküllerin doğada sanılandan çok daha hızlı parçalandığını gösteriyor.

Yaşamın oluşması için gereken süre neden yetersiz kalıyor?

Endres’in çalışmasına göre, mikrobiyal yaşamın oluşabilmesi için gerekli olan karmaşık yapıların, mevcut modellerin öngördüğünden çok daha hızlı bir şekilde bir araya gelmiş olması gerekiyor. Ancak doğadaki moleküler etkileşimlerin hızı ve bu moleküllerin dayanıksızlığı, yaşamın “tesadüfen” oluşma ihtimalini ciddi şekilde zayıflatıyor. Bu durum, bilim insanlarını yaşamın dışarıdan bir müdahaleyle mi başladığı sorusuna yönlendiriyor. Endres, çalışmasında bu ikilemi şu sözlerle ifade ediyor: “Dünya gelişmiş uzaylılar tarafından yaşamla dolduruldu mu, yoksa düzen fizik yasalarının sessiz yönetimi altında kaostan mı doğdu?”

Yönlendirilmiş panspermi teorisi nedir ve kimler savunuyor?

Robert Endres, araştırmasında diğer bilimsel ihtimalleri tamamen reddetmese de “yönlendirilmiş panspermi” ihtimalini güçlü bir seçenek olarak masada tutuyor. Bu fikir aslında bilim dünyasına yabancı değil. İlk olarak 1970’lerde, DNA’nın yapısının keşfinde kritik rol oynayan Nobel Ödüllü bilim insanı Francis Crick ve “RNA dünyası” hipotezinin öncülerinden Leslie Orgel tarafından ortaya atılmıştı. Bu iki dev isim, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ileri bir uygarlığın, soyunu devam ettirmek ya da yaşamı yaymak amacıyla yaşanabilir gezegenlere bilinçli olarak yaşam tohumları göndermiş olabileceğini savunmuştu.

Bilimkurgu filmlerindeki senaryolar gerçek mi oluyor?

Yaşamın kökenine dair bu spekülatif düşünce, popüler kültürde ve bilimkurgu sinemasında da sıkça işlenen bir tema olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, kült yapım 2001: A Space Odyssey filmindeki gizemli monolit insanlığın evrimini hızlandıran bir dış müdahaleyi temsil ederken, Star Trek evreninde de gelişmiş varlıkların galaksinin dört bir yanında yeni uygarlıklar inşa ettiği görülüyordu. Endres’in çalışması, bu kurgusal senaryoların teorik bir zemine oturabileceğine dair kapıyı aralıyor.

Gelecekte Mars’ı biz mi tohumlayacağız?

Endres’e göre uzaylı kökenli yaşam fikri, en basit açıklamanın tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Occam’ın Usturası ilkesine ters düşse de mantıksal olarak imkânsız değil. Bugün insanlığın Mars veya Venüs’ü yaşamla doldurma, yani dünyalaştırma (terraforming) fikirlerini bilimsel makalelerde ciddi biçimde tartışıyor olması, bu teoriyi destekleyen en büyük kanıtlardan biri olarak görülüyor. Eğer biz bugün başka gezegenlere yaşam götürmeyi planlıyorsak, geçmişte başka bir uygarlık da aynısını Dünya için yapmış olabilir.

Ancak bu hipotezin test edilmesi ve kanıtlanması bugünkü teknolojiyle son derece zor görünüyor. Endres, yapay zekanın yaşamın kökenine dair verileri geriye doğru analiz edip edemeyeceği konusunda temkinli bir duruş sergiliyor. Bilim insanına göre yaşamın cansız maddeden ortaya çıktığına dair mevcut modeller tamamen yanlış olmayabilir; ancak büyük bir ihtimalle bu modellerde henüz keşfedilmemiş “eksik” parçalar bulunuyor.