Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Dünya’nın kayıp 1 milyar yılına ne oldu ve Büyük Uyumsuzluk gizemi nasıl çözüldü

Bu haberin fotoğrafı yok

Yer kabuğunun derinliklerinde saklı kalan ve bilim dünyasını 150 yılı aşkın süredir meşgul eden devasa bir boşluk nihayet aydınlanıyor. Araştırmacıların “Dünya’nın stratigrafik kayıtlarındaki en ikonik ama aynı zamanda en gizemli boşluk” olarak tanımladığı Büyük Uyumsuzluk hakkında ortaya atılan yeni kanıtlar, gezegenimizin geçmişine dair bildiğimiz tüm teorileri kökten değiştirebilir.

Bilim insanları, birkaç milyon yıldan bir milyar yılı aşan devasa zaman aralıklarını kapsayan kayıp tortul kayaçların gizemini çözmek için yürüttükleri çalışmalarda sona yaklaştı. Dünya’nın jeolojik kayıtlarındaki en büyük boşluklardan biri olan ve “Büyük Uyumsuzluk” olarak adlandırılan bu fenomen, 150 yılı aşkın süredir bilim dünyasında hararetli tartışmalara neden oluyordu. Pazartesi günü Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bu devasa zaman kaybına dair ezber bozan bir açıklama sundu.

Büyük Uyumsuzluk, yerkürenin pek çok bölgesinde yaklaşık 500 milyon yıllık tortul kayaların, doğrudan 1,7 milyar yıldan daha yaşlı temel kayaların üzerine oturmasıyla kendini gösteriyor. Aradaki bu devasa boşluk, gezegenin tarihine dair önemli bir sayfanın sanki birileri tarafından yırtılıp atıldığı izlenimini uyandırıyor. Bu kayıp katmanların neden ve nasıl yok olduğu sorusu, jeologların on yıllardır en büyük bilmecelerinden biri olmaya devam ediyordu.

Süperkıta Columbia ve tektonik süreçlerin etkisi

Çin’deki Kuzeybatı Üniversitesi’nden Rong-Ruo Zhan liderliğindeki araştırma ekibi, bu boşluğun sanılanın aksine çok daha eski süreçlerle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Ekip, elde edilen veriler ışığında bu kaybın büyük ölçüde 2,1 ila 1,6 milyar yıl önce gerçekleştiğini savunuyor. Bu dönem, antik bir süperkıta olan Columbia’nın oluşumu sırasında meydana gelen yoğun tektonik hareketlere denk geliyor. Özellikle Kuzey Çin’deki jeolojik alanlardan toplanan veriler, bu tezi güçlendiren somut kanıtlar sunuyor.

Bu yeni bulgular, Büyük Uyumsuzluk’un yaklaşık 700-600 milyon yıl önce yaşanan ve “Kartopu Dünya” olarak bilinen evreyle oluştuğunu iddia eden popüler teoriyi de sarsıyor. Kartopu Dünya teorisi, gezegenin buzla kaplandığı bu dönemin, hemen ardından gelen Kambriyen patlamasıyla bağlantılı olduğunu öne sürüyordu. Ancak yeni çalışmanın sunduğu revize edilmiş tektonik zaman çizelgesi, bu iki olay arasındaki doğrudan bağlantıyı ciddi şekilde sorgulatıyor.

Bölgesel farklılıklar ve erozyonun karmaşık yapısı

Çalışmanın ortak yazarlarından Nicholas Christie-Blick, 404 Media’ya yaptığı açıklamada, Kuzey Çin’de orta kabuk kökenli metamorfik ve magmatik kayaların yüzeye çıkmasının 2,1 ila 1,6 milyar yıl aralığında gerçekleştiğini belirtti. Christie-Blick, bu sürecin her bölgede aynı şekilde işlemediğini vurgulayarak, “Yüzey küresel görünebilir, ancak anlamı bölgeden bölgeye değişir” değerlendirmesinde bulundu. Uzmana göre Kuzey Amerika’daki benzer yapılar, Rodinia süperkıtasının parçalanması gibi çok daha yerel etkenlerle şekillenmiş olabilir.

Zhan ve ekibi, Kuzey Çin’deki beş farklı noktada kayaların termal geçmişini inceleyerek, bu bölgedeki yükselmenin antik Neoproterozoyik dönemdeki hareketlerle gerçekleştiğini kanıtladı. Christie-Blick, Büyük Uyumsuzluk’un tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı: “Bu boşluk, bir milyar yılı aşan bir zaman diliminde yaşanmış her şeyi temsil ediyor. Dolayısıyla tek bir ‘sebep’ bulmamız zaten beklenemezdi.”

Yeni araştırma, yer kabuğundaki bu devasa boşluğun kökenine dair önemli bir ışık tutsa da bilim dünyasında tartışmaların hemen bitmeyeceği görülüyor. Araştırma ekibi, farklı bölgelerde yeni çalışmalar yapmaya hazırlanırken Christie-Blick, bilimsel yaklaşımın temelini şu sözlerle özetliyor: “Yerleşik düşünceyi sorgulamayı seviyoruz; çünkü anlayıştaki ilerlemeler çoğu zaman tam da oradan çıkıyor.”