Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

NASA yarım asırdır büyük bir hatanın içinde mi ve Mars’ta yaşam aslında 50 yıl önce mi keşfedildi?

Bilim dünyasında taşları yerinden oynatacak devrim niteliğindeki iddiaya göre, NASA’nın

Bilim dünyasında taşları yerinden oynatacak devrim niteliğindeki iddiaya göre, NASA’nın 1970’li yıllarda gerçekleştirdiği efsanevi Viking görevleri aslında Kızıl Gezegen’de yaşamın izlerini bulmuş olabilir. Bilim insanı Steve Benner ve ekibi, yaklaşık 50 yıldır ders kitaplarına giren “Mars’ta yaşam bulunamadı” sonucunun tamamen hatalı bir veri yorumlamasından kaynaklandığını savunarak uzay ajansına açıkça meydan okuyor.

Kızıl Gezegen’in gizemli topraklarına 1976 yılında iniş yapan Viking 1 ve Viking 2 araçları, insanlık tarihinin en kapsamlı yaşam arama deneylerinden birine imza atmıştı. Araçların üzerinde bulunan üç farklı yaşam tespit deneyi o dönemde olumlu sonuçlar vermesine rağmen, ana cihazlardan biri olan Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi (GC-MS) organik molekül bulamayınca tüm veriler reddedilmişti. Viking Projesi’nin baş bilim insanı Gerald Soffen, o dönemde tarihe geçen “Beden yoksa, yaşam da yok.” sözüyle araştırmaları noktalamış ve bu yorum on yıllarca resmi bir dogma olarak kabul görmüştü.

Verilerdeki gizli detaylar neden yanlış yorumlandı?

Florida’daki Applied Molecular Evolution Vakfı’ndan kimya profesörü Steve Benner liderliğindeki ekip, Viking verilerinin aslında bambaşka bir gerçeği fısıldadığını belirtiyor. Benner’e göre asıl sorun cihazın ne bulduğunda değil, elde edilen karmaşık sonuçların o günkü teknoloji ve bakış açısıyla nasıl analiz edildiğinde yatıyor. Deneyler sırasında Mars toprağı önce 120 dereceye, ardından 630 dereceye kadar ısıtılarak organik maddelerin buharlaşması hedeflenmişti. Ancak sonuçlar beklenenin aksine organik moleküller yerine ikinci bir karbondioksit patlaması ve az miktarda metil klorür ortaya çıkarmıştı.

O dönemdeki Viking ekibi, bu sonucu Mars’taki bilinmeyen güçlü bir oksitleyici maddenin organikleri yok etmesi olarak değerlendirmiş ve metil klorürün Dünya’dan bulaşan bir temizlik maddesi olduğunu varsaymıştı. Profesör Benner bu noktada sert bir eleştiri getirerek “Metil klorür bir temizlik solventi değildir; eksi 24 derecede kaynayan bir gazdır.” diyerek yıllardır süregelen bu varsayımı çürütüyor.

Bulmacayı çözen keşif 2008 yılında geldi

Yıllarca bir bilmece olarak kalan bu duruma ışık tutan gelişme, 2008 yılında NASA’nın Phoenix aracı tarafından Mars yüzeyinde perklorat maddesinin keşfedilmesiyle yaşandı. Perkloratın güçlü bir oksitleyici olması, Viking’in gördüğü gizemli sonuçları açıklamak için en büyük kanıt haline geldi. 2010 yılında astrobiyolog Rafael Navarro-González tarafından yapılan çalışmalar, organik maddeler ile perkloratın birlikte ısıtıldığında tıpkı Viking deneylerinde olduğu gibi yüzde 99 karbondioksit ve yüzde 1 metil klorür oluşturduğunu kanıtladı. Bu durum, Viking araçlarının aslında organik maddeler bulduğunu ancak ısıtma işlemi sırasında bu maddelerin perklorat ile tepkimeye girerek yok olduğunu gösteriyor.

Mars mikropları için geliştirilen BARSOOM modeli ne anlama geliyor?

Eğer Mars’ta gerçekten organik moleküller varsa, Viking araçlarındaki üç yaşam deneyinin de aslında pozitif sonuç verdiği ihtimali yeniden güçleniyor. Label Release deneyinin baş araştırmacısı Gil Levin, hayatı boyunca deneyinin yaşam bulduğuna inanmış ancak bilim camiasını ikna edememişti. Benner ve ekibi şimdi bu iddiaları desteklemek için BARSOOM adını verdikleri bir model geliştirdi. Bu modele göre Mars’taki mikroplar, fotosentez yapan ototrof bakteriler olabilir.

Gündüzleri oksijen üretip geceleri uykuya geçen bu canlıların, ürettikleri oksijeni depolayarak tekrar aktif olduklarında kullanıyor olabileceği öngörülüyor. Benner, GC-MS verilerinin yanlış yorumlanmasının Mars araştırmalarını tam yarım asır geriye attığını savunuyor. Viking 1 ve 2’nin Mars’a inişinin 50. yılı yaklaşırken, bilim dünyasında bu kadim tartışmanın yeniden açılması ve resmi tarih kitaplarının güncellenmesi bekleniyor.