Reşit Kemal AS – 09 Şubat 2026
Amerikan askeri kargo uçaklarının Ermenistan’a yönelik artan sevkiyatları, yüzeyde bakıldığında Erivan–Washington hattında ikili bir mesele gibi görünebilir. Oysa Türkiye açısından bu gelişme, dar bir diplomatik başlık değil; Kafkasya’daki güç dengeleri, ulaşım koridorları ve uzun vadeli çevreleme riskleriyle doğrudan bağlantılı stratejik bir güvenlik meselesidir.
Türkiye bu tabloya “Ermenistan’a ne gidiyor?” sorusuyla değil, “Bu gidişat bizi nereye götürüyor?” sorusuyla bakmak zorunda.
Kafkasya’da Değişen Oyun Alanı
2020 Karabağ Savaşı sonrasında Güney Kafkasya’da oluşan yeni denge, Türkiye–Azerbaycan eksenini belirgin şekilde güçlendirdi. Bu durum yalnızca Ermenistan’ı değil, bölgeye dışarıdan bakan küresel aktörleri de rahatsız etti. Çünkü Ankara artık sadece diplomatik değil, sahada sonuç üreten bir aktör olarak konumlandı.
Bugün Ermenistan’a yapılan Amerikan askeri sevkiyatlarını, bu yeni gerçeklikten bağımsız okumak mümkün değil.
Zengezur Koridoru: Asıl Fay Hattı
Türkiye açısından meselenin kalbi Zengezur Koridoru’dur. Bu hat yalnızca Azerbaycan’ı Nahçıvan’a bağlayan bir yol değil;
- Türk dünyasını fiziki olarak birbirine bağlayan,
- Orta Koridor’u güçlendiren,
- Türkiye’yi Avrasya ticaretinde merkez ülke yapan bir jeopolitik projedir.
Ermenistan’ın Batı destekli bir güvenlik şemsiyesi altına alınması, bu koridorun fiilen veya siyasi manevralarla bloke edilmesi riskini beraberinde getiriyor. Amerikan sevkiyatlarının Ankara’da yarattığı rahatsızlığın temelinde tam olarak bu stratejik okuma yatıyor.
ABD Ne Yapıyor, Türkiye Ne Görüyor?
Washington açısından Ermenistan:
- Rusya’ya karşı bir kaldıraç,
- İran’ın kuzeyinde bir baskı noktası,
- Türkiye–Azerbaycan hattını dengeleme aracı.
Ankara açısından ise aynı tablo şu anlama geliyor:
- Güney Kafkasya’da NATO dışı ama Batı destekli yeni bir askeri denklem,
- Türkiye’nin çevresinde giderek sıklaşan dolaylı kuşatma hissi,
- Barış söylemi altında yürütülen kontrollü gerilim stratejisi.
Bu nedenle mesele, Ermenistan’ın savunması değil; Türkiye’nin hareket alanının sınırlandırılmasıdır.
İstikrar Söylemi, Sahadaki Gerçeklik
Uluslararası aktörler bu tür sevkiyatları sıklıkla “istikrarı destekleme” argümanıyla meşrulaştırır. Ancak Türkiye’nin yakın coğrafyadaki tecrübeleri şunu gösteriyor:
Dış askeri destek, çoğu zaman istikrar değil, müzakere masasında sertleşme üretir.
Kendini güçlü hisseden aktörler, uzlaşmaya değil, dayatmaya yönelir. Bu da Kafkasya gibi kırılgan fay hatlarıyla dolu bir bölgede yeni krizlerin davetiyesi anlamına gelir.
Ankara’nın Seçenekleri
Türkiye bu süreci:
- Sert tepkiyle değil,
- Sessiz kalmayarak ama aceleci hamlelerden de kaçınarak,
- Azerbaycan’la tam eşgüdüm içinde,
- Bölgesel sahiplenme vurgusunu artırarak yönetmek zorunda.
Kafkasya’nın güvenliği, Kafkasya dışından dizayn edilemez.
Amerikan uçakları bugün Erivan’a iniyor olabilir. Ancak bu uçuşlar, Ankara’nın güvenlik mimarisine dair soruları da beraberinde getiriyor. Türkiye için mesele, kısa vadeli askeri sevkiyatlar değil, bölgesel oyun planının hangi yöne evrildiği.
Kafkasya’da barış, dışarıdan taşınan askeri kargolarla değil,
bölge ülkelerinin kuracağı dengelerle mümkün olur.
Ve Türkiye, bu denklemin dışında bırakılabilecek bir aktör değildir.



YORUMLAR