Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 14 Nisan 2026
Aslında “Nükleer Risk” kavramını yazmak istemesek de, Netanyahu ve onun dümen suyuna takılan ABD Başkanı Trump’ın kural tanımayan tutumları ile İslamabad’daki ateşkes görüşmelerinin kesilmesini hatırlayınca, ne yazık ki bu dehşet kelimelerini hatırlıyoruz.
ABD, Ateşkes Değil İran’ı Dize Getirmek İstiyor
Ateşkesle ilgili ilk haberler duyulduğu zaman, barışı arzulasak da, e-gazetemiz WOT’un 10 Nisan tarihli sayısında “İran’ın ABD ve İsrail’le Danışıklı Dövüşü Diyenler Nerede?” başlıklı analizde “her an savaşı başlatabilecekleri yönündeki açıklamaları ile artık devlet adamı kişiliği oldukça aşınan ABD Başkanı Trump’a güvenilemeyeceği de dikkate alındığında” temkinli bir umut beslediğimizi belirtmiştik. Ne yazık ki Trump bizi yalancı çıkarmadı.
21 saatlik ateşkes görüşmelerinin en iyi yanı, iki ülke temsilcilerinin karşılıklı görüşmeleriydi. En azından birbirlerinden ne istediklerini yüz yüze söylediler. Ancak tüm dünyanın merakla beklediği barışa giden yol için ise umut veremediler.
Bu savaşın sona ermesine “Çatışmaların Çözümlemesi” disiplini açısından bakıldığında, barış için gerekli şartların oluşmadığı açıkça görülebilmektedir. Yani her ne kadar taraflardan ABD (zoraki olarak İsrail) ve İran, Pakistan tarafından kendilerine iletilen karşılıklı maddeler üzerinde müzakereye başlayabileceklerini bildirmişlerse de, müzakereler sırasında iki inatçı keçi gibiydiler. Zira her iki taraf da belirledikleri kırmızı çizgilerden geri adım atmadılar.
Yani taraflar, “Bizi çok yıpratan bu savaştan artık kurtulalım!” şeklinde bir iradede birleşemediler. Öte yandan taraflardan biri, “Yeter artık, ben pes ediyorum!” da demedi. Savaşın galibi edasıyla masaya oturan ABD, karşısında “sinek gibi ezebileceği” İran varmışçasına davranırken, İran tarafı da “Savaşın galibi İran’dır!” diyerek masada dik durdu.
Anlaşmazlık, İsrail’in dayattığı, İran’ın nükleer çalışmaları bırakması üzerinde düğümlendi. Nükleer silah yapmayacağını belirten İran, uranyum zenginleştirme ile ilgili hiçbir sınır tanımadığını açıkladı.
Bir diğer anlaşmazlık konusu da Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Haşdi Şabi gibi İran tarafından desteklenen vekil güçlere İran’ın desteğinin çekilmesi. İran, bunu da kabul etmiyor. Bu koşullar üzerinde uzlaşma sağlanabilmiş olsa, bir diğer sancılı konu da İran’ın “savaş tazminatı” isteği olacaktı. İsrail’in katılmasının mümkün görülmediği bu şartı, Trump yönetiminin de Kongre’den geçirmesi hayal dahi edilememektedir.
Bunlara ilaveten ileri sürülen diğer şartlar varsa da, bu iki madde üzerinde anlaşılsa, diğerleri üzerinde bir şekilde uzlaşma sağlanabilirdi.
Müzakere öncesinde ve müzakere sırasında ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı savaş gemileriyle geçme girişimi şeklindeki provokatif tutumu ve bir türlü ağzı kapanmayan Trump’ın sık sık İran’ı tehdit eden sözleri de ateşkes ön şartları için bir araya gelen heyetlerin başarısızlığında rol oynadı.
ABD Ambargosu ve Olası Çılgınlıklar
Ateşkesin ardından Trump, Hürmüz Boğazı’na uygulanacak ambargo ile, İran’a giden veya İran’dan dış dünyaya seyreden gemilere müdahale edileceğini bildirdi. Bu gelişmeden en ciddi kayba uğraması muhtemel Çin’in “Hürmüz Boğazı’ndan istikrarlı, güvenli ve engelsiz geçiş uluslararası toplumun ortak çıkarı. Kesintinin kökeninde yatan sebep İran’daki çatışma ve bundan tek çıkış yolu ateşkes ve çatışmanın erken tarihte sonlandırılması!” şeklindeki tavsiyesine rağmen 13 Nisan 2026 akşamı da ambargo başlatıldı.
İran zaten yıllardır yaptırımlar altında yaşamaktaydı. Kuşkusuz ki ambargo da olumsuz etkileyecektir. Ancak ABD şunu öğrenemedi: Ortadoğu’da bazı milletleri tehdit ederek caydıramazsın! Aslında bir kısmı rejimle ciddi sorun yaşıyor olsalar da, ABD-İsrail haydutluğu karşısında iktidarla kenetlenen İranlılar tehdide rağmen pabuç bırakmadı. İran, ne Venezuela’dır, ne Lübnan, ne Körfez’in Arap ülkeleri…
Ortadoğu’da devam eden yığınaklanmalara bakılırsa ABD-İsrail ikilisi bu kez İran’ı daha da beter vurmaya çalışacaklar. Hitler’i aratmayan Netanyahu ve ona ayak uyduran Trump, yeni bombardımanlarla da İran’ı dize getiremez ise, korkarız ki taktik nükleer silah kullanma çılgınlığını dahi düşünebilirler.
Sonuç
Dünya tarihinde çıkan savaşlar genellikle mesleği askerlik olan komutanlar tarafından değil, komutanlığa hevesli siyasiler tarafından çıkartılmıştır. ABD’de Savunma Bakanlığı’ndaki komutanların İran’a karşı savaş açılmamasını önerdikleri artık gizlenememektedir. Son olarak ABD Kara Kuvvetleri Komutanı George da bunu eleştirdiği için Savaş Bakanı Hegseth tarafından istifa ettirildi. Bakanın daha önce de görevden aldığı üst düzey komutanlarla sayısı 10’u geçti.
Hürmüz Boğazı’ndan çıkışta İran’ın uyguladığı “sınırlama” bu kez ABD’nin iki taraflı ambargosuyla desteklendi. Bu ise küresel ekonomi devi Çin’i, dolayısıyla da tüm dünyayı olumsuz etkileyebilecektir.
Olumsuz etkilenme, zincirleme olarak ülkelerin karşılıklı güven bunalımını tetikleyebilecek ve sonunda herkesin korkarak telaffuz ettiği “dünya harbi”ne çanak tutulacaktır. Ya da insanlara karşı ilk nükleer silahı Hiroşima’ya, etkisini gördükten sonra Nagazaki’ye atan ABD’nin İran’a da doğrudan veya İsrail’e yol vererek nükleer silah atabileceği ihtimali giderek yükselmektedir.
Artık AB, İngiltere, Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerin yöneticileri sağduyu ile hareket ederek ABD’yi hizaya getirmeye çalışmalıdır.


YORUMLAR