Doç. Dr. Furkan KAYA – 25 Mayıs 2026
Tüm dünyanın merakla beklediği ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping görüşmesinin ardından, gözler Rusya Devlet Başkanı Putin’in Çin’e yapacağı ziyarete çevrilmişti. ABD-Çin zirvesinin üzerinden çok zaman geçmeden Putin, 19 Mayıs tarihinde Xi Jinping ile görüşmek üzere Pekin’e gitti. Dünyanın içinde bulunduğu kritik dönem itibariyle iki Avrasya gücünün sıcak teması, sadece devletler arası bilindik diplomatik görüşme olarak değerlendirilmemeli. Bu zirve aynı zamanda devletler arası ilişkilerde derinleşmekte olan bloklaşmanın, enerji diplomasisinin ve yeni jeostratejik mücadelenin önemli bir safhasıdır. Trump ile Xi Jinping görüşmesinden hareketle Çin’in neredeyse aynı zaman dilimi içerisinde hem Washington ile ‘stratejik istikrar’ arayışında, hem de Moskova ile de mevcut ittifakını derinleştirme gayreti içinde olması, Pekin yönetiminin kuvvetli ve etkili denge siyaseti takip ettiğini gösteriyor.
Çin için Rusya daimi dost mu?
Rusya ile Çin arasında 40 önemli anlaşmaya imza atılmış olsa da Rusya için en kritik meselelerden olan ‘Sibirya’nın Gücü- 2’ adı verilen doğalgaz boru hattı projesinde somut bir yol kaydedilememesi Moskova’yı hoşnut etmedi. Ukrayna Savaşı sebebiyle Avrupa enerji pazarını büyük ölçüde kaybeden Rusya’ya Çin enerji ihracatında adeta ‘can suyu’ olmuştu. Fakat Pekin, Moskova’nın savaş sonrası içine düştüğü buhranı kendi açısından stratejik bir avantaja dönüştürdü. Bu bağlamda enerjide fiyat, hacim ve uzun vadeli enerji bağımlılığında ihtiyatlı davranıyor. Elbette bu durum, Rusya-Çin arasındaki ittifakın, ‘daimi ortaklık’ söylemleriyle taçlandırılmasına rağmen iki ülke arasında eşit bir ittifak ilişkisi görülmemektedir.
‘Büyük Avrasyacılık’ doktrini bağlamında Rusya ile Çin birbirlerini iki güçlü jeopolitik ortak olarak ilan etmişlerdi. Fakat özellikle Pekin yönetimi, ittifak bağının bağımlılığa dönüşmemesi hususunda oldukça dikkatli davranıyor. Bilhassa Çin’in enerji güvenliği kapsamında Türkistan, Ortadoğu ve İpek Yolları rotaları üzerinden alternatif tedarik bağlarını korumaya özen gösteriyor. Bu nedenle Çin’in genel olarak Rusya’ya bakış açısı, ittifakın ideoloji üzerinden şekillenmesinden ziyade pragmatik güç dengesi anlayışının ön planda tutulmasıdır.
Nükleer Denge Krizi ve Çin-Rusya’nın Ortak Güvenlik Mesajı
Güvenlik ve askeri alanlarda verilen mesajlar zirvedeki en dikkat çeken başlıklardı. İki liderde yaptıkları ortak açıklamada ABD’nin ilan ettiği ‘Altın Kubbe’ füze savunma sistemini sert şekilde eleştirirken, 2010 tarihli New Start, yani Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşmasının sona ermesini Washington’un sorumsuz nükleer politikasına bağladılar. Hatırlanacağı üzere ‘New Start 2010’ Rusya ile ABD arasında nükleer silahların azaltılmasını sağlayan son silahsızlanma anlaşmasıydı. 2023 yılında Rusya, Ukrayna savaşı sebebiyle anlaşmayı askıya aldığını ilan etmiş, 5 Şubat 2026’da anlaşmanın süresi dolduğu içinde nükleer silah kontrol mekanizması devre dışı kaldı. Çin’in ABD’nin siyasetini ‘orman kanunlarına’ bağlaması aslında ABD’nin emperyal anlayışına karşı bir söylem niteliği taşıyordu. Bilhassa İran’a devam eden saldırıların ABD-İsrail koalisyonu ile sürmesini ve Tayvan kırmızı çizgisini sert bir şekilde hatırlatan Çin, kendisini ‘istikrar sağlayan aktör’ olarak kabul edilmesini istiyor.
Çin’in çift yönlü politikası
Kritik soru şu; Çin’in istediği küresel bir istikrar mı, yoksa Amerikan merkezli dünya düzeninin aşındırılması mı? Belki de Çin iki hedefe de aynı anda ulaşmak istiyor fakat daha ağırlıklı olan Çin’in ABD ile sıcak savaşa girmeden Amerikan hegemonyasını aşındırmak olabilir. Dolayısıyla Pekin ne Rusya’yı tamamen kaybetmek istiyor ne de ABD ile tam bir kopuş yaşamak istiyor. Bilindiği üzere Ukrayna savaşıyla beraber Çin’in Rusya’ya sağladığı destek çok daha kritik hale geldi. Belki de Rusya’nın sahada savaşın maliyetinin giderek artması ve Batı yaptırımlarının finansal yükü, Moskova’yı Çin’e daha tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi kurmaya mecbur bıraktı. Bugün Rus savunma sanayisinin en önemli ekipmanlarından olan, mikro elektronik sistemler, hassas makine ekipmanları, drone parçaları ve çift kullanımlı teknolojiler Çin tarafından tedarik ediliyor.
Avrupa istihbarat raporlarının iddiasına göre 2025 yılından itibaren Çin, yüzlerce Rus askeri personeline drone kullanımı, elektronik savaş ve zırhlı piyade stratejileri hususunda eğitim verdi. Bu iddia iki ülke ilişkilerinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda doğrudan askeri ve stratejik boyuta ulaştığını gösteriyor. Eğer iş birliği derinleşirse, orta ve uzun vadede Rusya-Çin askeri ittifakının Pasifik’ten Doğu Avrupa’ya kadar geniş coğrafyada etkili olması oldukça mümkün. Ayrıca Pekin ne Rusya’nın çökmesini ne de kendisinin güç kapasitesini aşacak kadar güçlenmesini tercih ediyor. Bunun nedeni ayakta kalmayı başarmış bir Rusya, Çin için Batı’yı oyalayan stratejik tampon işlevi görmesidir. Dolayısıyla Çin, Rusya’yı kontrollü ayakta tutma politikasını sahada ve masada uyguluyor
Sonuç olarak
ABD açısından iste ortaya çıkan yeni tablo, Rusya ve Çin’i ayrı ayrı değerlendirmeyi değil, iki ülkenin oluşturduğu ekseni beraber değerlendirmeyi mecbur bırakıyor. Bilhassa Trump’ın Çin ziyaretinde verdiği mesajlarda Çin ile ilişkilerini koparmak değil, rakip iş birliği zemininde yeniden şekillendirme arayışı dikkat çekti. Neticede Rusya ve ABD’nin katılımlarıyla gerçekleşen Pekin zirveleri, yeni küresel sistemin ipuçlarını barındırıyor. Çin bir taraftan ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınırken, Rusya’yı da stratejik ortak olarak yanında görmek istiyor. Rusya ise Çin’e daha fazla bağımlı olmamak için alternatif arayışında olsa da ancak ABD ile denge siyaseti sayesinde bu kompartımanın oluşabileceğinin farkında. Sonuç olarak eşitler arası bir ittifak yok ve asimetrik güç dengesi Çin’in tarafına doğru derinleşiyor. Dünya, çok merkezli ve kutuplu rekabet döneminde denilebilir. Pekin’deki son zirve ise bu değişimin sadece diplomatik olarak değil, askeri, teknoloji, enerji ve finansal bağımlılık perspektifinde şekil bulan yeni jeopolitik ring hattını temsil ediyor.


YORUMLAR