Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 06 Temmuz 2026
NATO bugüne kadar toplam 8 adet Stratejik Konsept Belgesi yayınlamıştır. Kuruluşundan bugüne NATO konsept çalışmalarını yaparken proaktif mantık yerine reaktif anlayışla olay ve olguları takip etmek durumunda kalmıştır. Buna göre Soğuk Savaş Döneminde (1949–1991); caydırıcılık ve konvansiyonel savunma (1949/1950), askeri teşkilatlanma (1952), kitlesel karşılık (1957), esnek karşılık (1968) şeklinde stratejiler üretilmiştir. Soğuk Savaş Sonrası Dönemde (1991-günümüz); yeni uluslararası düzen kapsamında diyalog, iş birliği, nükleer silahsızlanma ve kriz yönetimi konseptleri (1991), alan dışılık konsepti (1999), küresel terörizm, siber saldırılar, korsanlık ve balistik füze tehditlerinin bertaraf edilmesi konsepti (2010), ileri savunma konsepti (2022) ilan edilmiştir. 28 ve 30 Haziran 2022 tarihlerinde yapılan Madrid Zirvesinde Rusya Federasyonu’nun en önemli ve doğrudan tehdit olduğu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) ise ilk kez sistemik sınama tanımıyla belgeye yansıtıldığı görülmüştür.
Bu kapsamda 07-08 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılacak 36. NATO Liderler Zirvesi’nde yeni bir stratejik konseptin çıkma olasılığı oldukça muhtemeldir. Eğer konsept belge çıkarsa içinde yer alması beklenen önemli hususların; külfet paylaşımı, harekatların yük dağılımları, komuta kontrol ve teşkilat değişiklikleri, ÇHC ile ilgili yeni bir tanımlama, İran Savaşı ve enerji güvenliği, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, Avrupa’nın güvenliği ve Gökyüzü Kalkanı Girişimi adı verilen hava savunma sisteminin geliştirilmesi, Adana’da kurulması planlanan NATO Müşterek Kolordu Karargâhı ve İstanbul Anadolu Kavağı’ndaki NATO Deniz Unsur Komutanlığı, Ukrayna Savunma Temas Grubu (UDCG) faaliyetlerinin bir kısmı ya da tamamı olacaktır.
NATO 1.0’dan NATO 3.0’a Dönüşüm
Yine NATO tarihi; kuruluşundan bu yana 1.0, 2.0 ve gelecekte 3.0 şeklinde siyasi ve akademik anlamda sınıflandırılabilmektedir. NATO 1.0 döneminde Soğuk Savaş Dönemine ilişkin Varşova Paktı’na karşı Avrupa’nın kolektif korunması ve nükleer caydırıcılık öne çıkarken ABD’nin liderliğinde kara orduları ve nükleer denge gücüne dayanan bir ağırlık merkezi yer almaktadır. NATO 2.0 döneminde ise Soğuk Savaş’tan sonra ortaya çıkan belirsizlikler ve yeni tehditler ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde yine ABD liderliğinde terörizm ile mücadele, barışı koruma, kriz yönetimi, korsanlıkla mücadele konularında hazırlıklar yapılmış ve sadece Avrupa-Atlantik güvenliği değil alan dışı bölgelere de müdahale edilerek küresel güvenlik konsepti hayata geçirilmiştir (Afganistan, Kosova, Bosna-Hersek, Libya müdahaleleri vs.).
NATO 3.0 ise aslında Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında ortaya çıkan bir durum şeklinde algılanmaktadır. Yeni dönemde tehdit değerlendirilmesi açısından Rusya’nın konumu oldukça güçlenmiş, Doğu Avrupa’nın güvenliği hassasiyetini arttırmış ve bölgenin takviye edilmesi ihtiyacı ortaya çıkmış, yeni kuvvet planları yapılması, bütçelerin genişletilmesi ve yüksek hızlı müşterek birliklerin sayısı ve müdahale zamanının arttırılması önemli hale gelmiştir. Diğer taraftan ABD’nin NATO içindeki rolünün azaltılarak yerini Avrupalı müttefiklerinin doldurması ihtimali ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 300’den fazla üs bölgesine sahip NATO askeri yapılanması içinde ABD birlik ve karargahlarının sayısı oldukça fazladır. İlk azaltma muhtemelen yüksek karargâh ve birliklere yapılan Amerikan desteğinin minimize edilmesiyle gerçekleşecektir. Yani Belçika’nın Mons kenti yakınlarındaki Casteau bölgesinde bulunan ana karargâh SHAPE, Almanya’da bulunan Ramstein Hava Üssündeki Müttefik Hava Komutanlığı (AIRCOM), Hollanda’nın Brunssum kenti, İtalya’nın Napoli kentindeki Lago Patria bölgesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia eyaletindeki Norfolk şehrinde konuşlu İttifakın Müşterek Kuvvet Komutanlıkları içinde birlik, komutanlık ve yüksek karargâh personelinde azaltmaya gidilebilecektir.
Külfet Paylaşımı ve ABD’nin Değişen Rolü
NATO 3.0 durumunun diğer bir özelliği külfet dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi şeklinde görülmektedir. Savunma harcamalarının GSYH’ye oranı, askeri personel ve kuvvet katkısı, operasyonlara katılım düzeyi, savunma sanayii üretim kapasitesi, ortak caydırıcılığa yapılan katkılarda ABD payı kritik orandadır. ABD yönetiminin bütçe yüklerini yeniden değerlendireceği ve kendi katkılarında önemli azaltmalara gideceği değerlendirilmektedir. Teknik olarak 2025 Lahey Zirvesi’nde alınan kararlar gereği en az %3,5 çekirdek askeri harcama ve %1,5 savunma ile bağlantılı güvenlik yatırımı olmak üzere toplam %5’lik bir yatırım hedefi 2035 yılına kadar öngörülmektedir. Buna göre tüm müttefiklerin savunma harcamalarının toplam GSYİH’ya oranı %2,77 seviyesine ulaşmıştır. ABD %3,19, Avrupa ve Kanada ortalaması %2,33, Kanada tek başına %2,01, Almanya %2,3 ve İspanya gibi ülkeler bütçelerinde büyük artışlar yaparak %2 eşiği aşmayı başarmışlardır. İttifak içindeki en yüksek harcama oranları Polonya, Estonya, Litvanya ve Letonya’da %3 ila %4 şeklinde iken, en yüksek kişi başı savunma harcama oranı Norveç’de görülmektedir. Türkiye % 2,33 savunma bütçesi oranı ile 13. sırada yer almaktadır.
Çin Faktörü ve Hibrit Tehditler
Diğer 3.0 konusu da Çin faktörüdür. NATO’nun stratejik konsept belgelerinde sınanması gereken bir aktör şeklinde görülen ÇHC; teknoloji, yapay zeka, uzay, kritik altyapılar, deniz yolları ve koridorlar konusunda endişe edilen ülke tanımlamasına devam ettirilebilir ya da “güçlü tehdit” sınıfına dahil edilebilir. Ayrıca hibrit savaş yöntemleri içinde görülen insansız sistemler, siber saldırılar, dezenformasyon, enerji güvenliği, kitlesel yasadışı göçler, kuantum teknolojileri, hipersonik silahlar ve ekonomik istikrarsızlık konularının da NATO’nun radarına yakalanma ihtimali yüksektir. Özellikle savaşın sürdürülebilir olması için gereken mühimmat üretiminin artırılması, tedarik zincirlerinin güvenliği, sanayi kapasitesinin büyütülmesi gibi hususlar da muhtemelen dikkate alınacaktır. Bunun dışında kritik alt yapılardan; enerji ve internet alt yapıları, limanlar, haberleşme sistemleri, sağlık sistemi ve kritik sanayi tesislerinin korunması dayanıklılık seviyesini arttıracağı düşünüldüğünden masada yerini alacaktır.
Son tahlilde NATO 3.0’a giden yolun taşları 2022 Madrid Zirvesi’nde imzalanan Stratejik Konsept, 2023 Vilnius Zirvesi ve 2024 Washington Zirvesi’nde alınan kararlar ile döşenmiş ve kalıcı bina inşası 07-08 Temmuz 2026 Ankara Zirvesi’nde nihai halini alarak ve sahaya aktarılacaktır. Bu çalışma ile özellikle NATO’nun kolektif savunması ve caydırıcılığı güçlendirilirken, kriz önleme/yönetim ve hazırlık kapasitesi yükseltilecektir. NATO 3.0 resmî bir NATO programı olmasa da şimdiden bu doktrin literatürde yerini almış gözükmektedir. Bu dönüşümün Ankara’da gerçekleşmesi NATO’nun Türkiye’ye katkıları ve NATO’nun Avrupalılaşması için dönüm noktası olacaktır. Dolayısıyla yüksek yoğunluklu caydırıcılık ve çok alanlı savunma anlayışı olan “3.0”ın NATO’nun yeniden doğuş projesi kapsamında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.


YORUMLAR