Prof. Dr. İ. Yaşar Hacısalihoğlu – 29 Haziran 2026
Uluslararası ortam uzunca bir süredir sistemsel dağınıklığı yaşıyor. Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu siyasal sistemi çözüldükten sonra mevcut ortam, yeni bir sistem yapılanmasına dönüşmeden var olan kurumlarıyla varlığını sürdürdü. Ancak söz konusu uluslararası kurumlar; yeni sürecin gerek ekonomik ve toplumsal yeni gelişmelerine gerekse yeni siyasal niteliklere ve yeni güç ilişkilerine dayalı bir dönüşüm geçirmedi.
NATO’nun Meşruiyet ve İşlev Arayışı
Bu durum; yeni dönemin farklılaşan imkan ve kabiliyetlerinin ve yeni güç ilişkilerinin sonuçlarının gerek değerlendirmede gerekse yönetilmesinde büyük bir boşluğa yol açtı. Örneğin Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu sisteme dayalı iki blok arasındaki askeri örgütlenmenin simetrik içeriği ortadan kalktığı halde yani Batı Bloğu’nun askeri örgütlenmesi NATO‘nun karşıtı Varşova Paktının dağılmasına rağmen NATO varlığını sürdürmek istedi. Ancak bu durum NATO açısından işlevsel belirsizliğe yol açarak, meşruiyet tartışmasını ve açıkçası düşmansızlık krizini ortaya çıkardı.
Zira NATO’yu var eden Varşova Paktı’nın varlığıydı. Dolayısıyla Varşova Paktı’nın ortadan kalkması ile NATO’nun neden devam edeceği sorusu cevaplanmaya muhtaç kaldı. Çünkü NATO savunma işleviyle, Varşova Paktı’nın karşısında Atlantik‘in korunması açısından güvenlik üreten, coğrafi sınırları olan bir örgütlenme tipiydi. Bu işlevinin Doğu Bloğunun çözülmesi sonrası ortadan kalkmasıyla yeni bir soru olarak, NATO kimi ya da kimleri, kimden ya da kimlerden koruyacağının cevabı arandı. Uzunca süre NATO bu sorularla muhatap oldu.
Birleşmiş Milletler ve Küresel Yönetişim Krizi
Soğuk Savaş döneminin Sovyet tehdidinin yerine alacak ve tüm ittifak üyelerini kaygılandıracak düzeyde yeni bir tehdidin varlığı olmadıkça da bu sorulara hep cevapsız kalındı. Yeni tehdit algılanması açısından Rusya ve Çin’e yönelik odaklanmalar olduysa da, NATO müttefikleri açısından yeterince yaygın bir kabule dönüşmedi. Ancak zaman içinde Rusya’nın, Avrupa yeni güvenlik kimliğinin oluşumu sürecinin dışında tutularak yapılandırılması , henüz net bir karşıtlık anlamına gelmese de bütünleşme olmayacağının netleşmesiydi.
Diğer yandan uluslararası ortamın en üst çatı örgütlenmesi olan küresel etkinliği ile varlığını ortaya koyması gereken Birleşmiş Milletler(BM) de, NATO gibi yeni sürecin yeniliklerine, yeni güç ilişkilerine dayalı ihtiyaç duyulan dönüşümü yaşamadığı için mevcut ortamın ihtiyaçlarına ve sorunlarına cevap veremez durumdadır.
Tüm bu uluslararası tablo net olarak ortaya koymaktadır ki, küresel düzensizlik her geçen dönem daha kaotik bir manzaraya bürünmektedir. Bu durum aslında termodinamiğin entropi (düzensizlik) yasasının uluslararası ortamda yaşanıyor olmasıdır. Bilindiği gibi entropiye göre evrende faydalı enerji azaldıkça ve kullanılmaz hale geldikçe yani nicelik olarak değil de nitelik olarak kaybedildikçe ve böylece enerji kalitesizleştikçe evrende kaos ve düzensizlik artar.
Bu durumu uluslararası ortama uyarladığımızda benzer bir tablo karşımıza çıkar. Uluslararası ortamda enerjisinde nitelik kaybına uğradıkça kaos ve düzensizlik artar. Uluslararası ortamın enerjisi; hukuktur, kurumsal yapıdır, kurallar ve ilkeler bütünlüğüdür ve tüm bunların sahip çıkması ve yaşatması gereken de adalettir. Buna göre uluslararası ortamın enerjisini belirleyen tüm bu unsurlar, epeydir zaaf içinde, yıpranma kıskacında, etkisizleşme girdabındadır. Bu durum artıkça yani uluslararası ortam enerjisinin niteliğini, kalitesini, kalibresini, etkisini kaybettikçe kaos ve düzensizliği kaçınılmaz hale gelerek, artmaya devam ediyor.
Yeni Dünya Düzeni Arayışı
Bu tabloyu onarmanın, kaybı engellemenin, süreci tersine çevirmenin güçlüğü de ortadadır. Bu arada uluslararası ortamı kendine müzahir yapısıyla sistem olarak domine edenlerin zayıflaması, güç kaybına uğraması uluslararası ortamın entropisinin değişimine katkı sunacağı da aşikardır ama düzensizliğin; tam manasıyla onarımı ve tam olarak işleyişe geçmesi için yetersizdir. Bunun içindir ki, düzensizliği artan, kaosa kilitlenen uluslararası ortamın mutlaka yeni bir düzen oluşumuna ihtiyacı vardır. Bu da elbette kolay bir iş değildir. Adeta yeni bir tarih yazımıyla mümkündür. Alışılmış kalıpların kırılması, düzensizliğin kurbanlarının uyanması ve eyleme geçmesi, düzensizlikten çıkar devşirenlerin sömürü mekanizmalarının dağıtılması şarttır ki, bu da öyle zahmetsiz, kolayca başarılacak bir durum değildir.
Siyasi tarihin düzen değişiklikleri, yeni düzen kuruluşları net olarak ortaya koymamaktadır ki, tarih boyunca değişimler, yeni düzen kuruluşları gerilimsiz, çatışmasız ve savaşsız gerçekleşmemiştir. Şimdilerde dillerden pek de düşmeyen 3. Dünya Savaşı vurgusu, esasen buna işaret etmektedir. Bölgesel olarak parça parça, birbirinden ayrı ayrı patlak veren çatışma ve savaşlar topyekun düzen değişimine doğrudan yol açmasa da süreç belirlemede, safların oluşmasında, yeni güç aktörlerinin belirginleşmesinde önemli veri sunar.
Türkiye ve NATO Zirvesi Bağlamı
Tüm bu tablo çerçevesinde çevremizdeki gelişmeleri, savaşları, yeni güvenlik arayışlarını yeniden gözden geçirmenin ve buna göre her unsura, oluşuma, kuruluşa hak ettiği değeri yüklemenin daha doğru olacağı, daha gerçekçi olacağı ve esasen o zaman derde derman olacağı da kabul edilmelidir.
Türkiye’de 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO zirvesinin seyrini ve sonuçlarını da bu bağlamda ele almak daha anlamlı olacaktır.


YORUMLAR