Fatih ÜNLÜ – 03 Temmuz 2026
Ara ara telefon rehberime göz atarım. Uzun süredir görüşemediğim arkadaşlarımı da ararım arada.
Son yıllarda şu dikkatimi çekiyor: Rehberde vefat eden aziz tanıdıklarımızın sayısı giderek artıyor. Çoğu bizden büyük ağabeylerimiz, bir kısmı da bizden küçük kardeşlerimiz bu dünyadan ebedi âleme göçüp gitmiş. (Kayıtları da özellikle silmiyorum.) Buradan da anlıyoruz ki bir gün biz de bu dünyadan göçmüşler sınıfına geçeceğiz.
Bu gibi büyük küçük hatırlatıcılar bize dünyanın geçiciliğini ihtar ederek “Dünyaya gereğinden fazla dalmayın, öteleri unutmayın!” diyor.
Evet, tefekkür edince de vardığımız noktalar benzer. Düşünün:
İnsan bu dünyada yapılabileceği her şeyi yapsa, dünyanın dört bir yanını dolaşıp çölde yemyeşil vahalarda ve derin ormanlarda dev ağaçlarda konaklasa, aslanlarla, kaplanlarla güreş tutsa, uzayda mekânlar edinip oralarda tatil yapsa, muazzam servetlere ulaşsa, yedi iklimde eşsiz başarılara imza atıp dünyanın en sağlıklı, en zeki, en güçlü, en aydın, en aranılan kişisi olsa, yine de ölümle bunlardan tümden ayrılır.
Bu dünyada her zaman hissetmiyoruz ama malum, ölüm insanın en keskin ve geri dönülmez ayrılığıdır. Dünya sonludur, unvanları ve kazanımları da öyle. Bir tek ebede bakan iman, hayırlar ve güzel işler hariçtir ki onlar da zaten bu dünyanın ötesindendir ve oraya müteveccihtir.
Evet, başta kendi gafil nefsim, bakışımızı sonlu dünyayla sonlandırmayalım, öteleri ve Allah Katındaki muazzam buluşmayı unutmayalım. Böyle yaparsak, bu sanki şuna benzer: Sonu boşluk ve uçurum olan bir yolda velev ki büyük bir keyifle, azami süratle ve bir süre de güvenle gidiyoruz. Fakat yolun sarhoşluğuyla sağdaki, soldaki dönmemiz gereken güzel çıkışları durmadan kaçırıyoruz. En sonunda da o çıkışlar bitiyor ve biz biraz ilerideki o dehşetli boşluğu görüyoruz. Geri dönüşe de artık hiçbir mesa yok. O anda bile kalpten ihlasla yönelsek yine de bir şeyler olabilir. Ama Yolda o kadar dönüş imkânı varken biz sürekli asıl yolları kaçırır ve hiç bir şey yapmazsak, önce ölümün dehşetli soğukluğu bizi çarpar. Ama bu sadece bir başlangıçtır.
Bizim asıl gidilecek o Büyük Yola, Asli Yurdumuza, Ebedi Sılamıza tez bir mesa, bir yol bulmamız lazım…
Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için, girişte abartılı ifade ettiğimiz elde edilmesi zor hâllerin veya büyük – küçük bütün dünyevi başarıların bizatihi kendilerini değil, onların yegâne amaç edinilmesini yanlış bulduğumuzu belirtmeliyiz. Yoksa insan koca bir ömrü bu dünyada yaşıyor ve bu dünyada da başarmakla seviniyor, büyüyor ve gelişiyor. Fakat insan bu başarıyı ve amacı sırf dünyayla sınırlandırdığında, Ahireti ve hesabı yok saydığında, Allah inancının ve Ahiret şuurunun insana istikamet veren rehberliğinden de mahrum kalıyor. Ve bir şeyler başarsa da ölçüsünü neticede büyük oranda kaybediyor. Yani başarsa da kaybediyor, belki başardıkça daha çok kaybediyor.
Günümüzün de çok başarılı gibi görünen nice Firavunları, Nemrutları ve Şeddadları vardır. Bunlardan da çok tafsilatlı bahsedilebilir ama biz bu yazımızda kısaca Cengiz’i örnek verelim. Çok büyük fetihler yapmış ve o dönem bilinen dünyanın birçok bölgesini almış olan Cengiz tüm bu yaptıklarıyla, oradan oraya koşturmasıyla insanlığa hangi eserleri bırakmış, hangi değerleri kazandırmış, hangi iyilikleri yapmış diye sorarsak bunun cevabı çoğu zaman ne yazık ki tersi olur.
Cengiz zamanında da o kadar geniş coğrafyalarda kurulan bir ülkede muhakkak bir düzen vardı, bir kısmı doğru birtakım kurallar da vardı ama biz kritik anlardaki asli tavırdan, tüm işleri etkileyen özden bahsediyoruz. Çünkü Cengiz fethettiği yerlerde savaş alanları dışında da ne yazık ki birçok insanı öldürmüş ve çok büyük zulümler işlemiş birisi. Öyle ki zorlandığı bir kaleyi alabilmek için kaleden içeri mancınıkla vebadan vefat eden birisinin cesedini atıp kaledekileri veba hastalığından kıracak veya bir kale muhasarasında çarpışmalarda damadı ölünce, kaleyi fethettiğinde herkesi kılıçtan geçirecek kadar ölçüsüz birisi; kendisinin döktüğü kan, torunlarının yaktığı kitap sayısı meçhul birisi Cengiz.
Ama sonuçta. Ve neticede dünya kimseye kalmadığı gibi Cengiz’e de kalmamış. Şimdi Cengiz de bilinmez bir mezarda o büyük Hesap Gününü bekliyor. O da öyle dehşetli bir hesaptır ki insanın kalbini yerinden oynatır, aklını başından alır ve hem tüm yaşadıklarını unutturur hem de tekrar tekrar hatırlatır.
Düşünün, helalleşmezse insan bir yakınına biraz kötü davranmasının hesabını bile zor verir, değil ki o kadar kişiye hayatı zehir etmenin hesabı nasıl verilebilir?
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ağabeyimizin dediği gibi yarınına hükmedemediğimiz bir dünya için değmez, asla değmez.
Allah bizi de Ahireti unutmaktan muhafaza buyursun, bize de dünya ve ahirette iyilikler ihsan eylesin.
Neticede dünya fanidir. Baki olan Allah’tır. Biz vakit varken Rabbimiz olan Allah’ı bilmeye ve O’nun gönderdiklerine uymaya bakalım.
Rabbim Rabbimdir.
Rabbimiz Rabbimizdir.
Bu sözler “Rab” İsm-i Şerifinin tüm anlamlarını kavramaya çalışıp Allah’ı sadece sözde değil tüm bu anlamlarla Rab bilebilmeyi ifade eder.
Allah’a emanet olun.


YORUMLAR