Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Görevi ve Güç Oluşturma Sebebi – Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı,   10 Şubat 2026

 

Başlığı görünce “Hayırdır Hocam, bu da nereden çıktı?” diyenler olabilir. Konu, 6 Şubat 2026’da e-gazetemiz WOT’ta “Küresel Krizler ve Ortaya Çıkabilecek Fırsatlar” başlığı altında yayınlanan analiz üzerine gelen sorulara cevap vermeyi gerektirdiği için ele alındı.

Anılan analizde, bölgesel ve küresel gerilimlerle beslenen jeopolitik gelişmelerin her ne kadar istikrarı daha da olumsuzlaştıracağı bilinse de, aynı zamanda onyıllardır kangren haline gelerek çözülemeyen sorunların çözümüne fırsatlar yaratabileceği de hatırlatılmıştı. Bu maksatla bu konuların yoğunlaştığı Yunan sorunlarından Ege, Doğu Akdeniz deniz yetki alanları ve Kıbrıs soruna dikkat çekmeye çalışmıştım.

Ancak bu analizi; sorunları anlamakta güçlük çekenlerce “saldırgan politika” önerildiği veya hedefler açıkça belirtilmediği için eleştirildi. Bugün bu eleştirilere 9. Cumhurbaşkanı merhum Demirel’in “Lafın tamamı çocuğa söylenir!” sözüne uygun şekilde cevap hazırlandı.

Türk Toprakları Üzerinde Tarihe Dayandırılan Çeşitli Ülküler ve Beklentiler

Her ülke Türkiye gibi çevresindeki ülkelerin tarihten gelen sözde “milli ülkülerinin birer parçası” değildir. Türkiye coğrafyasında Yunanistan’ın “Megali İdea” (Büyük Ülkü) sebebiyle insanlarının adeta genlerine yazdığı eski Bizans’ı yeniden kurma hedefi mevcuttur. Aynı ülküye Çarlık Rusya döneminde İstanbul’un fethi ve yeni Doğu Roma İmparatorluğu’nun başına Çariçe Katerina’nın oğlunu oturtma, sıcak denizlere çıkma ülküsü de vardı.

“Büyük” ülkülere sahip Balkan milletlerinden “Büyük Bulgaristan”ın da İstanbul’a kadar Türk coğrafyasına sahip olma ülküsü olduğu bilinmektedir. Hatta biraz daha eşilirse Büyük İskender’in fethettiği coğrafyalar düşünüldüğünde Makedonya bile bu denklemin içindedir.

Güney komşularımızdan Suriye’nin Baas rejimi döneminde Hatay’ı kendi haritalarında göstererek Suriyelilere hedef belirlediği de bilinmektedir. En azından Esad sonrası dönemde “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok!” kabilinden bu ülkü dondurulmuş durumdadır. Ermenistan’ın da, özellikle Azerbaycan’la normalleşme çabası sonrası Türkiye’den toprak beklentisi dondurulmuş gibidir. Keza İran’ın rejim ihracı da önemli ölçüde aşındırılmıştır.

Ancak daha güneyde ve Ortadoğu’daki saldırgan tutumuyla, sözde Hz. İbrahim’e “Vaat edilmiş topraklar!” coğrafyasını Kızıldeniz’den Toroslara, Nil vadisinden Mezopotamya’ya kadar uzatan İsrail’in ülküsü de yenir yutulur gibi değil… Ucu güney illerimize dokunuyor!

Dünyanın en önemli enerji kaynaklarının bulunduğu Ortadoğu’da, Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin tarihten gelen bu anlaşmazlıklarını kullanmak isteyen bölge dışı aktörlerin siyasi oyunları da yukarıdaki özetlenen sorunlara eklenebilir.

Silahlı Kuvvetlerin Görevi ve Bu Görevler İçin Güç Oluşturmaya Uygun Hazırlıklar

İç Hizmet Kanunu’nun 35’nci maddesine göre Türk Silahlı Kuvvetlerinin  vazifesi şöyledir:

  • Yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak,
  • Caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak,
  • TBMM kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve
  • Uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır.

Yukarıdaki görevler pek çok ülkede paylaşılan değerlerdir. Ancak her ülke Türkiye gibi “zayıfladığı an hedef haline gelen” bir coğrafyaya da sahip değildir.

Tüm bu sorunlar karşısında TSK’nin yurt savunması yanında caydırıcılığı da çok önemlidir. Ancak caydırıcılık için TSK’nın gücünü ülke ekonomisini kadük bırakacak bir ölçüde arttırmamak da önemlidir. Vaktiyle merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın başbakanlığı sırasında TSK’nın güçlendirilmesini isteyen komutanlara “Paşam, güçlü bir Türkiye mi, güçlü bir TSK mı istiyorsunuz?” diye sorduğunda, mantıki cevap: “Elbette güçlü Türkiye!” olmuştu…

O dönemden önce başlatılan Türk savunma sanayiindeki atılım, değişen her iktidar döneminde özenle desteklenmeye devam etti. Bugünlerde TSK’nın ihtiyacının %75-80’inin yerli ve milli savunma sanayii tarafından karşılandığı ifade edilmektedir. Savunma sanayii şirketlerinin yıllık ihracatı 10 milyar doları aşmış ve gelişme de artarak sürdürülmektedir.

Böyle bir ortamda TSK; yerli üretim füzeler, füzesavarlar, uzun menzilli toplar, zırhlı araçlar, MİLGEM projeli fırkaten ve korvetler, MİLDEN gibi denizaltılar, İHA/SİHA’lar ile insansız silahlı suüstü aracı (SİDA) ve insansız denizaltı (İDA), deniz mayını, torpido, havadan havaya füzeler, denizaşırı harekat yapabilecek amfibi gemilerin inşasıyla desteklenmektedir. İlk milli muharebe uçağı Kaan’ın hizmete girmesiyle bu desteklerin taçlanması da beklenmektedir.

Üretilen silah sistemlerinin yazılımları da tamamen yerli olup, neredeyse tüm silahların mühimmatı da Türkiye’de üretilmektedir. MKE, sadece TSK için değil, ABD ve Mısır’a mühimmat satışı gerçekleştiriyor. Geçen yılın ortalarında Türkiye’nin hava/füz savunması için “Çelik Kubbe” hizmete girdi ve ilavelerle sürekli desteklenmektedir.

Bu arada daha önce Çıkarma Filosu ve bir Amfibi Tugay’dan oluşan TSK’nin amfibi harekat gücü yenilenen amfibi gemi/araçları ve 3 amfibi tugayla kolordu seviyesine çıkarıldı.

Hocam, eksik kaldı mı?” diye sorar gibisiniz. Kanaatimce Hava Kuvvetlerinin elinde sadece 4’ncü nesil av ve av/bombardıman uçağı F-16’lar var. Bunların sayısı yeterli olamadığı gibi, modernizasyon kitleri de henüz temin edilemedi. Bu sebepledir ki Avrupa’dan farklı bir lojistik destek ihtiyacını doğuracak Eurofighter uçakları temin yoluna gidildi. Hatta verilirse çok eleştirilen F-35 uçakları da tedarik edilecek.

Önce FETÖ’nün yıkım davalarıyla en güzide subay ve komutanlarından yoksun bırakılarak büyük ölçüde hasar gören TSK, içine iyice yuvalanan FETÖ’cülerin 15 Temmuz 2026 darbe girişiminden sonra ikinci bir personel zafiyeti yaşadı. Ancak gelinen günde bu zafiyetin oldukça giderildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda özetlenen bilgilere TSK’nın verilecek her milli göreve hazır olduğu da söylenebilir.

Sonuç

Küresel ve bölgesel gerilimin artışına paralel olarak Türkiye, kangren haline gelen önemli milli sorunlarını TSK’yi kullanrak ve ardından da siyasi manevralarla çözme fırsatlarını yakalayabilir. 2020’de Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ sorununu silah kullanarak çözmüş olduğu hatırlanırsa, benzer fırsatlar Türkiye açısından Ege’de ve Kıbrıs’ta ortaya çıkabilir.

Kıbrıs sorunun Türkler lehine çözülmesi için İngiliz üslerine dokunmaksızın adanın tamamı veya güneybatısındaki kıyıların ele geçirilmesi düşünülebilir.

Ege sorunlarını Türkiye lehinde çözmek için ise kuzeydeki Kavala-Taşoz-Somatraki-Limni-Evstratios-Limni-Sakız-İkerya-Rodos hattı ile daha doğuda Meis adası büyük önem arz etmektedir.

Yukarıdaki ifadelerden “Hemen Kıbrıs’ı ilhak edelim veya Anadolu’ya yakın adalara ve hatta Batı Trakya’da en azından Dedeağaç’a askeri harekat yapalım!” anlamı da çıkarılmamalıdır. Güç oluşturulurken “Bize bırakmazlar!” diye düşünmeyip buna uygun kuvvet oluşturmaya ve milli planlar yapmaya özen gösterilmeli, fırsat doğduğu anda harekete geçilmelidir. Çünkü Batı komşularımız Balkan Harbi öncesinde güç oluşturarak fırsat çıkmasını beklemişler ve çıktığında da uygulamaya koymuşlardır.

Tabii ki savunma sanayiinin geliştirilmesine özellikle de harp silah ve araçlarının makine/motor sistemlerini de üretecek şekilde devam edilmelidir…

NOT: Buradaki ifadeler hiçbir resmi kuruma ait olmayıp, tamamen kendi görüşlerimdir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER