Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

İran, ABD’nin Saldıracağı Yeni Venezuela’sı mı? – Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 16 Şubat 2026

 

Son günlerde ABD’nin İran’a da Venezuela’daki gibi bir “Nokta Operasyonu” yapabileceği tartışılıyor. Tv yorumcularının önemli bir kısmı, ABD’nin İran’a taarruz için “yığınaklanma” yaptığını, saldırının yakın olduğunu dahi ileri sürüyor.

ABD Başkanı Trump bir taraftan İran’la müzakere yaparken, diğer taraftan da saldırı tehdidinden de geri kalmıyor. Umman’da 7 Şubat 2026’da aracılı başlayan iki ülke görüşmeleri bugün de Cenevre’de devam edecek. Buna karşılık ABD’nin bölgedeki askeri hareketliliği de ivme kazanarak artıyor. Bu gelişmeler üzerine ABD’nin Venezuela’da olduğu gibi İran’a da benzer veya farklı bir saldırı yapıp yapmama olasılığı masaya yatırıldı.

İran ile Venezuela’nın Benzer ve Ayrışan Özellikleri

ABD’nin Venezuela’daki “Maduro Operasyonu”nun benzerini İran’da yapıp yapamayacağı, yapsa bile benzer sonucu alıp alamayacağı, iki ülke özelliklerinin karşılaştırılmasıyla daha rahat ortaya çıkabileceği düşüncesiyle bu özellikleri şöyle hatırlatılmaktadır:

İran ve Venezuela’nın Ortak Noktaları: Her iki ülkede de bir zamanlar yarı Amerikan sömürgesi olup, ülkedeki petrol kaynakları Amerikan petrol şirketleri tarafından işlenip satılıyordu. 1978 yılı başlarında gerçekleşen İslam Devrimi ile ABD petrol şirketleri ülkeden kovuldu. Bu tarihten sonra İran neredeyse kesintisiz olarak ABD’nin hedefindeydi. İran’ın rejim ihraç etme çabası Körfez Ülkelerini ve komşu ülkeleri de rahatsız edince, ABD’nin İran karşıtlığına bu ülkeler de eşlik ettiler. İran’da rejimi değiştirmek için çeşitli yöntemleri uygulayan ABD, başarılı olamayınca giderek artan ölçüde yaptırımları da devreye soktu.

Venezuela’da ise 1999’da Hugo Chávez’in devlet başkanlığına seçilmesiyle ABD hegemonyası sona ererken, ABD şirketlerinin ayakları kesildi. Latin Amerika’yı “arka bahçesi” gibi gören ABD, Venezuela’yı dize getirmek için yaptırımlara boğdu. Chávez’in ardından Maduro’nun başkanlığı sırasında iki ülke ilişkileri daha da gerildi. Dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip bu ülke ekonomik sıkıntılar sebebiyle dışarıya ciddi göç verdi. ABD, bu zafiyetten istifadeyle rejim ve iktidar değişikliği için oldukça büyük çaba sarf etti. Sonunda askeri harekat yaparak Devlet Başkanı Maduro’yu sarayında esir alarak ABD’ye götürdü.

Yani her iki ülke de bir zamanlar yarı ABD sömürgesi ve aynı zamanda dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahiptir. ABD, bu sömürge sisteminden kurtulmaya çalışan her iki ülkede de rejimi/iktidarı değiştirmek için çeşitli oyunları sahneye sürdü.

ABD müdahalesi açısından iki ülkenin bir diğer ortak noktası da Çin’le ekonomik ilişkilerinin yoğunluğudur. ABD petrol şirketlerini kovan Venezuela’da son yıllarda petrol işletmeciliğinin Çin firmalarına verileceğinin duyulmasıyla, Çin’i her alanda engellemek isteyen ABD Başkanı Trump’ı adeta çıldırtmıştı. İran’da ise milenyumla birlikte Çin’in petrol tesislerine yaptığı yaptırımlar çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Yani her iki ülkeyi hedef haline getiren ortak nokta Çin’le ekonomik ve siyasi yakınlaşmadır.

Maduro darbesinden önce Venezuela sularına güçlü bir donanma gönderen ABD, her fırsatta Venezuela’yı tehdit etmişti. Benzer faaliyetler İran için de devrededir.

İran ve Venezuela’nın Farklı Noktaları: Venezuela, Katolik ağırlıklı Hıristiyanlardan oluşan bir nüfusa sahiptir. Kabaca ABD ile aynı dine mensuptur. İran ise Şiiliğin hakim olduğu bir İslam ülkesidir. Venezuela’da din, özellikle de sosyalist düzeni savunan son yönetimlerde önemli değilmiş gibi görünse de İran’da Şiilik, adeta milli kimlikle örtüşmüş gibidir.

Venezuela’nın devlet olarak ortaya çıkışı 19’ncu yüzyılın ilk çeyreğinde iken en az 3000 yıllık tarihe sahip İran’da oturmuş bir devlet yönetme geleneği mevcuttur.

Son dönemlerde çekilen ekonomik sıkıntı sebebiyle Venezuela mevcut silahlı kuvvetlerini insan ve modern harp silah ve araçları açısından desteklemekte aciz kalırken, füze ile İHA/SİHA üretimini bizzat kendisi yapan İran, kendi üretimine ilaveten Rusya ve Çin’den ihtiyaç duyulan silah sistemlerini tedarik imkan ve kabiliyetine de sahiptir.

ABD, coğrafi olarak yakın olan Venezuela’da ihtiyaç halinde kara kuvvetlerini de kullanabilecek bir yığınaklanmayı daha kısa sürede yapabilecek iken, Ortadoğu’daki İran’da bunu gerçekleştirmek uzun süreler alabilecektir. Hatırlanacağı üzere Irak’a yapılan her iki müdahale sırasında aylarca süren bir yığınaklanma süresi yaşanmış, başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkeleri de bu yığınaklanmaya ev sahipliği yapmıştı. Bugün ise bu söz konusu değildir. Üstelik Suudi Arabistan ve BAE, hava sahasının kullanılmasına da izin vermemektedir.

Buraya kadar özetlenenlere bakıldığında İran’a müdahale gerkeçesinin Venezuela’ya göre çok daha az olduğu düşünülebilir. Ancak ABD’nin dünyada en fazla koruyup kolladığı İsrail, Ortadoğu’da ve İran’la da kanlı bıçaklıdır. 2005’te dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad İsrail’in haritadan silinmesi gerektiğini söylemişti. Bu tarihten sonra İran üzerine odaklanan İsrail istihbaratı İran’ın nükleer silah üretmek maksadıyla uranyum zenginleştirme çalışmalarına dikkat çekmiş, bunu önlemek maksadıyla da suikastlar ve doğrudan hava saldırılarına kadar bir çok faaliyet sürdürmüştür. Son olarak Haziran 2025’te İsrail’e eşlik eden ABD bombardıman uçakları sığınak bombalarıyla İran nükleer tesislerini vurmuştur. Ancak İran da ateşlediği balistik füzelerle İsrail’in ünlü hava savunma sistemi Demir Kubbesi’nin ipliğini pazara çıkarmış, ABD’nin Katar’daki hava üssüne misillemede bulunmuştur.

Çin ve Rusya ile iyi ilişkiler içerisindeki İran, daha önceleri olduğu gibi kısa bir süre önce Basra Körfezi’ne yakın bölgede iki ülke donanma unsurlarıyla bir de ortak tatbikat yapmış, bir bakıma Çin ve Rusya’nın kendi yanında olduğunu ABD’ye hissettirmeye çalışmıştır.

Bunlara ilaveten İran, Yemen’de Husilere verdiği desteğin yanında Yakındoğu’da İsrail karşıtı Hizbullah ve HAMAS’a da mümkün olduğunca maddi ve silah desteği de vermiştir. Tüm bunlar dikkate alındığında İran’ın Venezuela gibi “kolay lokma” olamayacağını göstermektedir.

ABD’nin İran Konusundaki Hazırlıkları

ABD, Ocak 2026 ortalarında İran’ı diline doladı. Körfez Ülkelerindeki mevcut üslerine ilaveten bölgeye USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi, USS Frank E. Petersen Jr., USS Michael Murphy ve USS Spruance’tan oluşan Muharebe Grubunu gönderdi. Körfez’de ayrıca USS McFaul ve USS Mitscher destroyerleri de mevcuttur. Yakın bir geçmişte USS Gerald R. Ford Uçak Gemisinin de bölgeye gönderileceği açıklandı.

ABD’nin bölgede “Aegis savunma sistemi ve MK-41 dikey fırlatma sistemleriyle donatılan, uzun menzilli seyir füzeleri ve hava savunma silah sistemleri”ne sahip  destroyerleri yanında, nükleer güçle çalışan bir de denizaltısı mevcuttur. Uçak gemilerinde F-35C ve F/A-18E/F Super Hornet tipi savaş uçakları mevcuttur.

ABD ayrıca İngiltere’deki Lakenheath Üssü’nden Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’ne derin taarruz görevlerine uygun, sığınak bombası taşıyan F-15E Strike Eagle savaş uçakları konuşlandırıldı. Radar ve iletişim emisyonlarını izleyebilen uçaklar Katar’a sevk edilirken havada yakıt ikmali yapan tankerlerin de bölgedeki sayısı arttırıldı. Körfez’deki ABD üslerinin hava/füze savunması mobil hale getirildi. Özellikle İsrail, Ürdün ve BAE THAAD ve Patriot bataryaları sevk edilerek desteklendi.

İsrail ve ABD’nin İran’da devlet yöneticilerine kadar uzanan casusluk ağı ile uydudan erken ihbar sistemlerinin de İran üzerinde yoğunlaşmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Sonuç

ABD-İran aracılı görüşmelerinden 4 gün sonra, ABD’nin İran’a saldırmasını destekleyen İsrail Başbakanı Netanyahu, Beyaz Saray’da Trump’la acil ama uzunca bir görüşme gerçekleştirdi. Basına yansıyanlara göre Trump, Netanyahu’ya “önce müzakere!” demiş.

ABD, İran’ın kesinlikle uranyum zenginleştirme çalışmasını bırakmasını isterken, İran yetkilileri Uranyumu belli bir oranda zenginleştirmeyi sürdürmeyi ve uranyum dışında diğer konularda (füzeler, İsrail karşıtı oluşumlara destek, Çin’le ekonomik ilişkiler vb) müzakereyi reddetmektedir.

Venezuela’nın aksine güçlü devlet yönetme geleneği, diplomasi becerisi, Şiiliğin milli birlik ve dayanışmaya kattığı moral/motivasyon gücü, çok daha güçlü silahlı kuvvetlerinin mevcudiyeti, silah sanayiindeki gelişmeler, saldırı halinde İsrail ile bölgedeki ABD üslerine misilleme ihtimali dikkate alındığında, İran’a en azından Maduro benzeri bir nokta operasyonunun çok düşük bir olasılık olacağı görülebilmektedir.

İran’ın erken ihbar sistemleri kör ve sağır edilerek nükleer tesisleri yanında ekonomik değeri büyük petrol tesisleri ile füze rampaları vurularak İran’a çok ciddi askeri ve ekonomik darbeler indirilebilir. Dini lider Hamaney veya Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Maduro gibi teslim alınması, İran’da ciddi çalkantılar yaratabilirse de, rejim değişikliğini getirmesi de çok düşük bir ihtimaldir. Rejimi değiştirmek için Avrupa’nın bazı kentlerinde devrik Şah Rıza’nın oğlu tarafından tezgahlanan gösteriler fazla ciddiye alınmamalıdır. Aksine rejim karşıtlarını dahi rejimle birlikte olmaya götürebilir. Yani atılan taş ürkütülen kurbağaya değmeyecek gibidir.

Bu durumda ABD’nin silah kullanmaksızın İran’ı ikna etmeye çalışması daha mantıkidir. Ancak dünya harpleri de dahil bir çok savaş “mantık dışı” gerekçelerle başlatılmıştır.

Dileriz ki öngörülemeyen ve pek çok kararıyla dünya kamuoyunu şaşırtarak Deli Dumrul’u bile aratan Trump’tan savaş kararı çıkmaz. Çünkü Gabar petrolü ile yıllık tüketiminin ancak %10’unu karşılayan, ama buna rağmen “enerji merkezi” diye göklere çıkartılan Türkiye’miz de yükselen petrol fiyatları sebebiyle yeni bir ekonomik darbe yiyebilir. Ancak asıl büyük sorun olası bir savaşın yaratacağı istikrarsızlığın yıllarca sürebileceği ve yeni göç dalgalarına sebebiyet verebileceğidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER