Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

12 yıl süren tıbbi ihmal davasında Anayasa Mahkemesi ne karar verdi ve ödenecek tazminat miktarı neden 330 bin lira oldu

Van’da 2013 yılında yanlış teşhis ve tedavi iddiasıyla hayatını kaybeden

Van’da 2013 yılında yanlış teşhis ve tedavi iddiasıyla hayatını kaybeden A.K’nin ailesinin tam 12 yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesinde Anayasa Mahkemesi sessizliğini bozdu. Tıbbi belgelerin imha edildiği, yargılama sürecinin ise adeta bir yılan hikayesine döndüğü davada yüksek mahkeme yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmederek dikkat çeken bir tazminat kararına imza attı.

Türkiye’nin gündemine oturan hukuki süreç, 2013 yılının Mayıs ayında Van’da başladı. Baş, kulak ve boğaz ağrısı şikayetiyle Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil servisine başvuran A.K’ye yapılan muayeneler sonucunda “baş ağrısı, orta kulak iltihabı ve bademcik iltihaplanması” teşhisi konuldu. Hastanede uygulanan damar yolu açılması, enjeksiyon ve ilaç tedavilerinin ardından taburcu edilen genç hasta, durumunun kötüleşmesi üzerine özel bir hastaneye sevk edildi.

Özel hastanedeki doktorların “intaniye uzmanı bulunan merkezde takibini uygun görmesi” üzerine başka bir tıp merkezine nakledilen A.K. için kritik süreç burada başladı. Menenjit ve beyin apsesi teşhisi konulan hasta, gelişen ani kalp durması ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle 9 Mayıs 2013 tarihinde hayatını kaybetti. Bu vefat, yıllarca sürecek olan ve Anayasa Mahkemesine kadar uzanan büyük bir hukuk savaşının fitilini ateşledi.

Tıbbi belgeler imha edildi iddiası mahkemeye taşındı

Hayatını kaybeden A.K’nin ailesi, ölüm olayında ağır tıbbi ihmal bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı. Van 1. İdare Mahkemesinde görülen davada, ailenin avukatları hizmet kusuru işlendiğini ve teşhis sürecinde geç kalındığını savundu. Ancak yargılama süreci, dosyadaki eksiklikler ve bürokratik engeller nedeniyle tam 6 yıl boyunca karara bağlanamadı.

2019 yılında yerel mahkemeden çıkan karar ise oldukça tartışmalıydı. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun kusur değerlendirmesi yapabilmesi için gerekli olan acil servis muayene formu ve hemşire takip formu gibi kritik belgelerin imha edildiğini saptadı. Belgelerin yokluğu nedeniyle illiyet bağı kurulamadığını belirten mahkeme, maddi tazminat talebini reddederken, ailenin yaşadığı belirsizlik ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Erzurum Bölge İdare Mahkemesi kararı bozdu

Yerel mahkemenin kararı istinafa taşındı ve Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi, hukuk dersi niteliğinde bir bozma kararına imza attı. Daire, her türlü bilgi ve belgeyi saklamakla yükümlü olan idarenin, bu sorumluluğunu yerine getirmeyerek maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellediğine dikkat çekti. Kararda, hizmet kusurunun varlığı konusunda kesin yargıya ulaşılamamasının faturasının davacı aileye kesilmesinin hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağı vurgulandı.

Yeniden yapılan yargılamada tazminat miktarları güncellendi ve mahkeme 1 milyon 688 bin 422 lira maddi, 210 bin lira manevi tazminatın ödenmesine hükmetti. Ancak ailenin hukuk mücadelesi burada da bitmedi. Tazminat miktarını düşük bulan ve yargılama süresinin makul sınırları aştığını savunan aile, konuyu Anayasa Mahkemesine taşıdı.

Anayasa Mahkemesinden yaşam hakkı ihlali kararı

Bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 12 yılı aşan yargılama süresinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını tespit etti. Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vererek, başvuruculara 330 bin lira manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

AYM kararında, yargılamaların makul bir süratle tamamlanması gerektiği hatırlatılarak şu ifadelere yer verildi: “Yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği makul bir süratle yürütüldüğü söylenemez. Yargılamanın uzamasının başvuruculardan kaynaklanan haklı sebepleri olmadığı gibi sürenin uzamasının herhangi bir inandırıcı ve makul gerekçesi de yoktur. Sonuçtan bağımsız olarak yargılamada, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında makul derecede ivedilik şartının sağlanmadığı görülmüştür.”

Yüksek Mahkeme, davanın geldiği noktayı özetleyerek hukuki sürecin neticelenmesi gerektiğini “Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” sözleriyle tescilledi. Bu karar, benzer tıbbi ihmal davaları ve uzun süren yargılamalar için emsal niteliği taşıyor.