Tunceli’de 6 yıl önce kaybolan Gülistan Doku dosyasında sarsıcı gelişmeler yaşanıyor. Dönemin valisi Tuncay Sonel’in arama ekiplerini bilerek yanlış yönlendirdiği ve delilleri kararttığı iddiasıyla 5 ayrı suçtan tutuklanması, cinayet soruşturmasına dönüşen olaydaki “intihar” algısının nasıl yıkıldığını yeniden gündeme getirdi.
Tunceli’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan ve o günden bu yana kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası, aradan geçen 6 yılın ardından seyrini tamamen değiştirdi. Kaybolduğu günden bu yana kamuoyunda “intihar” ihtimali üzerinden tartışılan olay, savcılığın derinleştirdiği incelemeler sonucunda resmen cinayet soruşturmasına dönüştü. Soruşturma kapsamında en dikkat çekici gelişme ise dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in 5 ayrı suçtan tutuklanması oldu. Bu karar, yıllardır süregelen arama çalışmalarındaki soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Ekipler neden yanlış noktaya yönlendirildi?
Soruşturma dosyasındaki iddialara göre, Tuncay Sonel arama çalışmalarını kasıtlı olarak Dinar Köprüsü ve Sarı Saltuk Viyadüğü çevresinde yoğunlaştırdı. O dönemde Gülistan’ın telefon sinyalinin kesildiği iddia edilen bu noktada, bir makas, el yazısıyla yazılmış notlar ve üzerinde Gülistan yazılı bir peçete bulunmuştu. Ancak bu emarelerin aslında bir algı operasyonunun parçası olduğu ileri sürülüyor. 12 ilden gelen AFAD personeli, polis dalgıçları, JAK timleri ve Deniz Kuvvetleri ekipleri, baraj kapakları açılarak su seviyesi üç kez düşürülmesine rağmen 6 ay boyunca tek bir ize dahi rastlayamadı. Onlarca asker ve yüzlerce kişinin katıldığı bu devasa operasyonun, asıl hedefi gizlemek için bir oyalama taktiği olduğu iddiası dosyanın merkezine oturdu.
Otopsi yapılmadan verilen o karar ne anlama geliyor?
Arama çalışmaları sırasında yaşanan ve o günlerde de büyük şaşkınlık yaratan bir olay, tutuklama kararının dayanaklarından birini oluşturdu. 21 Mart 2020 tarihinde bölgede bir kadın cesedi bulunduğunda, teşhis işlemini Doku ailesinden önce bizzat Vali Tuncay Sonel gerçekleştirdi. Sonel, henüz herhangi bir tıbbi inceleme veya otopsi yapılmadan cesede bakarak “Bu Gülistan değil” ifadesini kullandı. Yapılan incelemeler sonucunda cansız bedenin gerçekten de iki haftadır kayıp olan Esma Kılıçarslan’a ait olduğu ortaya çıksa da, valinin bu kesin ve aceleci tavrı yıllar sonra şüphelerin odağı haline geldi.
Sosyal medya ve hastane verileri nasıl yok edildi?
Eski bir polis memuru olan Gökhan Ertok’un verdiği ifadeler skandalın boyutunu başka bir noktaya taşıdı. Ertok, Tuncay Sonel ve yakın koruması Şükrü Eroğlu’nun ısrarı ve baskısıyla Gülistan Doku’nun sosyal medya hesaplarına sızdığını ve veri sildiğini iddia etti. Bununla da kalmayan soruşturma birimi, genç kızın hastanedeki kayıtlarının ve verilerinin de Sonel’in içerisinde bulunduğu bir organizasyonla yok edildiği iddialarını mercek altına aldı. Dijital ve fiziksel delillerin sistemli bir şekilde ortadan kaldırıldığı iddiası, dosyanın bir kayıp vakasından ziyade organize bir cinayete işaret ettiği şüphesini güçlendirdi.
Tuncay Sonel hangi suçlamalarla karşı karşıya?
Cinayet soruşturmasına dönüşen dosyada, Tuncay Sonel’in oğlunu kurtarmak amacıyla ekipleri kasıtlı olarak yanlış yönlendirdiği iddiası en ağır suçlamalar arasında yer alıyor. Tutuklanan eski vali, başta suç delillerini yok etmek, gizlemek veya değiştirmek olmak üzere toplam 5 ayrı kanun ihlaliyle suçlanıyor. Sonel’in o dönemde arama çalışmalarına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı sürekli paylaşımlar ve oluşturduğu “intihar” algısı, şimdi yargı önünde çürütülmeye çalışılıyor. 6 yıl sonra aralanan bu sır perdesi, Gülistan Doku’nun akıbetine dair gerçeklerin gün yüzüne çıkması için en somut adım olarak görülüyor.
