Türkiye’de milyonlarca insanı yakından ilgilendiren süresiz nafaka uygulamasında tarihi bir dönemece girildi. Antalya’dan yapılan itirazı gündemine alan Anayasa Mahkemesi, yıllardır tartışma konusu olan bu düzenleme hakkında nihai kararını vermek üzere toplanıyor. Peki yeni dönemde kim ne kadar nafaka ödeyecek ve masadaki taslak neleri değiştiriyor? İşte kritik tarihin ve yeni düzenlemenin tüm detayları.
Yıllardır Beklenen Süresiz Nafaka Kararı İçin Tarih Netleşti
Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun süredir Türkiye gündeminde ilk sıralarda yer alan “süresiz nafaka” uygulamasını masaya yatırmaya hazırlanıyor. Yüksek Mahkeme, 4 Haziran 2026 tarihinde düzenleyeceği kritik toplantıda bu konudaki başvuruyu esastan ele alarak karara bağlayacak. AYM’nin bu adımı, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ifadesinin iptal edilmesi talebi üzerine atıldı.
Söz konusu fıkra tam olarak şunu söylüyor: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” Toplumun her kesiminde büyük bir merakla beklenen bu başvuru, 4 Haziran’daki toplantıda karara bağlanarak nafaka sisteminin geleceğini şekillendirecek.
Adalet Bakanlığı Ne Diyor?
Konu sadece yargının değil, aynı zamanda siyasetin de uzun süredir en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Son olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek, boşanma davalarının uzun sürmesinin yarattığı mağduriyetlere dikkat çekerek çok konuşulacak açıklamalarda bulunmuştu. Bakan Gürlek, “Boşanma davaları 10 yıl sürüyor, bu süre zarfında nafaka ödeyen şahıs kendine yeni bir hayat kuramıyordu. Bunu çözeceğiz.” diyerek yasal düzenleme sinyali vermişti.
Mevcut Kanunda Nafaka Sistemi Nasıl İşliyor?
Bugün yürürlükte olan Türk hukuk sisteminde farklı amaçlara hizmet eden birden fazla nafaka türü bulunuyor. Boşanma davası sürecinde ekonomik olarak zayıf olan tarafın ve çocukların mağduriyet yaşamaması adına geçici bir tedbir nafakası uygulanıyor ve bu nafaka boşanmanın kesinleşmesiyle son buluyor. Dava süresince eşin çalışmaması, çocuğun bakımını üstlenmesi ve gelirinin diğer eşe göre ciddi derecede düşük olması durumunda bu tedbir devreye giriyor. Bunun yanı sıra velayeti alan ebeveyne, çocuk yetişkin olana dek bakım, eğitim ve sağlık giderlerine katkı amacıyla iştirak nafakası ödeniyor. Çocuk 18 yaşına geldiğinde eğitim hayatı sürüyorsa bu kez yardım nafakası gündeme gelebiliyor.
Ancak Türkiye’de asıl büyük tartışmalar, eşe ödenen yoksulluk nafakası üzerinde yoğunlaşıyor. Mevcut kanunlara göre yoksulluk nafakasının bağlanabilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması, karşı tarafa göre daha az kusurlu bulunması ve diğer eşin ödeme gücünün olması şartı aranıyor. Kanunda bu nafaka için herhangi bir zaman sınırı bulunmuyor. Yine de bu durum nafakanın ömür boyu kesin olarak devam edeceği anlamına gelmiyor. Alıcının yeniden evlenmesi durumunda nafaka kendiliğinden kalkıyor.
Bunun yanı sıra mahkeme kararıyla fiilen evli gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, düzenli gelir elde edilmesi, haysiyetsiz yaşam iddiasının ispatlanması ya da nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü kaybetmesi gibi durumlarda da nafakaya son veriliyor.
Masadaki Yeni Taslakta Hangi Maddeler Yer Alıyor?
AK Parti tarafından hazırlanan ve üzerinde çalışılan yeni taslakta ise çok daha somut sınırlandırmalar öngörülüyor. Yeni formüle göre nafaka süresinin belirlenmesinde evlilik süresi temel kriter olacak. Bu kapsamda, 3 yıl evli kalanların 5 yıl, 5 yıl evli kalanların 7 yıl, 10 yıl evli kalanların ise 12 yıl süreyle nafaka ödemesi planlanıyor. Belirlenen bu sürelerin dolmasıyla birlikte nafaka yükümlülüğü tamamen sona erecek.
Sürecin sonunda maddi açıdan zorluk yaşayabilecek kadınlar için ise devlet destekli sosyal yardım mekanizmalarının devreye alınması amaçlanıyor. Böylece nafakanın kesilmesiyle oluşabilecek mağduriyetler sosyal yardımlarla giderilecek. Düzenlemenin bir diğer hedefi ise çekişmeli boşanma davalarının sayısını azaltmak. Davaların uzamasına yol açan uyuşmazlıkların ana davadan ayrıştırılarak farklı davalar altında ele alınması ve boşanma süreçlerinin çok daha hızlı sonuçlandırılması hedefleniyor.
