Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Bayraksızlar… Bayrak Sızlar! – Haydar As

Haydar AS – 22 Ocak 2026

 

Kamışlıda meydana gelen Bayrak provokasyonu…

Ne yalan söyleyeyim! Ben orada bir Kürt gencinin çıkıp bu alçakça davranışa karşı bir tepki vermesini çok isterdim.

O bayrak hepimizin bayrağı değil miydi, içinizden biri çıkıp o bizim de bayrağımız diyemedi mi?

Yok muydu içinizde o bayrağın nimetlerinden faydalanan bir Kürt genci?

Yok muydu içinizde o provokatöre dersini veren ezber bozan bir yiğit!

Hep samimiyet samimiyet diyenler, bundan daha ala samimiyet sınavı olabilir miydi?

TOPLU ENTEGRASYONDAN BİREYSEL ENTEGRASYONA

Son günlerde Suriye’de yaşananları görünce, bir yıl gibi kısa bir sürede HTŞ liderliğinden Suriye Cumhurbaşkanlığı evrilen bir devlet adamı profilini hep birlikte izliyoruz.

Bu topraklarda pek görmeye alışık olmadığımız güvenlikçi, kucaklayıcı, itidalli ve sorumlu bir devlet adamı profilini Ahmet eş-Şara ile birlikte görmeye başladık.

Bu durumun Suriye için büyük bir şans olduğunu düşünmekteyim.

YPG-SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymama gerekçesini elde etmek için Halep’in bazı mahallelerinde sivillere yönelik yapmış oldukları saldırılara, Suriye ordusu amansız bir karşılık vermek yerine son derece hassas davranarak saatler öncesinden sivilleri tahliye etmesi ve terör örgütü mensuplarına silahlarını bırakıp teslim olma şansı vermesi tüm hesapları alt üst etmiş oldu.

Çünkü örgüt, canlı kalkan olarak kullanmak istediği Kürtlerin karşı tarafa geçeceğini ön görememişti.

Aynı uyarılarla sırasıyla önce Tabka hemen ardından Rakka ve Deyrizor’u terör örgütünün elinden almak hiç de zor olmadı. Tabi özellikle Rakka ve Deyrizor’da Arap aşiretlerinin katkısını da göz ardı etmemek gerek.

Fakat bana göre en önemli hamle, Cumhurbaşkanı Şara’nın çok iyi bir zamanlamayla Kürtleri kucaklayan ve güven arz eden bir kararnameye imza atması olmuştur.

8 maddelik 10 Mart mutabakatının bir nevi açılımı olan bu kararname ile Kürtlerde çözülmeyi sağladığı yetmezmiş gibi azımsanmayacak sayıda terör örgütü mensubunun da bu çağrıya kulak vererek karşı tarafa geçmesi dikkatlerden kaçmamıştır.

Beklenen toplu entegrasyon gerçekleşmedi ama bu sayede bireysel entegrasyonu hep beraber görmüş olduk.

Önümüzdeki günlerde bu geçişlerin devam edeceği düşüncesindeyim. Hatta bu çağrı ile birlikte ülkemize sığınıp terör örgütü korkusuyla yurtlarına dönemeyen Kürtler içinde bir umut olmuştur.

Şimdi Fırat’ın batısının terörden temizlenip doğuya doğru ilerleme devam edecekken yeni bir anlaşma gündeme geldi. Anlaşmanın maddelerine bakınca Kürtler için büyük bir fırsat olduğunu görüyoruz.

Fakat Kürtlerin özellikle Kürt gençlerin Şara’nın bu kucaklayıcı tavrına kayıtsız kalmaması Mazlum Abdi’yi ürkütüyor. Kürt gençlerin kanı üzerinden kurmuş olduğu konfor alanını kaybetmek istemiyor elbette.

İlk günden beri kimsenin burnu kanamadan bir entegrasyonun gerçekleşmesini arzu edenlerdenim.

Her türlü etnik ve mezhepsel kimliklerin bir arada kardeşçe yaşadığı üniter yapıya sahip bir Suriye’nin varlığını kim istemez.

Fakat altına imza attıkları 10 mart mutabakatına bağlı kalmayanlar yine “armudun sapı, üzümün çöpü” diyerek bu anlaşmayı da henüz hayata geçmeden yok hükmünde saydılar.

Anlaşılan o ki, Mazlum Abdi, Amerika’nın işimiz bitti açıklamasıyla kimyası iyice bozulmuş. Destekten o kadar emindi ki, “bize saldırılması durumunda İsrail Şam’a bombalar yağdırır” diyecek kadar ileri gitmişti.

Sonrasında ne dedi; Bizi sattılar!

Bunda şaşılacak ne var ki?

Sen bir terör örgütü olarak pazar pazar dolaşıp kendini sata biliyorsan, onlarda işleri bittiğinde seni satmalarından niye rahatsız oluyorsun ki.

DEM partililer desen ayrı bir terane!

Türkiye’de Kürtlerin sözde temsilcisi kendini fesih edince, şimdi Suriye Kürtlerine SDG’yi temsilci olarak işaret ediyor.

Yani illa bir terör örgütünü Kürtlere musallat edip oradan ekmek yeme gayesi.

Kuruluş amacından dolayı günümüzde önemini yitirip bir terör örgütü olarak varlığını sürdürmeye çalışan SDG’yi halen Kürtlerin temsilcisi olarak göstermeleri, yürütmekte olduğumuz terörsüz Türkiye sürecinden ne kadar kopuk olduklarını bir kez daha bizlere göstermiştir.

SDG Kürtlerin temsilcisi ise, ülkemize sığınıp YPG-SDG korkusundan dolayı öz yurduna dönemeyen on binlerce Kürdün temsilcisi kim?

DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan’a söylemek istiyorum. Bölgenin kadim halkına bir temsilci arıyorsan bir tarafta bin yıldır birlikte yaşadığımız Türkiye dururken, öbür yanda yeni kurdukları devletlerini Kürtlerle birlikte inşa etme arzusu içinde her fırsatta davet sunan Suriye varken, tüm bunlar olmadı DEM parti olarak ben varım diyebilecekken Kürtlere temsilci olarak terör örgütü YPG-SDG’yi seçmen, arzu ettiğin kaos ortamının dışavurumudur.

Zaten bu arzunuz Kamışlıda Türk Bayrağına karşı yapılan alçakça saldırıda kendini göstermiştir.

Şimdi karar verme sırası ne Kandil, ne örgüt ne de sözde liderlerinde.

Karar verme sırası bölgenin kadim mukimi olan Kürtlerde elbette.

Terör örgütünün zulmü altında yaşayıp, 15-16 yaşına gelen gençlerini örgütün kucağına verip, vatandaşı bile olamamış bir ülkenin kimliksizleri olarak yaşamak mı?

Ya da kendilerini bugüne kadar yok hükmünde gören bir rejimi devirip yeni Suriye’yi “gel beraber inşa edelim” diyen bir yönetimin hak ve hukuk başta olmak üzere onurlu bir vatandaşlık davetine icabet etmek mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER