Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 26 Ocak 2026
Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili oldukça dalgalı ve taraflarda kuşku uyandıran bir devreye girildi. Konuyla ilgili önceki 30’un üzerindeki analizlerimizde PKK terörünü söndürecek bir sona erişmesini canı gönülden arzu ettiğimizi, ama sürecin başlangıcı/gelişmesinde “Çatışmaların Çözümlenmesi” bilimine aykırılıklar olduğunu da sıkça açıklamıştık. Bugün süreçle ilgili anlaşılmayan hususlar ve süreci etkileyen tıkanıklıklar ele alındı.
Cumhur İttifakı’nda Anlaşılamayan “Aniden Ortaya Çıkan” Fikirler
MHP Genel Başkanı Bahçeli, 1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında DEM Parti ile tokalaşma konusunu bir kez daha 24 Ocak 2026’da bir özel Tv kanalında açıkladı. Bir kez daha diyoruz, çünkü Bahçeli tokalaşmanın gerçekleşmesi sonrası 5 Ekim 2024’te kamuoyuna “Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine adım attım. Tokalaşmam bizim Türkiye partisi olmamızdan kaynaklanıyor!” şeklinde pek tatmin etmeyen bir açıklamada bulunmuştu.
Bahçeli’nin son açıklaması şöyle: “DEM Parti ile tokalaşmama dair pek çok yorum yapıldı; o tokalaşma anlıktı! Cumhurbaşkanımızın Meclis’in açılışındaki konuşmasından sonra Türkiye Yüzyılı ile ilgili dilek ve temennilerinden sonra şöyle bir Genel Kurul salonuna baktım. Bizim milletvekili arkadaşlarımız ve AK Partililer alkışlıyordu ancak muhalefet bakıyordu. O esnada Türkiye adına bir adım atılması gerektiğini düşündüm ve gidip DEM Partililer ile tokalaştım. Aralarında yakınını kaybeden bir vekil de vardı, kendisine de başsağlığı diledim. Şaşırdılar!”
Doğrusu bizler de şaşırdık. Hemen akla, “Daha Mayıs 2024 ayında ‘DEM Parti kapatılsın!’ diye haykıran sesin, 5 ay sonra neden 180 derece farklı hareket ettiği” gelse de değil!
Şaşkınlığın sebebi, Türkiye gibi engin bir devlet yönetim tecrübesi olan (olması gereken) bir ülkede, en ciddi sorunlardan birini çözmek için o an akla gelen bir esintiyle hareket edilmesi…
Hatta bu çıkışı MHP milletvekillerinin seçmene anlatamayacaklarını, bu sebeple de “Sayın Genel Başkan söylediğine göre bir bildiği vardır!” diyerek kolaya kaçacaklarını ileri sürmüştük. Ancak “sorgulayan” MHP seçmenine değilse de en azından MHP il/ilçe teşkilatına 2025 yazında düzenlenen 9 ayrı ildeki toplantılarla açıklanmaya çalışılmıştı… Haklı çıkmışız!
O dönemdeki analizlerimizde de, PKK’nın söndürülmesinin bir çatışmaların çözümlenmesi disiplini içerisinde olabileceği belirtilmişti. Kısaca ya taraflardan biri pes edecek, veya karşı tarafından tamamen yok edilecek, ya da taraflar, her ikisinin güvenebileceği bir arabulucu/aracı otoritenin “ortak çözüm” arayışlarına uyacaklardı. Bu üç husus da gerçekleşmemişti. Bu sebeple sürecin gelişmesine ilişkin endişelerimizi belirttiğimizde “Bu, Türk usulü bir çözümdür! Dünyaya örnek olacaktır!” diye “bilgece” karşılık verilmişti.
Kabul edelim ki devlet yönetmek isteyen bir siyasi parti, önce bu tür ciddi konularda “ortak akıl” ile bir politika belirler ve buna göre hareket edilir! Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’teki tokalaşmasını takiben 15 Ekim 2024’te terör elebaşını Meclis’e davetine de şaşırmıştık!
Aslında bu çağrı ve ardından geliştirilmeye çalışılan “Terörsüz Türkiye” sürecinin de Cumhur İttifakı’nın büyük partisi ve bizzat Bahçeli’nin ifadesiyle “İktidar Partisi” Ak Parti Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılabilirdi. Ya da en azından Erdoğan ve Bahçeli birlikte yapabilirdi…
Anlaşılan o ki, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin kamuoyunu şaşırtan çıkışları hep “aklı estiğinde” yapılmış. Bunlardan Terörsüz Türkiye dışında ilk akla gelenler arasında 104 Amiralin internet üzerinden iktidarın Montrö Sözleşmesi ve “sarıklı amiral” üzerine paylaştıkları bildiriye gösterdiği tepkidir.
Bildiri sabahı (4 Nisan 2021), henüz Ak Parti iktidarı bile renk vermeden önce Bahçeli’nin “imzası bulunan amirallerin rütbeleri sökülmelidir. Emeklilik hakları kaldırılmalı, emekli maaşları kesilmelidir!” ifadeleri vardı. Eğer acüllük yapmak yerine danışmanları arasındaki bir emekli askere sormuş olsa, bu amirallerin emekli oldukları andan 10 dakika sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinde herhangi bir “emredici” etkilerinin olamayacağı anlaşılırdı.
Nitekim bu amirallerin her iki endişesinin gerçek olduğu da bizzat iktidar tarafından anlaşıldı, mahkemeye verilen amiraller de beraat ettiler!
Bahçeli’nin bir diğer çıkışı da KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde henüz kesinleşmemiş sonuçlara göre Erhürman’ın seçildiğinin belli olmasında görüldü. KKTC Meclisi’ne “82’nci il olarak Türkiye’ye katılmaları” çağrısı yapmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile itibar etmediği bu çıkışa KKTC Meclisi’nde Erhürman karşıtı siyasi partiler de tavır koymuşlardı.
Terörsüz Türkiye Suriye’de Hasar Alırken…
Sürecin başladığı günden bu güne kadar DEM Parti (ve zımnen Öcalan, Kandil ve PYD/YPG), “Terörsüz Türkiye” yerine “Türk-Kürt Barışı”, “Kürt kimliği, ademi merkeziyet”, “Demokratik Türkiye” söylemlerine ivme kazandırıyor. Yani Bahçeli ve Erdoğan istediği kadar “Kürt sorunu yok, terör sorunu var!” desinler, karşı tarafa bu kozu olabildiğince verdiler.
Daha sürecin başından itibaren DEM Parti, PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD/YPG (ABD’ye göre SDG)’de “demokratik bir yönetim sistemi” olduğunu, Türkiye’de de buna benzer şekilde belediye başkanlıklarına “özerklik” verilmesini savunmaktadırlar.
Aslında Öcalan da farklı değildir. Her ne kadar 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”da “Kürtler için ‘Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümlerin’ tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamadığını!” ifade etmiş olsa da, aynı metinde “Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür!” ifadelerini de kullanmıştı.
Aynı Öcalan, 24 Kasım 2025 tarihli İmralı Heyetiyle görüşmesinde lafı eveleyip gevelemiş ve
Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti ile “Ortadoğu’da yer alacaklarını, kendilerini demokratik olarak organize edeceklerini, federal özerklikle ilgisi olmadığını, bunun kendi icadı olmadığını doğru sosyalizm olduğunu, (…) Sonuç olarak Demokratik Toplum ile Cumhuriyet’in entegre olması gerektiğini, komün kökeninin Kürtçe olduğunu, topluluk, toplanma anlamına geldiğini, Orta Çağda belediyecilik olduğunu, halkın belediyeleşmesi, şirketleşmesi, yerel demokrasisi olduğunu, Türkiye için de bunu önerdiğini!” söylemiştir.
Öcalan, Türkiye gibi Suriye’deki el-Şara hükümetinden de talep ederek, “bunun yerel demokrasi ve komün (demokratik belediyecilik) olduğunu” ifade etmiştir. Aslında DEM Parti yöneticileri ve milletvekilleri Öcalan’ın bu sözlerini daha da cesurca açarak, alenen Türkiye’de de yerel belediyelere özerklik talebinde bulunmuş, hatta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi gibi bölgedeki petrolden de pay istemiştir.
YPG/SDG, 10 Mart 2025 mutabakatına süresi içerisinde uymayınca, Şam yönetimi silahlı harekata geçmiş, ABD’nin de satışına gelerek sıkışan YPG/SDG’nin yardımına gene ABD “ateşkes” önerisini kabul ettirerek yetişmiştir. Suriye’de mutabakata uymayan YPG’ye karşı askeri harekatı en sert şekilde eleştiren DEM Parti, Nusaybin’de Grup Konuşması düzenlemiş, sonucunda çıkan taşkınlıkta Türk Bayrağı gönderinden indirilmiştir.
İşte bu gelişmeler üzerine MHP Genel Başkanı Bahçeli ile DEM Parti’nin arası açılmıştır.
Sonuç
Terörsüz Türkiye sürecinin “Efradını cami, ağyarını mani!” şeklinde bir plan ve program yerine spontane ve “Kervan yolda düzülür!” mantığı ile başlatıldığı anlaşıldı. Plansız ve bilime aykırı hareket edildiğinde de pek çok sorunun ortaya çıkabileceği belliydi. Çıkıyor da…
Bizzat Bahçeli’nin ifadesiyle “Ok yaydan çıkmıştır!” Yani DEM Parti ve Öcalan, sorunun terör değil, “Türk-Kürt savaşı” olduğu konusunda, bu kez sadece PKK sempatizanlarını değil, Türkiye ve yurt dışındaki Kürtlerin büyük bir çoğunluğun ikna etmeyi başarmış gibidir. Aslında Meclis’te süreçle ilgili kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun adından da TBMM’nin de bunu kabullenmiş olduğu anlaşılabilmektedir. Bu sebepledir ki Türkiye’nin bir çok kentinde olduğu gibi Avrupa’nın da irili ufaklı bir çok kentinde Kürtlerin gösterileri yayılarak genişlemiştir.
Bahçeli’nin, PKK’ya yardım ettiği gerekçesiyle mahkum edilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’le ilgili “Mahşeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi de yoktur!” ifadesi ile, 19 Mart 2025’te İBB İmamoğlu tutuklandığı sırada söylediği “Türkiye bir hukuk devletidir!” ifadesi çelişkilidir.
Eğer ilki doğru ise Türkiye’nin hukuk devleti olduğu söylenemez. Sırf Terörsüz Türkiye süreci hasar almasın diye söylenmişse, o zaman da “Hukuk her kes için geçerlidir!” denilemez mi?
Suriye’deki son gelişmelere rağmen henüz bir kopuş olmadığından sürecin sıkıntılı da olsa devam etmesi umudunu taşıyoruz. Ancak, göstermelik silah bırakan PKK tekrar silaha başvurursa o zaman sürecin sonucu için “Bir başka bahara kaldı” denecektir.
NOT: “Terörden nemalanmayarak” süreçle ilgili analizlerimiz sürdürülecek ve çözüm yolları önerilmeye çalışılacaktır.




YORUMLAR