Adem KILIÇ – 22 Haziran 2026
ABD ve İran arasında, savaşın sona erdirilmesi amacıyla, önce İsviçre’de “ıslak imza” olarak planlanan, ardından ise “uzaktan imzalanan” anlaşma, tıpkı Mısır’da imzalanan sözde “Gazze Barış Anlaşması” gibi büyük puntolarla açıklandı ve küresel arenada büyük bir memnuniyetle karşılandı.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin neredeyse hiçbir hedefine ulaşamadığı savaşın ardından imzalanan bu anlaşmayı, büyük bir zafer anlatısı olarak “satmaya” çalışırken, aynı zamanda da , bu kadar belirsizlik, kaos ve İsrail’in “memnuniyetsizliği” altındaki süreci yürütme niyetini ısrarla ortaya koymaya çalışıyor.
Hatta; çok az konuda uzlaşabilen ve süreçte büyük saldırılara ve ekonomik kayıplara uğrayan bölgesel güçler bile, neredeyse eksiksiz bir şekilde, anlaşmayı desteklemeye çalışıyor.
Tarih kısa vadede tekerrür edecek!
Ancak bu anlatılar, 2025 yılı sonlarında Gazze için ortaya konulan “Gazze Barış Planı’na ilişkin sürece çok benziyor.
Nitekim; şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki, iki anlaşma arasındaki paralellikler açık bir şekilde aşikar ve bu anlamda da endişe verici.
Zira; aslında her iki anlaşma da, sahada çözülemeyen meseleleri ileri bir tarihe erteleyen muallaklıkları içerisinde barındırıyor ve aslında çözüm yerine, geçici önlemlerle ABD için “zafer havası” yaratmayı hedefliyor.
Yaklaşık 8 ay önce imzalanan ve imza tarihinden sadece 15 gün sonra ikinci aşamasına geçileceği açıklanan anlaşmanın üzerinden 8 ay geçmesine rağmen, süreçte hiçbir ilerleme kaydedilmemesi de bu tezimi ispatlıyor.
Gazze Anlaşması asla uygulanmadı!
İsrail, Gazze’deki işgalini devam ettirirken, resmi kayıtlara göre sadece bu kısa süreçte, ateşkese rağmen 259’u çocuk olmak üzere 2 bine yakın Filistinli de hayatını kaybetti.
İşte bu başarısız olan, hatta 200 milyar dolardan fazla taahhüt ortaya koymasına rağmen, hiçbir sözünü yerine getirmeyen 15’den fazla ülkenin de destek verdiği “Gazze Barışı”, “İran Barışı”na emsal olacak gibi görünüyor.
Zira; Gazze Barışı’nda İsrail, anlaşmaya sözde bağlılığını sürdürürken, sahada yeni fiili durumlar oluşturarak süreci istediği yönde ilerletmeye devam ediyor ve İran mutabakatında da, daha ilk günden itibaren Lübnan resti ile benzer bir süreci işleteceğini ortaya koyuyor.
Diğer yandan; ortaya konulan 60 günlük kırılgan bir ateşkes süreci, gerek 12 gün savaşlarında, gerek 40 gün savaşında grekse de ardından gerçekleşen ve 107 güne dayanan kontrollü çatışma sürecinde sonuca kavuşmadı.
Yeni gerçeklikler
Savaştan önce denklemde dahi olmayan Hürmüz Boğazı’nın, gelinen noktada yeniden açılmasının, artık küresel bir mesele haline geldiği bir ortamda, İran’ın Körfez genelinde kritik ve sivil altyapıya yönelik saldırılarla izlediği stratejinin de, kendisi açısından işe yaradığı ise net bir şekilde görülüyor.
İsrail cephesinde ise durum beklenenden daha büyük bir kaos yaratmış durumda.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu liderliğindeki “aşırı sağcı” koalisyon, açıkca anlaşmayı eleştiriyor ve Washington Post’un yayınladığı son bilgilere göre, ABD istihbaratı Trump yönetimine, İsrail’in anlaşmanın bozulması için ciddi faaliyetler yürüttüğü uyarılarını daha şimdiden yayınlıyor.
İsrail neden memnun değil?
Çok büyük saldırılara ve büyük iddialara rağmen kesin bir durum varsa, o da İsrail’in bu uzun savaş döneminde, ne Hamas, ne Hizbullah ne de İran karşısında kesin bir askeri sonuç elde edemediği gerçeğidir.
Bu da şüphesiz olarak; Washington Post’un istihbarat kaynaklarına dayandırdığı üzere, İsrail’in anlaşmayı kâğıt üzerinde kabul edip sahada sabote etme eğilimini güçlendirmektedir.
Diğer yandan, bu savaşla birlikte, İran’ın elinde büyük bir koz haline gelen Hürmüz kozunun, şu anda ABD tarafından engellenmemesi durumunda, bundan sonra da hem ABD hem de küresel olarak en büyük risklerden birisi haline gelmesi, ABD’nin küresel üstünlüğü açısından, büyük bir sınav haline gelmiştir.
Gazze örneği ve tıkanma
7 Ekim 2023 saldırılarının ardından Gazze bağlamında İsrail, “tam zafer” hedefini ortaya koydu ancak, yaklaşık 2 buçuk yıldır sürdürdüğü saldırılarına rağmen, hedeflerine tam olarak ulaşamadığı gibi, 2025 Ekim ayında, bitirme hedefi ile yola çıktığı Hamas ile de anlaşma yapmak zorunda kaldı.
Ancak İsrail ve Hamas, kapsamlı bir barıştan ziyade aşamalı ve ertelenmiş bir planı kabul etti fakat İsrail’in gizli ajandası ile yürüttüğü süreç ile bu anlaşma asla ikinci aşamaya dahi geçemedi.
Bu tablo; kademeli anlaşmaların yapısal sorununu ortaya koyarken, aynı zamanda da, ABD’nin küresel arabuluculuk rolünün, mesele İsrail olunca tamamen anlamsız olduğu gerçeğini de gösterdi.
Bu gerçeklik ayrıca; Gazze’nin yeniden inşasını engellerken daha geniş ölçekte de Orta Doğu istikrarını da riske atan bir sürece dönüştü.
Sonuç
ABD ile İran arasındaki anlaşma daha ilk görüşmede büyük sorunlar yaşasa ve savaşın yeniden başlamasını kısa vadede engelleyebilecek olumlu bir gelişme olarak yorumlansa da, işte sahadaki tüm bu gerçeklikler ve yakın geçmişteki Gazze deneyimi, İsrail’in hiçbir anlaşmaya uymayacağını ve sürecin ilerlemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Çıkmazların ertelenmesi, İsrail gibi sabote edici aktörleri güçlendirirken, aynı zamanda da sözde tampon bölge olarak başlatılan saldırılarla oluşturulan geçici işgalleri de “kalıcı” hale getiriyor.
Evet; tüm bu tecrübeler, geçici anlaşmaların kısa vadede savaşları durdurmasını sağlasa da, uzun vadede malum çevrelere hizmet ettiğini ortaya koyuyor.
Görünen o ki; anlaşmalar artık kapsamlı bir barış düzenini getirmiyor ve krizleri dondurmak, onu “güçlüler” için sürdürülebilir bir düzene dönüştürüyor.


YORUMLAR