Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Geopolitical Futures: ABD, İran’ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

ABD’nin İran’daki stratejik çıkmazı tarihsel örnekler üzerinden nasıl okunmalı? İsrail ve ABD, İran’ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

ABD'nin İran'daki stratejik çıkmazı tarihsel örnekler üzerinden nasıl okunmalı? İsrail

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Geopolitical Futures’da, artık 3. haftasına girmek üzere olan İran savaşısının geldiği noktanın ve ABD’nin olası hamlelerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

1940 yılında başlayan ve Pearl Harbor ile Hiroşima’ya atılan atom bombası ile sonuçlanan sürecin, şu anda yaşanan İran savaşına benzerliklerine dikkat çekilen analizde, ABD’nin benzer bir stratik çıkmaza girdiği tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; ABD ve İsrail’in, İran’ın “mozaik savunma” modeline ve Hürmüz hamlesine nasıl karşılık verebileceğine dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte Geopolitical Futures’da yayınlanan analiz:

1940 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Japonya’yı son derece zor bir pozisyona itti.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Japonya, kaynakları son derece sınırlı bir ülkeydi. Petrol, çelik ve diğer temel girdileri Asya’daki diğer ülkelerden ve kısmen de ABD’den ithal etmek zorundaydı. Bu kaynaklara erişimi güvence altına almak için yıllar önce bir imparatorluk inşa etmeye yönelmişti.

ABD ise ekonomik gücünü kullanarak bugün Endonezya olarak bildiğimiz coğrafya başta olmak üzere Japonya’nın petrol tedarikini engelledi ve çelik satışını durdurdu.

Washington, Japon İmparatorluğu’nun Pasifik’te ABD askeri üstünlüğünü tehdit ederek ana karayı savunmasız bırakmasından endişe ediyordu.

Bu süreç, Japonya’nın sanayi varlığını sürdürebilmesi için kritik önemdeki ithalatın ABD tarafından abluka altına alınmasıyla sonuçlandı. Japonya ya ABD’ye boyun eğecek ya da savaşa girecekti.

Tokyo, 1941’de Pearl Harbor’a saldırarak ABD’nin Pasifik’teki gücünü felç etmeyi ve Washington’u yeni bir dengeyi müzakere etmeye zorlamayı hedefledi. ABD’deki savaş karşıtı kamuoyu dikkate alındığında bu tamamen irrasyonel bir hesap değildi, ancak yanlış bir hesaplamaydı.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

ABD’de bulunmuş olan Japon Birleşik Filosu Komutanı Amiral Isoroku Yamamoto’nun saldırıya karşı çıktığı, bunun müzakere değil topyekûn savaşa yol açacağını öngördüğü, ancak bu görüşünün dikkate alınmadığı biliniyor.

Japonya’nın savaşı tercih etmesi jeopolitik modelleme açısından öngörülebilir bir gelişmeydi; aynı şekilde ABD’nin topyekûn savaş kararı alması da öyle. Ancak savaşın nasıl yürütüleceği ve nasıl sonuçlanacağı çok daha az öngörülebilirdi.

Sonuç, yalnızca kaynaklara değil, bu kaynakların nasıl kullanıldığına ve sahaya nasıl yansıtıldığına bağlı göreli güç dengesiyle şekillendi. Bu alan, detaylı istihbarat ve onun askeri uygulamasıyla ilgilidir.

Jeopolitiğin “mühendisliği” olarak tanımlanabilecek bu boyut, öngörülmesi en zor alandır.

İran savaşı bağlamı

Bu örnek, İran’daki savaşı anlamlandırmak için önemlidir.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Savaşın çıkacağı belirli ölçüde öngörülebilirdi; tarafların hedefleri de büyük ölçüde belliydi. Ancak savaşın nasıl seyredeceği ve kimin hedeflerine ulaşacağı çok daha belirsizdir.

Çünkü savaş, mühendislerin, yani askeri planlayıcıların, istihbaratçıların ve siyasi karar alıcıların alanıdır ve bu alandaki tercihler doğası gereği karmaşık ve öngörülemezdir.

İran’ın nükleer kapasitesinin, İran içinde ve dışında faaliyet gösteren ve Tahran tarafından desteklenen İslamcı grupların ideolojik çerçevesi nedeniyle ABD açısından temel bir tehdit oluşturduğu ileri sürülmüştür. ABD’ye yönelik bir nükleer saldırı ihtimali her zaman son derece düşük olsa da, böyle bir ihtimalin yaratacağı sonuçlar son derece yüksek risk barındırmaktadır.

Bu yaklaşım, Haziran 2025’te İran’ın nükleer kapasitesine yönelik ilk saldırıyla somutlaşmıştır.

Ancak sınırlı başarı elde edilmesi, daha geniş çaplı bir saldırının beklendiği bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu saldırının nasıl icra edileceği ise askeri ve istihbari planlamanın konusudur.

İstihbarat hatası ve stratejik yanlış okuma

Öngörülemeyen unsur, hangi stratejinin seçileceğiydi. Mevcut tablo, stratejinin İran’ın askeri kapasitesi ile iç siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin istihbarata dayandığını gösteriyor.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Tahran’da yaşanan geniş çaplı protestolar, rejimin zayıf olduğu ve bir rejim değişikliğinin toplumsal destek bulabileceği şeklinde yorumlandı. Bu da Donald Trump’ın İran halkına rejime karşı ayaklanma çağrısı yapmasını açıklayan temel faktörlerden biri oldu.

Savaşın ilk aşaması, İranlı bazı üst düzey isimleri hedef alan “liderlik tasfiye” saldırılarıyla başladı.

Ancak İran halkı bu çağrıya karşılık vermedi. Buna karşılık İran, Ortadoğu’daki ABD üslerine ve bazı kritik altyapılara yönelik yoğun İHA ve füze saldırıları başlattı.

Bu durum iki ihtimali gündeme getiriyor.

Ya istihbarat topluluğu ciddi bir hata yaptı ya da siyasi liderlik istihbaratı göz ardı etti. Mevcut strateji, İran’ın nasıl işlediğine ve özellikle rejimin yapısına dair temel bir yanlış anlamaya işaret ediyor.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Hedef alınan sivil yönetim, İran’ın resmi hükümetiydi; ancak operasyonel kontrol büyük ölçüde Devrim Muhafızları’nın elinde bulunuyordu. Sivil yapının hedef alınması İran’ı felç etmedi; çünkü Devrim Muhafızları’nın yüksek derecede özerkliğe sahip, ekonomi içinde derin bir ağırlığı olan ve sahadaki askeri kararları doğrudan yöneten bir yapıydı.

Bu nedenle ilk saldırılara hızlı ve etkili bir karşılık verebildi.

Bu durum, Pearl Harbor örneğiyle benzerlik taşır. Japonya, ABD’yi müzakereye zorlayacağını düşünürken, aksine ABD’yi topyekûn bir savaşa sürüklemiş ve süreç Hiroşima ile Nagazaki’de son bulmuştur.

Asimetrik savunma ve Hürmüz çıkmazı

İran Devrim Muhafızları, “mozaik savunma” olarak bilinen bir doktrin uygulamaktadır.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Bu modele göre komuta yapısı, merkezi komuta çökse bile yerel unsurların önceden belirlenmiş senaryolar çerçevesinde bağımsız hareket edebilmesine imkân tanıyacak şekilde organize edilmiştir. Dolayısıyla sivil yönetimin hedef alınması, savaşın sürdürülmesini engellememiştir.

İran, kinetik saldırıların yanı sıra Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ya da erişimi kısıtlayarak küresel enerji akışını da hedef almıştır. Körfez petrolünün ana geçiş hattı olan bu boğazın devre dışı kalması, petrol fiyatlarında sert yükselişe ve küresel ölçekte ekonomik kriz, arz daralması ve enflasyon baskısına yol açmıştır.

Bu tablo, Trump’ın kaçınma sözü verdiği bir senaryoyu gündeme getirmektedir.

Hürmüz’ün açılması, kara kuvvetlerinin sahaya indirilmesini ve deniz unsurlarının aktif şekilde bölgeyi temizlemesini gerektirebilir. İran’ın geniş alanlara yayılmış gemisavar İHA kabiliyeti, bu süreci son derece zorlaştırmaktadır. Bu sistemler, uydu verisi ya da saha gözlemleriyle desteklenerek uygun anlarda devreye sokulabilir.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Bu tehdidi bertaraf etmek için hava ve istihbarat unsurlarının eşgüdümlü çalışması gerekir. Ancak ticaretin ve sigorta maliyetlerinin hassasiyeti nedeniyle elde edilen verinin neredeyse kusursuz olması şarttır. Bu da geniş bir coğrafyada kara konuşlu unsurların varlığını zorunlu kılabilir.

Ancak bu tür bir operasyon hem büyük kuvvet gerektirir hem de siyasi maliyeti son derece yüksektir.

Belirsizlikler ve savaşın doğası

Bu durum, ABD iç siyasetinde ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Zira Trump, seçim sürecinde uzun süreli kara savaşlarından kaçınma sözü vermiştir.

Geopolitical Futures: ABD, İran'ın “mozaik savunma” modelini ve Hürmüz çıkmazını nasıl aşacak?

Tüm bu risklerin gerçekleşmemesi mümkün olmakla birlikte, gerçekleşmeleri halinde ekonomik kriz, uzun süreli savaş ya da her ikisinin bir arada yaşanması ihtimali bulunmaktadır. Bu da klasik bir soruyu yeniden gündeme getirir;

Hava gücü tek başına, dağınık ve sahayı iyi bilen bir düşmanı yenmeye yeter mi?

Denklemdeki son değişken ise İran’ın konvansiyonel ordusu olan ve 400 binden fazla askere sahip Artesh’tir. Seküler bir yapıya sahip olan bu güç, doğrudan rejim ideolojisine bağlı olmamakla birlikte İran’ın savunmasına angajedir. Şu ana kadar sınırlı ölçüde hedef alınmış ve henüz tam anlamıyla devreye sokulmamıştır.

Bu durum, savaşın geleceğine dair belirsizliği artıran kritik bir faktördür.

Sonuç olarak, jeopolitik analiz Japonya’nın ABD ile savaşa gireceğini öngörebilmişti, ancak savaşın nasıl yürütüleceğini ve nasıl sonuçlanacağını belirleyememişti.

Aynı durum İran savaşı için de geçerlidir.

Jeopolitik modeller savaşın çıkacağını öngörebilir; ancak savaşın strateji ve taktiklerini, dolayısıyla sonucunu belirleyen unsur askeri istihbarat ve onun sahadaki uygulamasıdır.