Adalet Bakanlığı, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve bir hakimin “Özür dilerim, tutuklamak zorundayım.” dediği öne sürülen iddialara karşı sessizliğini bozarak çok sert bir yalanlama yayımladı. Sosyal medyada ve bazı mecralarda hızla yayılan o sözlerin perde arkasında neler olduğu ve hukuki sürecin gerçek boyutu netlik kazandı.
Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü davası kapsamında ortaya atılan çarpıcı iddialar, yargı camiasında ve kamuoyunda büyük bir tartışma başlattı. Bazı basın yayın organlarında yer alan haberlerde, davanın hakimi tarafından söylendiği iddia edilen ifadeler ve delilsiz tutuklama yapıldığı yönündeki söylemler üzerine Adalet Bakanlığı resmi bir açıklama yaparak duruma müdahale etti.
Bakanlıktan kamuoyunu aydınlatan kritik açıklama
Adalet Bakanlığı, dezenformasyonun önüne geçmek adına yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve adli süreci manipüle etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurguladı. Bakanlık açıklamasında şu ifadeler kullanıldı: “Bazı basın yayın organlarında İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü davasına ilişkin olarak bir hakimin ‘Özür dilerim, tutuklamak zorundayım.’ dediği ve delilsiz şekilde tutuklama kararı verdiği yönünde dolaşıma sokulan haber ve iddialar kapsamında kamuoyunun aydınlatılması bakımından açıklama yapılması ihtiyacı hasıl olmuştur.”
Yargıyı itibarsızlaştırma çabalarına sert tepki
Haberlerin arka planında yatan niyetin adli makamları yıpratmak olduğunu belirten Adalet Bakanlığı, bu tür yayınların suç teşkil ettiğinin altını çizdi. Açıklamanın devamında iddiaların asılsızlığına şu sözlerle dikkat çekildi: “Söz konusu haberlerin, adli makamların yürüttüğü soruşturmaları itibarsızlaştırmaya, adil yargılamayı etkilemeye yönelik maksatlı ve gerçeğe aykırı yayınlar olduğu ve dezenformasyon içerdiği tespit edilmiştir. Halkı yanıltma ve kamu barışını bozma saikiyle gerçeğe aykırı bilgilerin paylaşılması, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi kapsamında suç teşkil etmektedir.”
Bakanlığın bu net tavrı, yargı bağımsızlığını koruma ve kamuoyuna doğru bilgi akışı sağlama noktasındaki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Söz konusu davanın hukuki prosedürler çerçevesinde devam ettiği ve asılsız iddialara karşı hukuki yolların açık olduğu hatırlatıldı.
