Reşit Kemal AS – 05 Haziran 2026
Türkiye zor bir döneme giriyor.
Sokaktaki vatandaşın derdi belli. Market fiyatları yükseliyor, kiralar el yakıyor, gençler gelecek kaygısı taşıyor, emekliler geçim hesabı yapıyor. Ama ne yazık ki ülkenin gerçek sorunlarını konuşmak yerine çoğu zaman siyasi kavgaların içinde boğuluyoruz.
Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike ekonomik krizden önce ortak aklı kaybetme tehlikesidir.
Ekonomiden başlayalım…
Üretmeden tüketen bir ekonomi modeli uzun süre ayakta kalamaz. Türkiye’nin artık günü kurtaran politikalar yerine üretimi artıran, sanayiyi güçlendiren, tarımı yeniden ayağa kaldıran bir anlayışa ihtiyacı var. Bir zamanlar kendi kendine yeten ülkeler arasında gösterilen Türkiye’nin bugün çiftçisini, besicisini ve üreticisini korumakta zorlanması ciddi bir sorundur.
Gençler üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor. İşveren ise yetişmiş eleman bulamamaktan şikayet ediyor. Demek ki eğitim sistemi ile iş dünyası arasında ciddi bir kopukluk var. Diplomalı işsizler ordusu büyürken meslek sahibi insan sayısı azalıyor.
Siyasete baktığımızda ise iktidarın da muhalefetin de kendisine dönüp bazı soruları sorması gerekiyor.
İktidar uzun yıllardır ülkeyi yönetiyor. Bu nedenle başarılar kadar eksiklerin sorumluluğu da onun omuzlarında. Vatandaş artık sorunların nedenlerini değil çözümlerini duymak istiyor.
Muhalefet cephesinde ise başka bir sorun var. İktidarı eleştirmek elbette görevidir ancak vatandaş sadece eleştiri değil alternatif görmek istiyor. İnsanlar “Bu sorunu siz nasıl çözeceksiniz?” sorusunun cevabını duymak istiyor.
Demokrasi sadece seçim kazanmak değil, ülke için çözüm üretmektir.
Dış politikada da dünya hızlı değişiyor.
Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Orta Doğu her an yeni bir çatışmaya gebe. İsrail-İran gerilimi bölgeyi ateş çemberine çevirmiş durumda. Amerika ile Çin arasındaki rekabet giderek sertleşiyor.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin en büyük gücü dengeli ve akılcı politika yürütmesidir.
Kimsenin kavgasına taraf olmadan kendi milli çıkarlarımızı korumak zorundayız.
Savunma sanayi konusunda ise önemli başarılar elde edildiğini kabul etmek gerekir. Ancak sadece silah üretmek yetmez. Güçlü ekonomi olmadan güçlü orduyu uzun süre ayakta tutamazsınız. Savunma ile ekonomi birbirinin rakibi değil tamamlayıcısıdır.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle kutuplaşma azaltılmalı.
İktidarı destekleyen de bu ülkenin vatandaşıdır, muhalefeti destekleyen de. Kimse diğerini düşman gibi görmemelidir.
İkinci olarak liyakat yeniden temel ilke haline gelmelidir. İnsanlar hangi görüşten olursa olsun işini iyi yaptığı için görev almalıdır.
Üçüncü olarak eğitim, tarım ve adalet reformları siyasi tartışmaların dışında tutulmalıdır. Çünkü güçlü devletin temeli güçlü adalet, güçlü eğitim ve güçlü üretimdir.
Dördüncü olarak gençlere umut verilmelidir. Bir ülkenin en büyük sermayesi petrolü, altını veya doğal gazı değil yetişmiş insanıdır.
Türkiye’nin önündeki sorunlar büyük olabilir ama bu millet geçmişte çok daha zor günleri aşmayı başardı.
Yeter ki birbirimizi tüketmeyelim.
Yeter ki enerjimizi kavgalara değil çözümlere harcayalım.
Çünkü önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyacağı şey, daha fazla bağıran siyasetçiler değil, daha fazla çözüm üreten insanlar olacaktır.


YORUMLAR