Adem KILIÇ – 08 Haziran 2026
Türkiye; özellikle son dönemde, gerek yarım asırdır Batı tarafından kendisine bela edilen terör belasını kökünde kurutma stratejisindeki başarısı ile, gerekse de, küresel olarak yeniden şekillenen jeopolitik düzende, en belirleyici aktörlerden birisi konumuna yükselmiş durumda.
Beşinci yılına giren Ukrayna-Rusya savaşında, etkin ve tarafsız dış politikası ile Türkiye; aynı zamanda, normalde bu savaştan en çok etkilenen ülkelerden birisi olması beklenirken; krizi fırsata çeviren bir ülke olarak ortaya çıkması, İran merkezli güvenlik krizlerinin derinleşmesine rağmen, denge politikasını başarılı bir şekilde işletmesi ve Gazze’deki insani krize karşı BM ve UCM dahil olmak üzere, küresel arenada dik duran nadir ülkelerden birisi olması ile dikkat çekti.
Şimdi ise; Temmuz ayında Türkiye’de gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki ağırlığını perçinleyecek bir fırsat olarak önünde duruyor.
Yeni Dünya düzeninde Türkiye
Türkiye artık yalnızca krizlerden etkilenen bir bölgesel güç değil; krizlerin yönetiminde rol oynayan, taraflar arasında güvenilir bir aktör olan ve güvenlik mimarisinin şekillenmesine katkı sunan bir aktör olarak görülüyor.
Ukrayna savaşının uzamasıyla birlikte Batı ile Rusya arasındaki temas kanalları giderek daralırken, Türkiye her iki tarafla da konuşabilen nadir ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Zira; Ankara, bir taraftan Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken diğer taraftan da Rusya ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini tamamen koparmamayı tercih eden ülkelere örnek olacak bir denge politikası yürütmeye devam ediyor.
Bu denge politikası, savaşın olası müzakere aşamalarında Türkiye’yi vazgeçilmez bir arabulucu konumuna taşırken, bugün ne Kiev ne Moskova ne de Batılı başkentler Türkiye’nin dahil olmadığı bir diplomatik çözüm sürecini tasarlayamıyor.
Diğer taraftan İran eksenli gerilimler de, normalde Türkiye’yi krize sokabilecekken, mevcut stratejisi ile Türkiye’nin stratejik önemini artırıyor.
Enerji-Lojistik ve diplomatik gerçeklik
Kuzey koridoru ve Orta Doğu’da yükselen tansiyon merkezleri, enerji güvenliği ve ticaret yollarının korunmasının yeniden küresel gündemin üst sıralarına taşındığı bir geçeklikte Türkiye, Avrupa ile Körfez arasında uzanan enerji hatlarının merkezi olma konumunu, NATO’nun ABD’nin olmadığı bir denklemde en güçlü askeri kapasiteye sahip ülke olduğunu ortaya koydu.
İşte tüm bu gerçeklikler Ankara’yı sadece bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp, hem Avrupa güvenliği açısından en kritik ülke haline getiren hem de artık bölgesel bir güçten küresel bir güce evrildiğini teyit eden bir noktaya getirdi.
Gerek Rusya ile gerekse de İran ile Batı arasında doğrudan iletişim imkanlarının azaldığı dönemlerde Türkiye’nin diplomatik kanalları açık tutabilmesi de Ankara’nın önemini artıran bir başka unsur olarak öne çıkıyor.
Diğer yandan Gazze krizi ise Türkiye’nin yumuşak güç ve diplomatik etki kapasitesini öne çıkaran bir alan olarak öne çıktı.
Ankara, Filistin meselesini uluslararası gündemde tutmaya çalışan en aktif ülkelerden biri olarak dikkat çekti ve dünyada, adaletin temsilcisi olarak öne çıktı.
Avrupa’nın savunma zaafiyeti ve Türkiye’nin artan savunma sanayi gücü
Türkiye’nin yükselen etkisinin arkasındaki en önemli güç çarpanlarından biri de, yükselen savunma sanayii oldu.
Son yıllarda elde edilen teknolojik kabiliyetler ve ihracat başarıları, Türkiye’yi yalnızca güvenlik tüketen değil güvenlik üreten bir ülke konumuna geldiğini kanıtladı.
İnsansız hava araçlarından hava savunma sistemlerine, deniz platformlarından mühimmat teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede geliştirilen yerli sistemler, Türkiye’nin uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü artırdı ve Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecine girdiği bir dönemde Türk savunma sanayiinin sunduğu etkin çözümleri görmezden gelinmeyecek bir noktaya getirdi.
Sonuç
Tüm bu gelişmelerin kesişim noktası ve Türkiye adına tescillenmesi ise Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi olacak.
Zirve, sadece ittifakın geleceğine ilişkin kararların alınacağı bir toplantı olmanın ötesinde, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yeni konumunun da sergileneceği bir platform niteliğine bürünecek.
Diğer yandan zirve, Türkiye’nin güçlenen savunma sanayisi açısından, tahminlerin üzerinde anlaşmalar için bir platform haline gelecek
Ayrıca; Karadeniz güvenliği, Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki krizler, savunma harcamaları ve yeni güvenlik tehditleri gibi başlıkların tamamında Türkiye doğrudan söz sahibi ülke olarak yeni bir gerçekliği ortaya koyacak.
Sonuç olarak Türkiye artık yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil, diplomatik erişim kapasitesi, askeri gücü, savunma sanayii altyapısı ve kriz yönetimindeki etkinliği ile küresel yeni düzenin merkezi ülke konumunu ortaya koyacak.
Bu durum ise şüphesiz olarak; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgesel güç statüsünden sıyrılıp küresel güç profiline doğru ilerlediğinin en somut göstergelerinden biri olarak kabul edilecek.


YORUMLAR