Türkiye’nin en karanlık faili meçhul cinayetlerinden biri olan 15 yaşındaki Çağla Tuğaltay dosyası, 26 yıl sonra peş peşe açılan mezarlarla yeniden sarsılıyor. Feriköy Mezarlığı’nda gerçekleştirilen fethi kabir işlemiyle birlikte, yıllardır saklanan korkunç sırrın nihayet çözülüp çözülmeyeceği büyük bir merak konusu haline geldi.
İstanbul’un Şişli ilçesinde 26 yıl önce evinde vahşice katledilen Çağla Tuğaltay’ın ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada çok kritik bir gelişme yaşandı. Genç kızın ailesinin talebi üzerine bugün Feriköy Mezarlığı’nda ikinci fethi kabir işlemi gerçekleştirildi. Cinayet Büro Amirliği ve Kriminal Daire Başkanlığı ekipleri, Adli Tıp doktoru ve savcının hazır bulunduğu mezarlıkta, şüpheliler arasında adı geçen Ahmet Baki Metrgenç’in kabri açıldı. İşlemler sırasında aileden kimsenin mezarlıkta bulunmaması dikkat çekti.
Soruşturma kapsamında mezar açma işlemlerinin sadece bununla sınırlı kalmayacağı öğrenildi. Sırada İsmail Hakkı Ç. ile Fehmi S.’nin kabirlerinin olduğu bilgisine ulaşıldı. Geçtiğimiz günlerde de eski komşulardan Lütfi Şerbetçi’nin mezarı açılarak benzer bir inceleme yapılmıştı. Peş peşe gelen bu hamleler, katilin kimliğine dair çemberin daraldığına işaret ediyor.
26 Yıl Önce Şişli’deki Evde Ne Yaşandı?
Henüz 15 yaşında olan lise öğrencisi Çağla Tuğaltay, 5 Haziran 2000 tarihinde okuldan çıktıktan sonra saat 16.40 sıralarında Şişli’deki evine döndü. Genç kız, üzerindeki okul formasını bile çıkarmaya fırsat bulamadan katil ya da katiller tarafından boğazı kesilerek vahşice öldürüldü. Olay, Çağla’nın annesi Gülnur Tuğaltay’ın eve telefon etmesiyle ortaya çıktı. Kızına uzun süre ulaşamayan anne Tuğaltay, komşusu Nilgün Çemberli’den eve gidip bakmasını rica etti. Anahtarla içeri giren Çemberli, salonda dehşet verici bir manzarayla karşılaştı.
Polis tutanaklarına yansıyan bilgilere göre kapıda herhangi bir zorlama izi bulunmuyordu ve evden hiçbir şey çalınmamıştı. Çağla’nın iç çamaşırının sıyrılmış olduğu tespit edilmesine rağmen, yapılan incelemelerde tecavüz bulgusuna rastlanmadı. Katilin kimliğine dair ipuçları ise yıllar süren teknik yetersizliklerin ardından gün yüzüne çıkmaya başladı.
DNA Sırrı ve Zamanaşımını Durduran Gelişme
Cinayetin hemen ardından 2000 yılında düzenlenen kriminal raporda tırnak altında hiçbir DNA bulunmadığı belirtilmişti. Ancak 2013 yılında yapılan modern incelemelerde bunun tam tersi bir sonuç elde edildi. Çağla’nın tırnaklarının altında, boğuşma esnasında zanlıdan geçtiği değerlendirilen yabancı bir erkeğe ait DNA profili tespit edildi. Ne var ki, hem bu DNA hem de binanın girişindeki kan lekesinden alınan örnekler bugüne dek hiçbir şüpheliyle eşleşmedi.
Dava dosyası tam kapanmak üzereyken, 5 Haziran 2020’de zamanaşımı süresinin dolmasına günler kala savcılık önemli bir adım attı. Binada görev yapan kapıcının ifadesinin yeniden alınması ve eldeki bulgularla karşılaştırılması talebiyle zamanaşımı süresi durduruldu. 26 yıl boyunca 9 savcı ve yüzlerce polisin görev yaptığı, iki kez özel ekibin kurulduğu dosya, Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi’nin girişimiyle yeniden açıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, binaya sonradan giren 12 kişinin DNA incelemesinin yapılacağını ve o dönem görev yapan cinayet bürosu ekipleriyle tekrar görüşüleceğini açıkladı.
Acılı Annenin Feryadı ve Uzmanların DNA Açıklaması
Yıllardır adalet arayan Çağla Tuğaltay’ın annesi Gülnur Saygı Tuğaltay, yürütülen yeni çalışmaların ardından yetkililere seslenerek minnetini dile getirdi. Anne Tuğaltay, “Şimdiye kadar ben hep ulaşmak istedim. Ama hiçbir geri dönüş alamadım. Bir tek siz ilgilendiniz.” ifadelerini kullandı.
Aradan geçen çeyrek asırlık zamana rağmen mezarlardan elde edilecek bulguların davanın seyrini tamamen değiştirebileceği belirtiliyor. Adli tıp alanındaki teknolojik gelişmelerin önemine dikkat çeken Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar, konuya ilişkin şu bilgileri aktardı:
“Yıllar geçmesine rağmen isterse yeri değiştirilsin isterse başka yere gömülsün hatta daha ilerisini söyleyeyim yakılsa dahi kalan liflerden hala DNA elde etme şansımız var. Yeni yapılan adli tıp çalışmaları elbiselere bulaşmış vücut sıvılarının DNA’ların çamaşır makinesinde 2-3 kez yıkansa dahi tespit edilebileceğini söylüyor.”

