Fatih ÜNLÜ – 14 Ocak 2026
Immanuel Wallerstein “Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık” adlı kitabında şöyle yazmış:
“Karl Marx said that religion was the opiate of the masses. Raymond Aron retorted that Marxist ideas were in turn the opiate of the intellectuals.”
“Karl Marx, dinin kitlelerin afyonu olduğunu söylemişti. Raymond Aron ise buna karşın Marksist fikirlerin de entelektüellerin afyonu olduğu cevabını vermişti.”
Din ve afyon konusu çok derin ve tabiatıyla birçok yönü var. Biz bu yazımızda sınırlı alanlarda bazı değerlendirmeler yapmaya çalışacağız.
İlk başta Marx aslında, gerçek haliyle, sahih haliyle en afyon olamayacak şeye afyon demiş. Peygamber efendimizin (s.a.v.) dönemiyle başlayan İslam’ın o parlak yıllarını düşünelim. La-dini, din dışı bir bakış açısıyla bile o dönemde haşa bir afyondan değil büyük bir uyanış ve dirilişten söz edilebilir.
Tabii Marx’ın yaşadığı yıllardan çok ta uzak olmayan dönemlerde yanlış inançları Din diye kabullenip bununla insanları uyutmanın da ötesinde çok zulümlerin yapıldığı zamanlar da olmuş. Batıllaşmış inanç/din ve bunların getirdiği yıkım tarihin birçok devrinde birçok coğrafyada ne yazık ki çok görülmüş.
Engizisyonlu yıllar bunun dehşetli bir örneği. Galile gibi bir dâhi bile geri adım atarak yakayı zor sıyırabilmiş. O dönemde maalesef çok daha ürkütücü zulüm örnekleri de var.
İslam âleminde de ilk dönemlerde Haricilerin yaptığı gibi dıştan inancı bozmaya çalışan bağnazlar veya Hz. Hüseyin efendimizin (r.a.) şehadeti döneminde olduğu gibi maddiyat ve dünya hükümranlığı için Sahih Dini kurban etmeye çalışan fasıklar türlü türlü mezalim yapmışlardır. Ama İslam kaynaklarıyla sağlam durduğu için bu zulümlerden sonra İslam âlemi birçok kez yeniden toparlanabilmiştir.
Yeniden konumuza dönersek, tarihin tüm akışına değil de muhtemelen belirli dönemlerine çok odaklanması Marx’ı yanıltmış ve böylece “Din kitlelerin afyonudur.” gibi genel bir hükme varmıştır.
Sahih örnekleri göz ardı etmese sanırım böyle demezdi. Çünkü detaylı incelendiğinde, insanlığın asıl gelişimi Peygamberler aracılığıyla gelen Vahiyle mümkün olmuştur. Allah’ın gönderdiği vahiy ve ilimle mümkün olabilmiştir. Birçok tekniğin, ziraatın, ticaretin, hekimliğin, terziliğin, gıda güvenliğinin, saatin, zaman ölçümünün vs. en iyisini insanlık Peygamberler vesilesiyle öğrenmiştir. Sosyal düzen, yardımlaşma, zulümden uzak durma, kul hakkına riayet etme gibi konular da yine aynı çerçevede değerlendirilebilir. Ve bunlarla gelen güzel nizam işleri kolaylaştıran, ilerleten ama insanları ezmeyen, koruyan güzel sistemlere vesile olmuştur.
Biz tüm Peygamberlerin tebliğ ettiği Dinin İslam olduğuna kalpten inanıyoruz. Sonra tahrifler vs. olmuştur ama süreçte hep bir tahsis, yenilenme ve doğrulama vardır. Şimdi de Ed-Din olan İslam’ın kendi inanç sistemi tüm kaynaklarıyla ortadadır.
Bir önceki Cuma Notlarında Peygamber aleyhisselam’ın hayatından sınırlı da olsa bazı örnekleri alıntılamıştık. Emziren bir köpeği ve yavrularını kumanda ettiği büyük ordu rahatsız etmesin diye başlarına bir nöbetçi koyacak kadar ince düşünceli olan örnek bir zatın getirdiklerine kim afyon diyebilir! Sonuç ta tarihi gerçeklerle ortada.
Marx “Din Kitlelerin Afyonudur” Tespitinde Neden Yanılmıştır?
Marx’ın meşhur Din – afyon tespitini yaparken içinde yetiştiği medeniyeti ve geçmişini çokça referans aldığı anlaşılıyor ki bu da bir yere kadar tabiidir ama oradan bu hayati konuda evrensel bir çıkarımda bulunması işi çok yanıltıcı bir noktaya taşımıştır.
Marx’ın kendi dönemi sonrasındaki entelektüel hayat üzerindeki etkisi ile orantılı olarak bu yanıltıcı genelleme de revaç bulabilmiş. Burada şunu belirtmekte fayda var. Marksizm’in entelektüel çevreler üzerindeki etkisi tabiatıyla Doğu Bloku ve sosyalist dünya ile sınırlı kalmamıştır. Belki bazen bundan çok daha fazla Batı ve ABD’deki akademik çevrelerde hissedilmiştir.
Ve işin ilginci, Raymond Aron’un çok isabetli şekilde tespit ettiği üzere Marksist fikirler de -birçok ortamda- aydınların afyonuna dönüşebilmiştir.
Bunun da ötesinde Marksist fikirler aydınlar üzerinden geçici de olsa bazı kitlelerde, toplumlarda afyon benzeri bir etki oluşturmuştur. Birçok kez kağıtta ve sözlerde kaldığı anlaşılıncaya kadar “eşitlik, kardeşlik ve dayanışma” gibi kavramların etkileyemeyeceği insan azdır.
Tüm bunları söylerken afyon meselesinde ideolojik yelpazenin bir tarafını ele alıp kapitalizmi tarafını da ihmal etmeyelim. Orada da afyon meselesi farklı şekillerle tezahür etmiştir ve etmektedir.
Mesela, sadece yönlendirilmiş tüketim ve bunun getirdiği yoğun borçlanma ve ipotek ortamının ve bunun kişiler üzerinde oluşturduğu sürekli baskının bile insanların kendi ideal “ben”lerine ulaşmalarını zorlaştırdığı rahatlıkla söylenebilir.
Buna ilaveten kapitalist sistemlerde demokrasi imajıyla görünür mekanizmaların geri planında stratejik konularda yönetimin aslında başta sermaye olmak üzere elitlere teslim edilmesi de bir tür illüzyonla – gözbağcılıkla kitlelerin yanıltması ve uyuşturulmasına giden yolu açmıştır.
Ve bu dumanlı havanın tesirinde Marksizm’in de, kapitalizmin de dış âleme karşı zihni engizisyon, aforoz uyguladığı durumlar da çokça vuku bulmuştur.
Aforozun ve engizisyonun ağır kelimeler olduğunun farkındayız ama günümüzdeki aforozlar daha kitlesel hale geldiği için o dehşetli dönemin izlerine farklı ama yaygın şekillerde günümüzde de çok rastlanabildiği için “zihni engizisyon, aforoz” tabirini kullandık.
Mesela Marksist, sosyalist çerçevede düşünmeyen veya aykırı düşünen insanların yahut demokrasiyi, kapitalizmi ve batı uygarlığını tarihin en ideal noktası veya çok iyi bir dönemi olarak görmeyen insanların daha geri veya bireyin özgürlüğüne inanmayan bir zihne sahip oldukları zehabı o düşüncelere kendilerini aşırı kaptıran insanları çokça etkileyebilmiştir.
Bunun da ötesinde, kendileri bir tür sömürü ve hükümranlık isteği gibi nefsani afyonların tesirindeyken, geçtiğimiz yüzyıllarda Çin gibi bazı coğrafyalarda veya günümüzde dünyanın birçok yerinde insanların afyona ve benzeri uyuşturuculara alıştırılması da aslında çoğu zaman Dinden ziyade koyu bir materyalizmden, egoizmden ve sahih Dinin hayatlardan dışlanmasından dolayı ortaya çıkmıştır.
İnsanları Asıl Uyuşturan Nedir?
Sahih Dinin kitlelerin afyonu olduğu fikrine bir kısmını izah ettiğimiz sebeplerle tümden karşı çıkıyoruz. Bilakis bu gibi yanıltıcı tespitlerin kitleleri yanılttığını ve insanlığa umut ışığı olan konularda zaman kaybettirdiğini düşünüyoruz.
Şimdi bakalım, bu iddianın sahibi Marksist düşünce, vaadi olan eşitliği ne kadar getirebilmiş? Kapitalist sistemlerde büyük şirketlerde üst düzey yöneticilerle işçilerin maaşları arasındaki bazen yüz katı aşan farklara benzer bir fark komünizmin hüküm sürdüğü ülkelerde bazı fabrika ve üretim sistemlerinde de yaşanmış. İstisnalar dışında, o dönemlerde yönetici elit ile işçi sınıfı arasındaki yaşam kalitesi farkı da bilinen bir husus.
Diğer yandan, kapitalist düşünce de bu kadar öne çıkardığı bireyi hangi açılardan özgürleştirebilmiş? Özgürleştirmiş mi yoksa borçlandırma vs. gibi yollarla dolaylı olarak köleleştirmiş mi? Demokrasi ve özgürlük diyerek kitleleri yanıltıp elitlerin hükümranlığına giden yolu mu açmış? Daha önce birkaç yazımızda bahsetmiştik. Burada da C. Wrigth Mills’in başta “The Power Elite – İktidar Seçkinleri” eserlerine değinmeden geçmeyelim.
Bizce tüm bu aldanışların temelinde hayatı ve insanın bu fani dünyadaki büyük imtihanını doğru anlayamama ile bunun sonucu olan şiddetli nefsaniyet – egoizm var gibi.
Çünkü Dini afyonun ötesinde bir zulüm aracına dönüştürenler de, buna bakıp insanlığın kurtuluş umudu olan sahih Dinle ve Yaratıcısıyla bağını koparmaya çalışanlar da, geçici dünya hayatından sahte ve sonlu bir cennet sanrısı ve toplumların kendi kendilerini yönettiği illüzyonunu oluşturanlar da, kendi kabullerini zihni bir üstünlük sananlar da neticede nefsani heva ve hevesin, egonun, entelektüel hırsın, türlü bencilliklerin ve perde gerisinde şeytanın desiselerinden kurtulamamışlığın sonuçları gibi görünüyor. İnsanlığın afyonları dönem dönem değişse de temel dinamikler de çoğu zaman birbirine benziyor.
Evet, âcizane iddia edebiliriz ki insanlığın asıl afyonu şeytanın tesirinde nefsin aldanışlarıdır.
Çünkü aldanan nefis düzelmezse insanı ölüm anına kadar türlü türlü oyalayabilir.
Burada insan ile kendi nefsi nasıl ayrı düşünülebilir denilebilir haklı olarak. Bunlar bir bütünün parçasıdır ama nefsin terbiyeyle aklın ve vicdanın kontrolüne alınması esastır. Bu olmayınca, ölçüsüz nefis gider, bambaşka coğrafyalarda insanları silah zoruyla esir eder, hayatları ve nesilleri mahveder. Sonra da bunu kendi vehmi üstünlüğüyle açıklamaya kalkar. Oysa en aşağıda olan odur ve bu sefih düşüncesi ile hareket tarzıdır.
Bir de aldanan nefis dünyaya çok kaptırdığında bu hayatı hiç bitmeyecek gibi sanır ve hırsla binlerce yıl yaşasa bile kendisine yetebilecek bir malı yığar da yığar. Ama yine de fark edilmez bir uyuşturucunun etkisinde gibi bunu sürekli tekrar eder ve diğerlerinin dertleriyle de hiç ilgilenmez, bilakis onların başlarına yeni dertler de açabilir. Fakat dünya hayatı da bir gün gelir, birdenbire bitiverir.
Son dönemde yaygınlaşan – yaygınlaştırılmaya çalışılan helal haram demeden hayattan kam alma düşüncesi de insanı afyon gibi, uyuşturucu gibi belki bir süre oyalar. Ama geleceği vakit aksatmadan gelen ölüm tüm bu sahte büyüleri bozar. Ölüm tüm afyonların tesirini alır götürür.
İnsanlığın asıl kurtuluşu da nefsi terbiye edecek, onu bu dünyanın kısa bir imtihan yurdu olduğu hakikatiyle gereksiz hırslarından arındırıp iyi ahlaklı bireyler yetiştirecek ve toplumlara da iyi ahlaklı ve yetkin üyeleri üzerinden güzel bir nizam kazandıracak bir maneviyatla mümkün olacaktır.
Bu kısa fikir turunun faydalı olması ümidiyle, hepinizi Allah azimüşşan’a emanet ediyoruz.




YORUMLAR