Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Faruk Taşcı

Dünyada Gıda Güvenliği ve Türkiye’nin Durumu – Prof. Dr. Faruk Taşçı

Prof. Dr. Faruk TAŞÇI – 15 Ocak 2026

 

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yayımlanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu” raporunun ana teması, gıda güvenliğini ve beslenmeyi sağlamak için finansmanın dönüştürülmesine odaklanıyor.

Verilerin Diliyle Küresel Açlık, Gıda Güvenliği ve Türkiye

2022 ve 2023’e göre gerileme olsa da 2024’te dünyada yaklaşık/tahmini 673 milyon kişi açlık içinde; bu oran küresel nüfusun yaklaşık % 8’ine denk geliyor.

Açlık 2024 yılında en çok Afrika’da; onu Asya ve Latin Amerika-Karayipler izliyor. Bir önceki yıla nazaran gelişime bakıldığında; açlık oranları Afrika’da yükselmeye devam ederken (% 20,4), Asya’da durağan seyretmiş (% 8,1) ve Latin Amerika’da (% 6,2) bazı iyileşmeler kaydedilmiş durumda.

Türkiye’de ise açlık oranı küresel bağlamda oldukça düşük seviyelerde. 2025 Küresel Açlık Endeksi raporuna göre Türkiye’nin açlık düzeyi (<5) “az” kategorisinde. Bu durum, Türkiye’de açlık sorununun küresel düzeyden çok çok düşük olduğunu gösteriyor; ancak bu veri, geliri düşük hanelerde yaşanabilen mikro düzeyde bireysel veya bölgesel beslenme yetersizliklerini unutturmamalı.

Küresel ölçekte gıda güven(siz)liği, 2020’de Covid-19 ile yaşanan keskin artışın ardından 2021’den bu yana çok yavaş bir şekilde azalmakta. 2023-2024 arasında orta veya şiddetli gıda güvensizliği oranı % 28,4’ten % 28,0’a düşmüş vaziyette. Ancak 2024’te yaklaşık 2,33 milyar insan hâlâ gıda güvensizliği yaşamakta. Bu sayı Covid-19 öncesi 2019’a göre 335 milyon, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”nın ilan edildiği 2015’e göre ise 683 milyon daha fazla.

Öte yandan, gıda güvensizliği Afrika’da artarken, Latin Amerika ve Karayipler’de azalıyor, Asya’da ise birkaç yıldır kademeli bir düşüş gösteriyor. Okyanusya ile Kuzey Amerika ve Avrupa’da ise birkaç yıllık artışın ardından 2023-2024 döneminde hafif bir gerileme söz konusu. Orta veya şiddetli gıda güvensizliği oranı Afrika’da % 58,9 ile küresel ortalama olan % 28’in iki katından fazlayken, Latin Amerika ve Karayipler, Asya ve Okyanusya’da bu oranlar küresel ortalamanın altında.

Kırsal alanlarda gıda güvensizliği ise çoğu bölgede kentsel alanlara göre daha yüksek. 2024 yılında dünyada gıda güvensizliği, kırsal alanlarda yaşayan nüfusun % 32’sini etkileyerek en yüksek düzeyde görülmüş durumda.

Ayrıca dünyanın tüm bölgelerinde gıda güvensizliğinin yetişkin kadınlar arasında erkeklere kıyasla daha yaygın olduğu ve kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin sürdüğü görülüyor. Bu cinsiyet farkı Covid-19 sonrasında, özellikle 2021’de küresel ölçekte belirgin biçimde artmış, ardından iki yıl üst üste daralmış durumda. Ancak yeni tahminler, bu farkın küresel düzeyde yeniden genişlediğine işaret ediyor.

Türkiye söz konusu olduğunda, 2024-2025 döneminde yıllık artışlarda gıda ve alkolsüz içecekler % 28,3 ile en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubundan biri olmuş durumda. Bunun yansıması olarak, özellikle kentsel alanlarda gıdaya erişimin yüksek fiyatlardan dolayı belli kesimler için daha da zorlaşması söz konusu.

Sağlıklı Gıdaya Erişim, Maliyet ve Türkiye

Makul fiyatla gıdaya erişim kadar, fiyatlardan bağımsız olarak sağlıklı beslenmenin önemi de açık.

Rapora bakıldığında, sağlıklı bir beslenmenin ortalama maliyeti küresel olarak artış göstererek kişi başı günlük 3,96 $’a ulaşmış vaziyette. 2024’te maliyet en yüksek Latin Amerika ve Karayipler’de olurken, onu Asya ve Afrika izliyor; en düşük maliyetse Okyanusya’da görülüyor. 2023-2024 döneminde ise sağlıklı beslenme maliyetindeki en büyük artışsa Afrika’da.

2024 yılında dünya genelinde insanların % 31,9’unun sağlıklı bir diyeti karşılayamadığı tahmin edilmekte olup, bu oran 2022’deki % 33,5’e kıyasla yaklaşık 80 milyon kişilik bir azalmaya işaret ediyor.

Ancak bu iyileşme bölgelere göre eşit gerçekleşmiyor. Son yıllarda, sağlıklı beslenmeye erişememe sorunu Asya’da belirgin şekilde azalırken, Latin Amerika ve Karayipler, Kuzey Amerika ve Avrupa ile Okyanusya’da ise sadece hafif bir düşüş gösteriyor. Buna karşılık Afrika’da durum kötüleşmiş ve 2024’te sağlıklı bir diyeti karşılayamayanların sayısı 1 milyarı aşmış vaziyette. Asya’da bu oran ve sayı belirgin biçimde azalırken, Latin Amerika ve Karayipler, Kuzey Amerika ve Avrupa ile Okyanusya’da sınırlı düşüşler görülüyor. Afrika’da sağlıklı diyeti karşılayamayanların oranı % 64,1’den % 66,6’ya, sayı ise 864 milyondan 1 milyara yükselmiş halde.

Türkiye söz konusu olduğunda, sağlıklı beslenmenin toplam aile bütçesine maliyetinin ise 30 bin lira dolaylarında olduğunu ortaya (bazı sendikaların) araştırmaları söz konusu. Miktarı net olarak ortaya koymak mümkün olmayabilse de son yıllarda Türkiye’de sağlıklı gıdaya erişimin küresel eğilime benzer şekilde maliyetinin artmakta olduğunu söylemek mümkün.

Beslenme Hedefleri, Çocuk Sağlığı ve Türkiye

Raporun beslenme hedefleri ve çocuk sağlığı yönü de dikkat çekiyor.

Rapora göre, dünyadaki 5 yaş altı çocuklarda bodurluk oranı % 22,3’e (yaklaşık 148 milyon çocuk) gerilemiş durumda; en büyük katkı Asya’dan geliyor. Ancak 2030 hedefi (% 14) için ilerleme ise yetersiz.

5 yaş altı çocukların % 6,8’i (45 milyon) ise hayatı tehdit eden aşırı zayıflık sorunuyla karşı karşıya. Zayıflık konusunda bazı ülkeler hedefe yakın olsa da küresel düzeyde kayda değer bir iyileşme görünmüyor.

Yetişkinlerde obezite oranları dünya genelinde artış göstererek % 15,8’e ulaşmış vaziyette. Bu durum “çifte beslenme yükü” (aynı anda hem yetersiz beslenme hem obezite) sorununu derinleştiriyor. Yetişkin obezitesi 2012-2022 arasında % 12,1’den % 15,8’e çıkmış halde; neredeyse tüm ülkeler 2030 hedefinin gerisinde.

15-49 yaş arası kadınlarda anemi oranına dair güncellenmiş veriler, 2012-2023 arasında neredeyse tüm bölgelerde iyileşme olmadığını veya artış yaşandığını göstermekte ve küresel oran % 27,6’dan % 30,7’ye çıkmış görünüyor.

İlk 6 ay sadece anne sütüyle beslenme oranı % 37’den % 47,8’e yükselmiş durumda. Bu hususta son on yılda önemli ilerleme kaydedilmesine rağmen, yalnızca % 19 ülke (112 ülkeden 21) 2030 yılı için önerilen “sadece anne sütüyle beslenme” hedefine ulaşma yolunda.

Düşük doğum ağırlığı oranı ise % 14,7 ile 2012’den bu yana fazla değişmemiş; % 10,5 hedefi için ek çaba gerekli. Düşük doğum ağırlığında ise 2030 hedefine ulaşma yolunda olan ülke oranı sadece % 8 (158 ülkeden 12).

Küresel olarak, 6-23 aylık çocukların sadece üçte biri (% 34) ve 15-49 yaş arası kadınların üçte ikisi (% 65) minimum besin çeşitliliğine ulaşabiliyor.

Türkiye söz konusu olduğunda; yetişkin kadınlarda obezite hem bölgesel hem küresel ortalamanın üzerinde. Ayrıca Türkiye’de “çifte beslenme yükü” sorunu mevcut. Türkiye’de 5 yaş altı çocuklarda bodurluk oranı farklı verilere göre % 2-5 arasında değişiyor. Ancak asıl sorun obezite; çünkü Türkiye, Avrupa’da yetişkin obezitesinde % 30’a yaklaşan üzerindeki oranıyla ilk sıralarda yer almakta. OECD ülkeleri arasında Türkiye, ABD’den sonra ikinci sırada.

Bununla birlikte, dünyada anne sütü açısından Türkiye iyi bir ivmeye sahip. Türkiye’de ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme oranları son on yılda artış göstererek % 40’lerin üzerine çıkmış durumda.

Bütüncüllük İçinde Kırılgan Grupları Dikkate Alan Politika Önerileri

Rapor “bütüncül yaklaşım” ve “kırılgan gruplar” şeklinde iki farklı yönden politika öneriyor.

Bütüncül yaklaşım derken, gıda sistemlerinin dönüştürülmesi için sadece tarımsal değil, sağlık, eğitim ve iklim değişikliğinin de politika geliştirme süreçlerine entegre edilmesi gereğine vurgu yapılıyor.

Kırılgan gruplar derken de politika müdahalelerinin odak noktasına kadınları, çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan dezavantajlı grupları yerleştirilmenin gerekliliği hatırlatılıyor.

Bu çerçevede yapısal önlemler önemli hale geliyor. Buna göre, “gıda depolama, taşıma altyapısı ve piyasa bilgi sistemlerine yatırım, kayıpları azaltır, tedarik zincirini iyileştirir ve fiyat dalgalanmalarını hafifletir” yaklaşımı sunuluyor. Stratejik rezervlerin iyi yönetilmesi ve piyasa şeffaflığının artırılması, gıda piyasalarının istikrarını sağlayacağı düşünülüyor.

Özetle; Raporda vurgulanan ana mesaj şu: Gıda fiyat enflasyonu ciddi bir sorun olsa da yenilmez değil. Sürdürülebilir yatırımlar, güçlü politika koordinasyonu, şeffaflık, sağlıklı beslenmeyi destekleyen politika odakları ve kurumsal yenilikler, gelecekteki şoklara karşı dayanıklılığı artırmak için kritik öneme sahip.

Bunun yanında Rapor, dünyada açlığın hâlâ kritik seviyelerde olduğunu ve 2030 “Sıfır Açlık” hedefine ulaşmak için özellikle düşük gelirli ülkelere yönelik finansman stratejilerinin acilen ve kökten değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Türkiye, küresel açlık ve gıda güvensizliği bağlamında “ağır sorun” yaşanan ülkeler arasında değil. Bununla birlikte, gıda erişiminde maliyet artışı, yüksek gıda fiyat enflasyonu ve yetişkin obezite gibi sorunlar, Türkiye’de gıda güvenliği ve beslenme kalitesini etkileyen önemli riskler. Özellikle düşük gelirli hanelerde sağlıklı beslenmeye erişim ile aşırı beslenme risklerinin Türkiye’de “birlikte” var olması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir mesele.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER