Fatih ÜNLÜ – 13 Şubat 2026
Alıntılar
Başta kendi nefsime:
Yarınına bile ulaşıp ulaşamayacağını bilmediğin bir dünya için bunca hırsa değer mi?
Bu namazını bile bitirmeye ömrünün vefa edip etmeyeceğini bilmiyorken ey gafil nefsim, senin namazda dünya düşüncesiyle ne işin var! Namazında En Yüce Huzurda olduğunu bil, namaz kıl.
=====
Rabbim! Çok sınanmış bir kulunum, bana kalsa bu dünyada da artık hep rahatlık ve doğrudan iyilik isterim. Ama bilirim ki hüküm Sen’indir ve Senin Hükmün en güzelidir. Bana yardım eyle Rabbim.
=====
İsteyeceklerimi artık yalnız Sen’den isteyeceğim Rabbim!
Beni bana bırakma. Zorlu günlerin gün ve akşamlarında, gecelerin türlü zorluklarında beni bana bırakma; sabahların ayazı, nefsin gafleti ve şeytanın ağır hücumlarında beni bana bırakma.
En zorlu zamanlarda bile bir mutluluk vesilesi olabilen bu güzel hayatın tüm anlarında, günün huzur, neşe ve mutluluğunda beni bana bırakma Rabbim!
İşlerimizi rast getir, bereketlendir Rabbim. Bize kulluğumuzu güzel kılıp borçlarımızı ödeyebilmeyi, görevlerimizi zamanlıca yapabilmeyi ve hep istikamet üzere olabilmeyi nasip eyle.
“Hastalıklarımıza şifa, dertlerimize deva ver”, nimetlerimize şükür, günlerimize istikamet ver Rabbim!
Hayrımıza güç, gücümüze metanet, yanlışımıza tövbe ve telafi ver.
Bizim gücümüz ve güvencemiz yalnız Senin Yardımındır.
=====
Abi, düşünüyorum da. Şimdi kendi halinde, çok mutlu, dingin bir hayatım da olabilirdi. Mesela memleketimde denizden yeni gelmiş ve göle, kıyıdaki çiçekli ağaçlara ve artlarında ormana doğru görkemli bir sıtma ağacının gölgesinde ya da yemyeşil bir söğüdün yanı başında çayımı -her bir zerresinin tadına vararak- yudumluyor olabilirdim. Uzun ve zorlu yılların bedenim ve ruhumdaki ağırlığını da şimdiki kadar hissetmeyebilirdim. Bu aynı ben de olabilirdim.
Ama şimdi buraya öyle bağlıyım ki tek bir satırı, tek bir güzel anı, güzel bir işi bile kaçırmak istemiyorum ve istemem de. İşte nihayet buradan da çiçekler ve ağaçların ardından mavi gökyüzünü seyredebiliyorum. Zaten içimde de sılaya, varılacak her güzel yere istediğim zaman dönebilirmişim gibi bir his var. Hem de hep birlikte, ailenin tek bir ferdini bile geride bırakmadan.
Ve Ötesi
Rabbim! Senin Yüce Adını anmadan başladığım işlerimi bağışla.
=====
Selamun aleyküm aziz kardeşim.
Bizim uzun yazılarımıza mukabil senin bu keskin, çarpıcı yazıların bizi gerçekten etkiliyor, güzel bir saba rüzgârı gibi çarpıyor. Elbette kıskanmıyoruz ama gıpta etmeden de duramıyoruz.
İki duygu arasındaki fark aslında çok keskin ama yine de sizin yazılarını kendi yazımız gibi görmezsek zamanla olur ki kıskanabiliriz diye ben şahsen kardeşlerimin güzel bir yazısını görünce nefsimi bunları kendim yazmış gibi sevinmeye zorluyorum. Allah’a hamdolsun, başarıyorum da.
Neticede seni beni de yok. Her güzelliği Nasip Eden zaten Allah azimüşşan. Yazanın bizden farkı o konuda daha nasipli olması. Bu da kul için büyük bir imtiyaz ama gerçek Kaynağı bilince sen ben işinin önemi azalıyor.
Neticede, bizden daha güzel işler yapan kardeşimizi hep takdir etmekle birlikte, asıl ve mutlak övgümüz Allah’adır.
=====
Meşguldüm. Akşam ezanı okunmaya başladı. Önce ezanı dikkatli dinleyemedim. Sonra ise yaptığım işi bıraktım ve ezana kalbimi açmaya çalıştım. Ezan bana o kadar güzel geldi ki. Müezzin de gerçekten çok güzel okuyordu ama dinlemeseydim elbette bunu tam fark edemezdim.
Kulak vermeyince, bakmayınca, gerektiği gibi dikkate almayınca insan birçok güzelliğin, çevresindeki birçok kıymetin farkına bile varamayabiliyor.
Bazı güzellikler de kendisini o kadar belli ediyor ki istesen de bigâne kalamazsın. Tabii ki helal, meşru daireyi kast ediyoruz. Zaten saklı kalması gereken güzellikler de asıl en sevdiklerine doğru bir seferdedirler. Ondan önce ne zaman açılsalar, solarlar.
Güzelliğin en yüksek derecesi de en şiddetli karşıtını bile etkileyebilmektir. Nitekim Peygamber Efendimiz Aleyhisselam’ın okuyuşuyla ya da Hz. Ebubekir gibi Sahabe-i Kiramın (R.Anhum) okuyuşlarıyla Kuran-ı Kerim’i dinlemek öyle güzeldi ki en müfrit müşrikler bile gizliden Kuran’ı dinlemekten kendilerini alıkoyamazlardı.
=====
Vakitli iş yapabilmek büyük bir erdemken tersi de sorunlara davetiye çıkarmaktır kardeşlerim. Sözgelimi akşam bir – bir buçuk litre su içip gece rahat rahat uyumayı bekleyebilir misin? Elbette bekleyemezsin. Mecbur ara ara uyanacaksın. Suyunu gerektiği kadar erkenden iç. Tabii çok yersen, yediklerin biraz da tuzlu ise yine mecbur o suyu içeceksin. O zaman ta baştan ölçülü ye de sonradan sorunlara davetiye çıkarma.
Bunlar düzeltmesi nispeten kolay örnekler. Bir de daha zorlu işler vardır ki onlarda vakitsizlik daha yaralayıcıdır.
Vakitsiz derken İsmet (Özel) Abimizin bir şiirinde geçen “Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak” gibi bir durumu kast etmiyoruz şüphesiz. Belki o en vakitli iştir. Bilakis o dostu uyandırmayıp sabaha kadar dışarıda beklemek, dost sana kapıyı açık tutarken ona gitmemek ihtimal ki en vakitsiz iştir.
Son söz, söylenmese olmaz: Zorlukta ve bollukta Allah’a yönelmek te insan hayatında hep en vakitli ve en yerinde iş olagelmiştir.
Allah hepimizi vakitsiz işlerle ömür sermayesini heba etmekten muhafaza buyursun.
=====
Yaklaşan Ramazan ayımızı da tebrik eder, hepimiz için ferden mübarek kılınmasını Allah’tan niyaz ederiz.



YORUMLAR