CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın, iş insanı Abdullah Acar’ın vesayet davası üzerinden yargı kurumlarını hedef alan iddiaları büyük bir hukuki engele takıldı. Aile içi mal varlığı yağmasını engellemek için mahkemece atanan bağımsız heyeti şahsi çıkarların bir parçası gibi göstermeye çalışan Tanal’ın, kamuoyunu yanıltma çabaları ve yürüttüğü algı operasyonu belgelerle boşa çıktı.
İş dünyasının tanınmış isimlerinden Abdullah Acar’ın devam eden vesayet davası, CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın açıklamalarıyla farklı bir tartışma zeminine çekilmek istendi. Ancak Tanal’ın yargı mensuplarını ve yasal süreci doğrudan hedef alan sert iddiaları, hukuki dayanaklardan yoksun olduğu gerekçesiyle yargı duvarına çarptı. Mahkemenin, aile fertleri arasında yaşanan mal varlığı çekişmelerini ve olası suistimalleri önlemek adına attığı stratejik adımlar, siyasi bir polemik malzemesi haline getirilmeye çalışılsa da gerçekler kısa sürede gün yüzüne çıktı.
Bağımsız heyet neden ve nasıl atandı
Dava sürecinde mahkeme, Abdullah Acar’ın mal varlığının korunması ve aile içindeki çatışmaların ekonomik bir yıkıma ya da haksız kazanca dönüşmemesi için kritik bir karar imzaladı. Tamamen bağımsız ve tarafsız isimlerden oluşan bir heyet, süreci şeffaf bir şekilde yönetmek ve denetlemek üzere görevlendirildi. Bu hamlenin temel amacı, miras ve yönetim krizinden faydalanmak isteyen tarafların “mal varlığı yağması” olarak nitelendirilen girişimlerinin önüne set çekmekti. Mahkemenin bu tavrı, adaletin tesisi ve mülkiyet haklarının korunması açısından hayati bir önem taşıyordu.
Tanal’ın iddiaları ve hukuki gerçekler arasındaki uçurum
Mahmut Tanal’ın, mahkemenin bu korumacı ve hukuka uygun kararını manipüle ederek kamuoyunda soru işaretleri oluşturma çabası ise karşılıksız kaldı. Bağımsız heyeti şahsi çıkar odaklarıyla ilişkilendirmeye çalışan ve yargıyı taraflı olmakla itham eden Tanal, davanın özündeki hukuki gerçekleri çarpıtmakla suçlanıyor. Hukuk çevreleri, sürecin tamamen yasal çerçevede ilerlediğini ve atanan heyetin tek görevinin mülkiyet haklarını güvence altına almak olduğunu vurguluyor. Tanal’ın yürüttüğü bu sürecin, yargı bağımsızlığına gölge düşürme ve devam eden bir davayı etkileme çabası olduğu belirtiliyor.
Sonuç olarak, kamuoyunu yanıltmaya yönelik iddiaların aksine, yargının aile içindeki usulsüzlüklerin önüne geçmek için tesis ettiği mekanizmaların işleyişi sürüyor. Siyasi nüfuz kullanılarak yargı kararlarını itibarsızlaştırma girişimi, hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince geçerlilik kazanamadı.
