Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Çelik Kubbe ve Türkiye’nin Balistik Füzelere Karşı Savunması – Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 11 Mart 2026

 

ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırısı sonucu Ortadoğu’yu yangın yerine çeviren savaş, bombardıman uçakları, füzeler ve dron saldırıları ile devam ediyor. İran’dan atıldığı ileri sürülen iki balistik füzeden ilki 4 Mart 2026’da, ikincisi 9 Mart’ta Türk hava sahasına yöneldiği sırada düşürüldü. Özellikle ikinci olayın ardından Malatya’ya NATO tarafından ABD üretimi Patriot hava/füze savar silah sistemi yerleştirilince, Türkiye’nin Çelik Kubbesi’nin yeterliliği sorgulandığı gibi, balistik füze zafiyetinin nasıl giderildiğinin açıklanmasında yarar görüldü.

Türkiye’nin Çelik Kubbe’sinin Balistik Füze Savunma Zafiyeti

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş son günlerde Türkiye’de daha ciddi tedirginlikleri doğurdu. Düşürülen füzelerin ardından Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada her iki füzenin de İran’dan ateşlendiği ve Türk hava sahasına yaklaştığı sırada NATO kuvvetlerine ait füzesavar sistemleriyle vurulduğu açıklandı.

Konuyu araştırırken, Türkiye’de ve NATO’da hava erken ihbar sistemleri birimlerinde görev yapmış, isminin açıklanmasını istemeyen emekli bir tümgeneralden de sorularıma cevap veren önemli bilgiler edindim. Ulusal Tv kanallarında her konuyu çok iyi bilenlerin hamasetle bezenmiş anlattıklarından çok daha farklı ve bilimsel üstelik!

Her ne kadar Türkiye’de “Çelik Kubbe” ile geçen yılın ortalarında hava savunma sistemi kurulmasına başlanmışsa da, son olaylardan da anlaşılacağı üzere hava/füze savunma sistemimiz henüz balistik füzeleri erken dönemde keşfedecek ve onları atmosferin üstünde vurabilecek imkan ve kabiliyetlerden yoksun.

Bu açıklamaya bakarak Çelik Kubbe için “Ne işe yarıyor?” da denemez. Zira bombardıman uçaklarına, İHA/SİHA’lara, helikopterlere ve alçak/orta irtifadaki füzelere karşı hava savunması mevcuttur.

Türkiye’nin Balistik Füzelere Karşı Savunmasında NATO

Türkiye’nin balistik füzelere karşı savunması pek çok NATO ülkesinde olduğu gibi NATO’ya emanet. Şu anda Malatya’da konuşlu ABD’nin Kürecik hava radarı, kurulmasına karar verilen yıllarda belirtilmiş olduğu gibi gerçekten de İran’a karşı tesis edilmiş. Bu arada bir benzeri de Polonya’da tesis edildi.

Kürecik radarı İran’dan ateşlenen tüm füzeleri atmosferde belirli bir irtifaya yükseldiğinde tespit ve teşhis edebiliyor. Türk personelin yer almadığı, tüm personeli Amerikalı olan bu radarda tespit edilen füze ve uçak izleri NATO’nun Almanya’daki Ramstein’de bulunan NATO Müttefik Hava Komutanlığı (AIRCOM)’daki merkeze bildiriliyor.

Aslında Türkiye gibi tüm NATO ülkelerinin radarları ve diğer erken ihbar sistemlerinden elde edilen hava izleri de bu merkezde toplanıyor ve değerlendirildikten sonra da elde edilen bilgi tüm NATO ülkeleriyle paylaşılıyor. Düşürülen füzelerin İran’dan veya başka bir ülkeden atılıp atılmadığı bu şekilde öğreniliyor.

Rus yapımı S-400’ler ise NATO hava erken ihbar sistemleriyle entegre olamadığı için balistik füzeleri tespit ve atmosferin üzerinde vurma kabiliyetinden yoksundur.

Türk hava sahasına girerken düşürülen balistik füzelerin hedeflerinin de Adana İncirlik’teki Amerikan üssü ile Malatya’daki Kürecik radarı olduğu anlaşılmaktadır.

Halen ABD’nin Doğu Akdeniz’de beş adet Arleigh Burke sınıfı muhribi (destroyer) ile Çok Uluslu 2. Daimi NATO Deniz Grup Komutanlığı bulunmaktadır. Bu daimi kuvvet, deniz tabanlı Aegis Balistik Füze Savunma Sistemi (BMDS)’ne sahip gemilere haizdir. Uçuş halindeki balistik füzeleri orta veya son aşamada engellemek maksadıyla AN/SPY-1 radarı ile Standard Missile-3 (SM-3) füzesavar ya da AN/SPY-6 radarı ve SM-6 modeli füzesavar sistemleri kullanılmaktadır.

ABD’nin Arleigh Burke sınıfı hava/füze savunma muhripleri bu silah sistemlerine sahip olup, Türkiye’ye girişte düşürülen balistik füzelerin bu gemiler tarafından düşürüldüğü düşünülmektedir.

Ancak İran’ın durup dururken Türkiye ve NATO’yu karşısına alma çılgınlığının sebebi anlaşılamayınca, bu konuda bir provokasyon olabileceği de düşünüldü. Bugün (11 Mart) İran Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi’nin “Türkiye’ye doğru atılan füzelerin Irak Kürt bölgesindeki MOSSAD karargahından ateşlendiği”ni ileri süren iddiası da yabana atılır gibi değil. Haydut devlet ikilisinden, hele de İsrail’den bu tür alçaklıklar her zaman beklenir!

Sonuç

Türkiye Çelik Kubbe’sinin balistik füzelere karşı savunmadan yoksun olduğu son gelişmelerle anlaşılmıştır. Bu konuda NATO dışında bir önlem nasıl alınabilir diye çare aramak gerekli olabilir.

Öte yandan olası bir hava/füze ve dron saldırısına karşı halkın pasif savunmasını sağlayabilecek sığınak mevcudu da yok denecek kadar azdır. Daha önceki yazılarda da belirtildiği üzere, metro duraklarında bırakın ilk yardım istasyonlarını, tuvalet dahi bulunmamaktadır. Konutların çoğunun sığınakları yok, olanlar da araba parkı gibi kullanmanın ötesine gidememektedir. En basit ihtiyaçlar için bile yeterli değildir.

Muhtemelen bu eksiklikler sebebiyle sivil savunma eğitim ve tatbikatları yapılmamakta, siren sesleri duyulmamaktadır. Haa bir de maske olayı var. Anlaşılan o ki kuzeyimizde, güneyimizde ve doğumuzda yaşanan savaşlardan çıkarabildiğimiz ders fazla değil gibi… İran ve İsrail’de sivil ölümlerin mukayese edilemeyecek kadar farklı oluşu bile anlaşılamamış anlaşılan.

Dünya süratle gerilirken, en azından bu konularda hazırlık yapılabilir mi? Yoksa “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!” mi denecektir? Ya da siyasi partilerimizin elitleri, seçilmişliğin kibirliliği içerisinde her şeyi bildiklerine inanmaya devam mı edeceklerdir?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER