Fatih ÜNLÜ – 13 Mart 2026
Bir önceki yazımızda Peygamber efendimizin (s.a.v.) Hz. Sühely b. Amr’a olan tavrını örnek göstererek herhangi bir durumda o anki menfi şartlara değil de müspet potansiyele odaklanmanın öneminden bahsetmiştik.
O yazıda zamanının meşhur bir hatibi olan Süheyl bin Amr’ın Kureyş’li müşrikleri galeyana getirdiği Bedir savaşında Müslümanlara esir düşünce Hz. Ömer’in (r.a.) Peygamberimize (s.a.v.)şöyle dediğini de aktarmıştık:
“Ya Resulallah! Arkamızdan sürekli konuşan Süheyl’i bana ver de şunun dişlerini sökeyim.”
Peygamberimiz aleyhisselam da ona “Ya Ömer, -umulur ki- Süheyl bir gün öyle bir iş yapar da sen de memnun kalırsın.” diye mukabele edip buna müsaade etmemişti.
Tabii “Bunda bu kadar övülecek, övünülecek ne var? Yapılması gereken yapılmış, adamın dişi sökülecek değildi ya!” diyen arkadaşlarımız çıkabilir.
Evet, Hz. Ömer (r.a.) Süheyl bin Amr’ı alsa idi onu sıkıştırırdı ama Allahualem dişini de sökmezdi. Çünkü Hz. Ömer’in (r.a.) çok sert bir girişten sonra çok daha halim selim bir tavır takındığı durumlar çoktur. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.) hepimizden daha iyi biliyordu: Düşmanın bile olsa birisine bedenen kasten acı çektirmek Dinimizde haramdır. Savaştaki çarpışmalarda bile mesela yüze vurmak Dinimizde hoş görülmez, eman isteyene de dokunulmaz.
“Bunda övülecek ne var?” diyebilecek kardeşlerimize şunu söylemek isteriz: Bu anlattıklarımızdaki hikmeti tam anlayabilmek için o dönemin şartlarını biraz bilmemiz, hissetmemiz lazım.
Düşünün, Hz. Muhammed (s.a.v.) putlara tapılan ve bazen kendi öz evladını diri diri toprağa gömmek dâhil dehşetli cürümlerin işlenebildiği bir topluma Peygamber olarak gönderiliyor. Bu Peygamber yıllardır o toplumda “en güvenilir – El emin” diye bilinen Hz. Muhammed aleyhisselam.
Allah Resulu onlara Allahu Teala’nın vahyi ve kelamı olan benzersiz bir metni, Kuran-ı Kerimi okuyor. Ve diyor ki yalnız Allah’a kulluk edin, muhtaçlara, düşkünlere, akrabalara yardım edin, kız çocuklarınızı öldürmeyin. Bunlar herkesin hikmetini ve güzelliğini hemen fark edebileceği eşsiz hükümler.
Edebiyata çok meraklı Araplar için bunlar öyle güzel ve etkileyici metinler ki müşriklerin en önde gidenleri bile Kuran-ı Kerim okuyan birisini dinlemekten kendilerini alıkoyamıyorlar.
Bir de ara ara ihsan edilen mucizeler. Özetle, ortada olağanüstü bir durumun olduğunu gösteren birçok kanıt var.
Ama yanlış inançlar, yerleşik düzen ve atılan iftiraların etkisiyle bu aziz elçiye ilk başta çoğu insan inanmıyor. Haşa O’na (s.a.v.) mecnun, sihirbaz gibi yakıştırmalar da yapılıyor. İnsanlara hiç yalan söylememiş bir kişinin Allah adına yalan söylemeyeceği düşünülmüyor.
Ve neticede o zorlu yıllarda O’na (s.a.v.) ve kendisine inanan az sayıdaki arkadaşlarına çok büyük eziyetler ediliyor, kızgın çöller üzerinde işkenceler yapılıyor. İnsanlığın kurtuluşunu gaye edinen bu aziz insanlar bir boykotla 3 yıl açlığa mahkûm ediliyorlar. En sonunda Müslümanlar yine zorlu şartlarda Medine’ye hicret ederek rahat bir nefes alıyorlar.
Aziz Peygambere (s.a.v.) iftira atanlar ona “Sen aramızı bozdun, aramızda fitne çıkardın.” diyebiliyorlar. Ne fitne çıkarması. Siz fitnenin tam ortasındaydınız da Allah Resulu (s.a.v.) sizi oradan çıkarmaya çalışıyordu.
Hz. Ömer (r.a.) tüm bu süreci bildiği ve kendisi de yanlış inançların etkisiyle sonradan pişman olduğu işler yapmışken, kurtulmasına vesile olan İslamiyet ve Hz. Peygamber aleyhindeki konuşmalara ve atılan iftiralara tabii bir öfke duymaktadır. Şimdi bu şekilde konuşanlardan birisi olan Süheyl de kendilerine esir düşmüştür.
Ama Hz. Ömer’in (r.a.) o büyük öfkesi bile hak Din olan İslam’ın denetiminden, süzgecinden geçmek durumundadır. Çünkü İslam bir kural ve hak dinidir. Size esir düşen birisinin de bir hakkı vardır, ona keyfi muamele yapamazsınız.
Bir Başka Örnek
Bu konuda müthiş bir örnek daha vardır: Übeyy İbni Halef ve oğlunun durumu. İbn-i Halef’in oğlu Abdullah Bedir savaşında Müslümanlara esir düşer. O da oğlunun fidyesini ödemek için gelir. Bu esnada Peygamberimiz aleyhisselama da şöyle der:
“Bir atım var, onu her gün on altı ölçek darıyla besliyorum. Bir gün üstüne binip seni öldüreceğim!”
Peygamber aleyhisselâm da ona:
“Sen o at üzerindeyken inşaAllah ben seni öldürürüm!” diye mukabele eder.
Oğlu serbest bırakılır ve birlikte dönerler ve Uhud savaşında da dediği gibi yapmaya çalışır ama aldığı darbeyle bilahare kendisi ölür.
Übeyy bin Halef dehşetli bir İslam düşmanıdır. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinin ilgili maddesinden özetleyerek aktaralım:
Kardeşi Ümeyye ile birlikte Übeyy, İslâmiyet’in doğuşunun ardından Resûl-i Ekrem’e karşı her türlü kötülüğü yapan Kureyş eşrafının yanında yer almıştır.
Çürümeye yüz tutmuş bir kemiği eline alıp ufaladıktan sonra Resûlullah’a doğru savurarak, “Toz olup gittikten sonra bu kemiğin diriltileceğini mi iddia ediyorsun?” dediği de rivayet edilir.
Bunun üzerine Yasin suresinde şu meâldeki âyetler (78-79) iner:
“Kendi yaratılışını unutup ta bize karşı misal vermeye kalkışır ve “Şu çürüyüp un ufak olmuş kemikleri kim diriltecek?” der.
De ki: Onları ilkin yaratmış olan diriltir; çünkü O her türlü yaratmayı en iyi bilendir.”
Şimdi bu Übeyy’e sormak lazım-dı: Hiç mi akletmiyorsun be kardeşim! Sen geçmişte İslam’a olanca düşmanlığı etmişsin. Şimdi oğlun Müslümanlara esir düşmüş. Esirken ona kötü davranılmamış, sen de oğlunu almak için gelmişken karşındaki aynı zamanda Devlet Başkanı olan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) karşı böyle konuşabilecek kadar da özgür bir ortamdasın. Bu hadsizliğinden dolayı Hz. Muhammed’in (s.a.v.) seni cezalandırmayacak kadar hilm sahibi ve sözünde duran bir insan olduğunu da biliyorsun. Derdin ne senin? Bırak şu önyargını, bırak haksız düşmanlıklarını.
Normalde değil yüzüne karşı, bir Devlet Başkanını çok uzaklardan tehdit etmenin bile bir cerimesi olabiliyor. Bu konuda sizin de hatırlayabileceğiniz yakın bir örneği kısaca paylaşalım:
2002 yılında 11 Eylül saldırılarının ardından, Beyaz Saray’a aşağıdaki içerikle bir e-posta gönderilir:
‘‘Ateşte boğulacaksınız. Beyaz Saray’daki koltuklarında oturan kişiler ve federal görevliler Kızılderililer gibi birer birer nallanacaksınız.’’
Buna benzer birkaç mesaj daha gelince e–postalarınızı sürülüp bunları İstanbul’da bir bilgisayardan gönderildiği anlaşılır. ABD Başkonsolosluğu’nun suç duyurusu üzerine bu bilgisayarı kullanan Ahmet Burak Ceylan hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açılır ama 2 yıl sonra herhalde delil yetersizliğinden dava beraatle sonuçlanır.
Bir e-postayla somut bir tehdit içermeyen bir mesaja bile on bin km öteden müdahale edilebiliyor. Diyelim bu hassasiyet, bir sahte bayrak operasyonu da olsa 11 Eylül ortamında mazur görülebilecek bir hassasiyet. Ama…
Ama esirler ve mahkûmlarla ilgili yakın zamanda Ebu Gureyb hapishanesinde, Sednaya hapishanesinde, şimdi İsrail hapishanelerinde insanlara yapılan dehşetli işkenceleri, Pol Pot’un ve benzerlerinin yaptıkları zulümleri ve tarihteki birçok dehşetli örneği düşünün.
Bunlar göz önüne alınınca, Peygamber efendimizin (s.a.v.) 15 asır öncesindeki bu güzel tavırları, insanlığa daima örnek olması gereken ne kadar yüksek bir medeniyet seviyesine işaret ediyor.
Allah azimüşşan bize ve bütün insanlığa bu eşsiz mirasın kıymetini bilebilmeyi nasip eylesin.
Her Gün Binlerce Tevbe-i İstiğfar Etsen
Başta kendi nefsime söylüyorum:
Diyelim nefiste bencillik var, ölçüsüz hırs var, dengesini yitirmiş türlü düşkünlükler var… Bu halleri terbiye edemiyorsan ve nefsi helal çerçeveye çekemiyorsan, inan yüzlerce beldeye, gurbetlerden gurbetlere gitsen, her gün binlerce tevbe-i istiğfar etsen, yüzlerce büyükten ders alsan, insanlara hizmet etsen, gözyaşı döksen, yansan yakılsan yeridir. Çünkü helalde geçmeyen, haramlarla geçen bir ömür en hafif ifadeyle insanın boğazına takılmış çatallı bir diken gibidir. Boğazına saplanıp kalır. Acısı da tarifsizdir.
Ama Allah öyle cömerttir ki bu ağır yüklerden kurtulmak için gurbetlerden gurbetlere atılmana gerek kalmaz. Sadece kalbin derinlerinden tövbe etsen, gerçekten Allah’a yönelsen, bir anda günahlarından ve hatalarından kurtulabilirsin.
Yeter ki samimi ol, sana tövbe nasip eden, seni tövbeye muvaffak kılan Allah o tövbelerinle seni bütün günahlarından ve yüklerinden de arındırır.
Kadir Gecesi
Ey Merhameti Sonsuz Rabbimiz!
Kadir Gecesi gibi eşsiz bir imkândan yararlanamadan nasipsiz geçip gitmekten koru bizi.
Kadir Gecesinin Sahibine hürmetsizlikten, Sana karşı her türlü su-i zandan muhafaza eyle bizi.
Âmin ya Erhamerrahimin!
Kabul Buyur, ey Merhametlilerin En Merhametlisi!
Kadir Gecemiz mübarek olsun.


YORUMLAR