Kültür ve Turizm Bakanlığı, envanterinde bulunan 600 binden fazla tarihi eseri kopyalanamayan dijital kimliklerle güvence altına alarak sahteciliğe karşı devrim niteliğinde bir adım attı. Görünmez DNA benzeri izlerle donatılan paha biçilemez eserler, artık dünyanın neresinde olursa olsun yapay zeka destekli sistemlerle anlık olarak takip edilerek koruma altına alınıyor.
Türkiye’nin zengin kültürel mirasını korumak ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılmasını engellemek amacıyla hayata geçirilen proje kapsamında, 600 bini aşkın tarihi eser dijital birer kimliğe kavuştu. Eserler üzerine uygulanan ve sadece özel teknolojik cihazlarla tespit edilebilen bu yöntem, laboratuvar ortamında dahi yeniden üretilemeyen kimyasal bir işaretleme içeriyor. Eserlere hiçbir şekilde zarar vermeyen bu teknoloji, yapay zeka algoritmalarıyla desteklenen DNA benzeri izler barındırıyor. Gözle görülmesi mümkün olmayan bu koruma kalkanı, tarihi varlıkların güvenliğini en üst düzeye çıkarırken, yüksek doğrulama kabiliyeti sayesinde eser takibini çok daha etkin bir noktaya taşıyor.
Yapay zeka destekli TraceArt sistemi küresel ölçekte nasıl izleme yapıyor
Sahtecilikle mücadelede yeni bir dönemi başlatan Bakanlık, yapay zeka destekli TraceArt sistemi ile Türkiye kökenli kültür varlıklarını dünya genelinde mercek altına alıyor. Bu teknoloji, küresel ölçekteki satış platformlarını, büyük açık artırma evlerini ve sosyal medya mecralarını 7 gün 24 saat tarayarak şüpheli görülen eserleri anında tespit ediyor. Sistemin radarına giren eserler, uzman ekipler tarafından incelemeye alınarak köken doğrulaması yapılıyor. 2025 yılı itibarıyla çok daha aktif bir şekilde kullanılmaya başlanan bu sistem, şimdiden yüzlerce eseri inceleme listesine dahil etti. Özellikle Britanya’dan iadesi sağlanan 16. yüzyıla ait iki nadide İznik çinisinin tespit edilmesinde TraceArt sistemi kritik bir rol oynayarak başarısını kanıtladı.
Müzecilik Ulusal Envanter Sistemi ile dijital dönüşüm nereye evriliyor
Müzecilik alanında kapsamlı bir dijital dönüşümün kapılarını açan Müzecilik Ulusal Envanter Sistemi (MUES), Türkiye genelindeki tüm müzelerin verilerini tek bir çatı altında birleştiriyor. Kültür varlıklarının envanter bilgilerinin merkezi bir veri tabanında tutulmasını sağlayan bu yapı, tüm süreçlerin şeffaf, hızlı ve izlenebilir olmasını sağlıyor. Sistemin bünyesinde yer alan Komisyon Modülü sayesinde, eserlerin müzelere kazandırılması ve değer tespiti gibi hassas işlemler uçtan uca dijital ortamda yönetiliyor. Ayrıca Özel Müzeler ve Koleksiyonerler Modülü ile özel koleksiyonlar da ulusal envantere entegre edilerek kontrol mekanizması genişletiliyor.
Bakan Ersoy eserlerin güvenliği en üst seviyeye çıkarıldı sözleriyle neyi vurguladı
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, dijital kimliklendirme ve MUES sisteminin Türkiye’nin kültürel mirasını koruma konusundaki teknolojik kapasitesini büyük oranda artırdığını belirtti. Bakan Ersoy, projeye dair yaptığı değerlendirmede “Bu uygulamalarla birlikte müzelerimizdeki eserlerin güvenliği en üst seviyeye çıkarılırken, sahtecilikle mücadelede de önemli bir mesafe kat edilmiştir.” ifadelerini kullanarak yeni sistemin caydırıcılığına dikkat çekti.
Bakanlık tarafından yürütülen Yapay Zekâ Destekli Kültür Varlığı Tanımlama Projesi, sadece fiziksel korumayla sınırlı kalmayıp dijital dünyadaki tüm hareketliliği de kapsıyor. TraceArt aracılığıyla internet ortamında Türkiye kökenli olduğu düşünülen varlıkların izlenmesi, tespiti ve arşivlenmesi süreci kesintisiz devam ediyor. Bu teknolojik hamleler, Anadolu topraklarından koparılan eserlerin geri getirilmesi ve mevcut eserlerin korunması noktasında Türkiye’nin elini uluslararası arenada güçlendiriyor.
