Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Artık küresel değişimin net anahtarı: Hürmüz! – Adem Kılıç

Adem KILIÇ – 06 Nisan 2026

 

 

Geride kalan 37 günün ardından, ABD/İsrail ve İran savaşı, artık sahada kazanılan mevzilerin ötesine taşmış ve doğrudan devletlerin dayanıklılık kapasitesini hedef alan bir aşamaya evrilmiş durumda.

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamalarında öne çıkan sert ton, askeri hedeflerin ötesine geçilerek, küresel olarak savaş suçu olarak kabul edilen bir şekilde, İran’ın enerji üretim altyapısı, ulaşım ağlarını ve kritik tesislerinin sistematik biçimde vurulacağını açıkça ortaya koyuyor.

 

Bu yaklaşım, klasik savaş doktrininden ziyade bir “felç etme stratejisi”ne işaret ediyor ve görünen o ki amaç artık, yalnızca askeri kapasiteyi zayıflatmak değil, aynı zamanda İran’ın ekonomisinin damarlarını keserek ülkeyi içeriden baskı altına almak üzerine şekillenecek.

 

Bu çerçevede enerji santralleri, petrol rafinerileri, doğalgaz işleme tesisleri, demiryolu hatları ve büyük köprüler artık birincil hedef haline dönüşmüş durumda.

 

Çünkü, Ukrayna savaşı başta olmak üzere modern savaşlar gösterdi ki; artık sahadaki saldırı üstünlüğü sadece cephelerdeki vuruş kabiliyeti ile belirlenemiyor.

 

İşte bu gerçeklik ışığında ABD’nin burada yaptığı tercih, sahada hızlı sonuç alamadığı bir savaşı, İran’ın “sistem kapasitesini” aşındırarak kazanma arayışı olarak okunmalıdır.

 

Ancak bu stratejinin sahadaki karşılığı, Washington’un hesapladığından daha karmaşık bir tablo haline gelebilir.

 

Çünkü İran, bu tür baskılara karşı geri çekilmek yerine, sürekli olarak savaşın doğasını değiştiren bir refleks gösteriyor.

 

Zira; İran’a karşı her altyapı saldırısı, İran’ın daha geniş bir coğrafyada ve daha belirsiz araçlarla karşılık verme eşiğini aşağı çekiyor ve ABD’nin bölgesel müttefikleri için adeta bir kabusa dönüşüyor.

 

İran’ın kontrollü tırmanma stratejisi

 

İran, doğrudan konvansiyonel bir karşılık vermek yerine, savaşın maliyetini yayarak artıran bir strateji izliyor ve geride kalan 37 günde bu yaklaşımda en dikkat çeken nokta, hedef seçiminin sembolik değil sistemik olması.

 

Köprüler, enerji transfer hatları, liman bağlantıları ve kritik lojistik hatlar, İran’ın öncelikli hedef setine dönüşmüş durumda. Amaç, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını doğrudan vurmak değil; bu varlığın sürdürülebilirliğini zorlaştırmak.

 

Bu strateji aynı zamanda da zamana oynayan bir karakter taşıyor.

 

Zira İran, kısa sürede büyük bir askeri başarı elde etmeyi hedeflemek yerine, savaşın maliyetini yavaş yavaş yükselterek ABD küresel arenada ve müttefikleri nezlinde baskı kurmayı amaçlıyor.

 

Bu nedenle saldırılar genellikle düşük yoğunluklu ama tam olarak misilleme mantığı ile ve süreklilik arz ederek devam ediyor.

 

Gelinen noktada, yani savaşın uzadığı böyle bir savaşta, şüphesiz psikolojik boyut da en az fiziki yıkım kadar önemli.

 

İran, kendi altyapısına yönelik saldırılara benzer ölçekli karşılıklar vererek bir tür “eşitleme” politikası izliyor. Böylece savaşın tek taraflı bir yıkım sürecine dönüşmesini engellemeye çalışıyor ve psikolojik olarak üstün olmasa da, bunu kaptırmayı da istemiyor.

 

Bu yaklaşım, özellikle Körfez’deki enerji hatlarına ve ABD müttefiklerinin ekonomik damarlarına yönelik örtülü ya da doğrudan saldırılarla daha görünür hale geliyor ve İran, savaşı coğrafi olarak genişletmeden etkisini genişletme stratejisi izliyor.

 

Enerji altyapısına saldırıların etkisi ne olur?

 

Gelinen noktada şüphesiz olarak; tıkanan askeri hatların ardından, enerji santralleri ve altyapı ağları bu savaşın en kritik cephelerinden biri haline gelmiş durumda.

 

İran’ın elektrik üretim kapasitesine yönelik yoğun saldırılar, ilk etapta savunma sanayi üretimini ve askeri sistemlerin sürekliliğini sekteye uğratma potansiyeli taşıyor.

 

Özellikle hava savunma sistemleri, radar ağları ve füze üretim tesisleri enerjiye bağımlı yapılar olduğu için bu alandaki kesintiler doğrudan askeri kapasiteye yansıyabilir.

 

Bunun ötesinde, enerji altyapısının hedef alınması şehir hayatını doğrudan etkileyerek iç kamuoyunda baskı oluşturabilir.

 

Uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt dağıtımında aksaklıklar ve sanayi üretiminde düşüş, İran içinde ekonomik ve sosyal gerilimleri artırabilir. Washington’un hesaplarından biri de tam olarak bu: askeri baskının iç siyasi baskıya dönüşmesi.

 

Ancak bu tür saldırılar, İran’ı geri adım atmaya zorlamaktan ziyade daha sert ve yaygın karşılıklar vermeye itebilir.

 

Çünkü Tahran açısından bu savaş artık yalnızca askeri bir mücadele değil, varoluşsal bir mesele olarak okunuyor ve bu durum, İran’ın risk eşiğini ciddi biçimde düşürüyor ve sahada daha agresif bir hal almasına neden oluyor.

 

Ve tüm bu gelişmelerin ışığında süreç, haftalar önce yine World Of Türkiye satırlarında yazdığım üzere, Hürmüz Boğazı’nda kitleniyor.

 

Hürmüz boğazında tırmanma senaryosu

 

Hürmüz Boğazı, mevcut savaşın en hassas kırılma noktası olarak aslında ilk günden itibaren öne çıkıyor.

 

Küresel petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık dörtte birinin geçtiği bu dar boğazı İran, klasik askeri kapasitesinin ötesinde stratejik bir kaldıraç olarak kullanıyor.

 

İran’ın buradaki, askeri literatürle  “gri alan” taktikleri, hem ABD’nin müttefikleri ve dolayısı ile ABD üzerinde sürekli baskı oluştururken, küresel etkileri ile de savaşı gündemin bir numaralı maddesi haline getiriyor.

 

Zira; boğazda İran tarafından ortaya konulabilecek mayın riski, süratli hücum botlarıyla yapılabilecek saldırılar, kamikaze İHA’lar ve kıyı boyunca konuşlu anti-gemi füzeleri, deniz trafiğini tamamen durdurmadan işlevsiz hale getirebilir.

 

ABD’nin stratejik açmazı ve sonuç

 

Washington açısından en büyük sorun, savaştan önce askeri olarak kontrol edilebilir olarak gördüğü  bir alanın artık sadece askeri değil, aynı zamanda da ekonomik ve politik olarak yönetilemez hale gelmesi olarak öne çıkıyor.

 

ABD’nin bir diğer açmazı ise müttefiklik boyutunda ortaya çıktı.

 

Avrupa ve Asya ekonomileri, Hürmüz üzerinden akan enerjiye yüksek derecede bağımlı. Bu nedenle ABD’nin sert askeri hamleleri, müttefikler üzerinde ekonomik baskı yaratıyor ve stratejik uyumu zayıflatıyor. Bu da İran’ın tam olarak hedeflediği “maliyeti yayma” stratejisini güçlendiriyor.

 

Gelinen aşamada ABD-İran savaşı, kazananı kolay tarif edilebilecek bir çatışma olmaktan çıkmış durumda ve ABD’nin altyapı odaklı baskı stratejisi İran’ı zayıflatma potansiyeli taşısa da aynı anda bölgesel ve küresel sistemi daha kırılgan hale getiriyor.

 

İran ise doğrudan askeri üstünlük kuramayacağını bilerek savaşın maliyetini küreselleştirme yoluna gidiyor ve bu noktada Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir kaldıraç olarak kullanıyor.

 

Önümüzdeki süreçte belirleyici olan, tarafların ne kadar ileri gidebileceği değil, hangi noktada geri dönüşü olmayan bir eşiği aşacakları olacak.

 

Çünkü bu savaş artık yalnızca iki ülke arasında değil, küresel enerji düzeninin kalbinde yaşanıyor ve Hürmüz’de yaşanacak olan askeri çatışma, sadece küresel ekonomiyi sarsmakla kalmayacak aynı zamanda uluslararası sistemi de köklü biçimde dönüştürecek.

 

Hürmüz ABD’nin Yeni Vietnam’ı mı Olacak? – Adem Kılıç

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER