Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

ABD– İran Ateşkesi Hürmüz Boğazı’nda Boğulurken

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 27 Nisan 2026

 

26 Nisan 2026 sabahı ABD Başkanı Trump’ın, katıldığı bir yemekli toplantıda konuşmasından hemen sonra tek kişilik bir silahlı saldırı gerçekleştirildiği duyuldu. Üstelik 45 yıl önce bir diğer Cumhuriyetçi Başkan Reagan’da 30 Mart 1981’de aynı otelden (Washington Hilton Oteli) çıkışta tek kişinin silahlı saldırısına uğramış, kalbinin 2.5 cm yakınına mermi isabet etmişti.

Trump, ikinci kez suikastten yaralanmadan kurtuldu. Bu durum, özellikle son aylarda Epstein olayı ve İran’da çakılan savaş politikası ile güç duruma düşen Trump’ın, gündemi değiştirme tertibi olabileceğini de akla getirdi. Ancak konumuz Trump’a suikast değil, Trump’ın başlattığı İran savaşı ile küresel ölçekte başlattığı enerji suikastıdır. Zira üzerinde çok konuşulan ateşkes, ABD’nin son anda çark etmesiyle adeta Hürmüz Boğazı’nda boğuldu!

Ateşkesi Frenleyen Gelişmeler ve Talepler Arasındaki Derin Uçurum

Trump, en hayati konularda bile “Kervan yolda düzülür!” veya “Stim arkadan gelsin!” mantığıyla hareket etmeye alışmış. Bu tür uygulama ticarette olabilir ama ülkelerin milli çıkarları söz konusu ise mümkün değildir. Öyle anlaşılıyor ki Trump, ikinci kez başkan seçildikten sonra ziyaret ettiği Suudi Arabistan, Katar ve BAE krallık/şeyhliklerinin şifahen kolaylıkla verdikleri 3.2 trilyon dolarlık yatırım ve silah alımı sözlerinin benzerini İran’dan da bekler gibi.

İran yöneticileri bu mirasyedi Körfez Ülkeleri yöneticileri gibi değiller. Üstelik Trump’ın verdiği sözlerden kısa bir süre sonra dönme yanlışlığını da iyice anladılar.

Pakistan’ın aracılığında 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad’a bir araya gelen heyetlerin görüşmeleri, ABD’nin “Maç başladıktan sonra kural değiştirme” hareketi üzerine çıkmaza girmiş, ardından ABD Başkan Yardımcısı Vance ve beraberindeki heyet İslamabad’tan ayrılmıştı.   

E-gazetemiz WOT’un 14 Nisan 2026 tarihli sayısında “Ateşkesten Ambargoya: İran’a Karşı Nükleer Silah Riski Artıyor” balıklı yazı altında İran-ABD ateşkesinin mevcut talepler dikkate alındığında ‘Çatışmaların Çözümlemesi’ disiplini açısından değerlendirilmiş ve “barış için gerekli şartların oluşmadığı” belirtilmişti.

Bu açıklama “Yani her ne kadar taraflardan ABD (zoraki olarak İsrail) ve İran, Pakistan tarafından kendilerine iletilen karşılıklı maddeler üzerinde müzakereye başlayabileceklerini bildirmişlerse de, müzakereler sırasında iki inatçı keçi gibiydiler. Zira her iki taraf da belirledikleri kırmızı çizgilerden geri adım atmadılar!” ifadesiyle de desteklenmişti.

Pakistan, yeni bir girişimle tarafları tekrar bir araya getirmeye çalıştı. Ancak ABD, ilk ateşkes görüşmelerinin başladığı günden itibaren Hürmüz Boğazı’nda abluka uygulamaya başlayınca ve “muzaffer” bir ülke gibi davranınca, İran’ın ateşkese yönelmesini frenledi.

Bilindiği üzere İran, Basra Körfezi’nden dış dünyaya açılacak gemiler içerisinde ABD ve İsrail bağlantılı olanlar dışındakilerin Hürmüz Boğazı’ndan çıkışına izin veriyordu. ABD ise İran’a yönelik hemen her geminin Hürmüz Boğazı’ndan körfeze girişini engellemektedir. Yukarıda belirtilen yazıda da açıklanmış olduğu gibi taraflar “Çatışmaların Çözümlenmesi” açısından “olgunlaştırılmış” şartlara haiz değiller. Yani ne taraflardan en az biri “pes” diyor, ne de her ikisi “Artık savaşı bırakalım ve barış için müzakere yapalım!” demiyor. Her iki taraf da kendisinin “galip” olduğunu ileri sürüp buna inandığı için barışın bir an önce gelmesi sadece hayaldir.

Ateşkesin başlangıcında İran’ın ileri sürdüğü 10 şart başlangıçta ABD tarafından “kabul” görmüş gibi iletilmişti. Bunlar içerisinde İsrail’in Lübnan saldırılarının durdurulması da var iken İsrail’in ısrarı ile ABD pas geçmişti. Öte yandan İran’ın bölgedeki Hizbullah, Haşdi Şabi ve Yemen’deki Husiler gibi “vekil güçlerine” desteği kesmesi de söz konusu değildi. İran, nükleer silah üretmeyeceği sözünü verirken, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden zerrece taviz vermeyeceğini belirtmişti. Keza, savaş tazminatı olarak da 270 milyar dolar talep ediyordu. Buna ABD’nin bölgedeki üslerini kapatması da ekleniyordu. Bir de Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin ücrete bağlanması da eklendi.

Tüm bunlar, “galip bir devletin istekleri” gibidir. Buna karşılık ABD, tüm bu isteklerin adeta tam tersini savunmaktadır. İlaveten İran’ın silah üretim tesislerini kapatmasını, füze üretimini durdurmasını da talep etmektedir. Yani Trump yönetimindeki ABD de “galip devlet” gibi davranmaktadır. İki taraf da tek geçişin olduğu köprüde karşılaşan “İki inatçı keçi” gibi davranırken, küresel ölçekte beklenen bir barışın gelmesi için daha uzun süre beklenecek gibidir.

ABD, 2018’den beri artarak uygulanan yaptırımlara ilaveten, 40 günlük savaşta altyapısına vurulan darbeler ve uygulanan abluka ile İran’ı dize getirebileceği beklentisi içerisindedir. Yani İran’ın ekonomik açıdan dayanacak gücünün yakında tükeneceği ve ABD’nin istediği koşullarda bir ateşkese yanaşacağı beklentisi içerisindedir.

Buna karşılık İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 25 Nisan 2026’da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le telefon görüşmesinde “ABD’nin son dönemde İran’a yönelik deniz ve saha kısıtlamalarını artırmasını  güven inşası ve diplomasi açısından ciddi bir engel” olarak gördüklerini ifadeyle “ABD’ye açık tavsiyemiz şudur; sorunların çözümü için uygun bir zemin oluşturulacaksa, öncelikle kuşatma dahil olmak üzere operasyonel engeller kaldırılmalıdır. Zira İran, baskı, tehdit ve kuşatma altında dayatılan müzakerelere girmeyecektir!” diyerek, ABD’nin beklentilerinin tersine bir cevap verdi.

Hürmüz Boğazı’nın Kapatılmasının Anlamı

Küresel ölçekte günlük petrol tüketiminin %21’ine yakını Hürmüz Boğazı vasıtasıyla dış dünyaya ulaştırılmaktadır. İlaveten başta Katar’dan olmak üzere bölgeden LNG nakliyatına ihtiyaç duyulduğu gibi,  bilhassa uçak yakıtlarının tedarikinde de Körfez’e bağımlılık mevcuttur.

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde ücret talebi, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine ve uluslararası anlaşmalara aykırıdır. Zira doğal bir yapıdaki Hürmüz Boğazı; Süveyş Kanalı, Korint Kanalı, Kiel Kanalı ve Panama Kanalı gibi insan eliyle inşa edilen kanallardan farklıdır. Yani Cebeli Tarık, Babülmendep, Malaga ve Skagerrak boğazları gibi serbest geçiş rejimine tabidir. Türk Boğazları bile bazı koşullarda serbest geçiş rejimine tabi olup, talep edilen bazı hizmetler karşılığında ücret ödemeleri yapılmaktadır.

Öte yandan ABD’nin İran’a yönelik ablukası da sadece İran’ı değil, İran’la vaktiyle sözleşme yapan ve İran petrolüne bağımlı olan pek çok ülkeyi ilgilendirdiği için “haklı” bir gerekçe değildir.

Her iki tarafın haksız uygulamaları, Trump’ın tutarsız konuşmalarıyla inişli çıkışlı bir grafik çizse de, petrol ve doğalgaz fiyatlarını 100 doların üzerinde tutmaktadır. Bu ise küresel ölçekte ekonomik krizin en büyük tetikleyicisi olacaktır.

Sonuç

Ne yazık ki yakın bir gelecekte ABD-İran ateşkesinden söz edebilmek mümkün değildir. En azından taraflar Hürmüz Boğazı ile ilgili sınırlamaları gevşetir ya da kaldırırlarsa petrol ve doğalgaz fiyatları birkaç ay içerisinde makul seviyelere düşebilir ve küresel ekonomi “zarardan kar” edebilecek hale gelebilir.

Tarafların karşılıklı güven bunalımı devam ederken, bu gelişmeden en büyük zararı görecek olanlar gene yoksul ve gelişmekte olan ülkeler ile insanları olacaktır. Ancak olumsuzluğu tetikleyen ABD, İsrail ve İran’a ilaveten hemen tüm ülkeler bu olumsuz gelişmeden etkilenebilecek, muhtemelen bazı ülkelerde rejimler değişecek, seçimlerde iktidarlar yer değiştirebilecektir.

Ekonomik ve siyasi gelişmeler açısından Rusya-Ukrayna savaşından çok daha etkili olan bu son “Körfez Savaşı” ile sadece Körfez’in boğazı değil, adeta dünyanın petrol boğazı sıkıldı. Bu gidişatın durdurulması için Çin, Körfez Ülkeleri, Avrupa, Hindistan, Avustralya, Japonya ve hatta Rusya gibi ülkelerin daha fazla devreye girmesine ihtiyaç vardır. Ya da Amerikan Kongresi, savaşı “önleyici harekat” gibi göstermeye çalışan Trump yönetiminin “yasa dışı savaşını” bıraktırmalıdır. İran ve ABD bir şekilde ikna edilmeli, Ortadoğu’daki İsrail saldırganlığı frenlenmelidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER